Merhaba
HABERİNİZ VARMI? FETHULLAHIN FETVASI UYGULANMIŞ
Avrupa'daki Milli Görüş teşkilatı, 2007 takviminde Kelime-i Şahadetten Hz. Muhammedi çıkardı. Takvimde, sadece "Eşhedü en lâ ilahe illallah" sözüne yer verildi.
ABD'nin emrine giren Gülen, fetva vererek "Muhammed Allah'ın resulüdür" denilmemesini söylemişti. "Dinlerarası Diyalog" göreviyle verilen fetva, sonunda Milli Görüş'ün takviminde de boy gösterdi.
RUHSAR ŞENOGLU/SERDAR BOLAT
http://img171.imageshack.us/img171/8163/igmigtakvimlargejb4.jpg
İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı (IGMG), 2007 takviminde Hz. Muhammed'i Kelime-i Şahadet'ten sildi! Avrupa çapında dağıtımı yapılan takvimde, hat yazısıyla "Eşhedü en la ilahe illallah" sözüne yer verildi. IGMG Tanıtma Başkanı İlhan Bilgü, toplam 100 bin takvim bastıklarını, bunların 12-15 bininin bu hatla yayınlandığını söyledi.
"Eşhedü en lâ ilahe illallah" sözünün anlamı; tanıklık ederim ki, Allah'tan başka tanrı yoktur. "Söz" diyoruz, çünkü "Kelime-i Şahadet" desek, değil. Kelime-i Şahadet; Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhamme-den abdühû ve resulühu. İslam'ın birinci şartını yerine getirmek için söylenen kelam. Anlamı; tanıklık ederim ki Allah'tan başka tanrı yoktur ve yine tanıklık ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir.
Kelime-i Şahadet'ten Hz. Mu-hammed'in çıkarılması, İslami çevrede Fetullah Gülen tarafından başlatılan güncel bir tartışma konusu.
Ne Demişti CIA'nın Kefil olduğu Fethullah
FETULLAH GÜLEN: 'MUHAMMED ALLAH'IN RESULÜDÜR' DEMEYİN
Fetullah Gülen "Fasıldan Fasıla" adlı kitabında şöyle diyordu: "Herkes Kelime-i Tevhid'i esas alarak çevresine bakışı yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir.
Hatta Kelime-i Tevhid'in ikinci bölümünü; 'Muhammed Allah'ın resulüdür' kısmını söylemeksizin, sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır".
Görüldüğü gibi, ABD'nin emrine giren Fetullah Gülen, Müslümanlara açıkça Muhammed'i
anmamalarını tavsiye ediyor.
__________________
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?
06:30 | Etiketler: fethullah gülen, mason, vatan hainleri | 0 Comments
BU FOTOĞRALAR NE ANLATIYOR -FETHULLAH GÜLEN'in ALBÜMÜ-
-FETHULLAH GÜLEN'in ALBÜMÜ-
ALBÜM - 1
New Jersey’de ADL* Başkanı Abraham Foxman İle
09.10.1997
* ADL: Anti-Defamation League
B’nai B’rith’in bir koludur.
Yahudiliğe veya Siyonizme kenarından bile dokunanlara hemen Anti-Semitik damgası vurarak onları büyük bir insanlık suçu işlemiş durumuna düşürerek mahvetmeye çalışan ve her zaman bunu başarmış olan son derece saldırgan bir kuruluştur.
Bu kuruluş aynı zamanda Fethullah Gülen’in bazı kitaplarını bedava basıp dünyanın dört bir tarafına dağıtmaktadır.
ALBÜM-2
Papa Görüşmesi Sırasında Vatikan’da Gezerken
09.02.1998
Papa II. John Paul İle Hediyeleşirken
09.02.1998
Papa II. John Paul İle Görüşme Öncesi Reha Erus İle
09.02.1998
ALBÜM-3
Dünya Kiliseler Birliği CMEP Üyelerini Kabulünde
19.02.1998
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda İsrail Hahambaşısı Bahshi Doron İle
25.02.1998
Kültürlerarası Diyalog Sempozyumunda Süryani Lideri Yusuf Çetin İle
07.03.1998
Kültürlerarası Diyalog Sempozyumunda
07.03.1998
ALBÜM-4
Yahudi Liderler Heyeti İle
08.03.1998
Ortaköy Mecidiye Camii’nde Sezer Tansuğ’un Cenaze Namazında
19.03.1998
ALBÜM-5
Vatikan Ankara Büyükelçisi Pier Luigi Gelata ve George Marovitch’in Fethullah Gülen’i Ziyareti
14.04.1997
Vatikan İstanbul Temsilcisi Georges Marovitch’in Fethullah Gülen’i Ziyareti
19.11.1997
ABD’de Kardinal John O’connor İle
12.07.1997
__________________
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?
06:28 | Etiketler: diyalog, fethullah gülen, mason, vatan hainleri, vatikan | 0 Comments
Meclisdeki HAİN İhsan Arslan’ın Gerçek yüzü
Meclisdeki HAİN İhsan Arslan’ın Gerçek yüzü
Arslan’ın, 1991 yılında Musa Anter, Ömer Vehbi Hatipoğlu, İsmail Beşikçi, Hüseyin Okçu, Azad Germiyani, Ali Bulaç gibi isimlerle Güneydoğu meselesi ile ilgili sorulara verdiği cevapların toplandığı ‘Kürd Soruşturması‘ isimli kitaptaki görüşlerinin temeli devlet düşmanlığına oturuyor.
Devletin, Güneydoğu politikasının yanlış olduğunu, devletin Kürtler’i ezdiği, baskı yaptığı gibi iddiaları ortaya atan AKP’li milletvekili, doğum yeri olan Batman’ın Sason İlçesi’ni ‘Kürdistan’ toprağı olarak niteliyor.
PKK’lı teröristlere ‘gerilla’ diyen Arslan, PKK’nın vahşetlerini ise ‘Ulusal Kurtuluş Savaşı’ olarak değerlendiriyor. PKK eylemlerini “alkışlanacak bir başkaldırı” olarak niteleyen Arslan, Misaki Milli sınırlarının ise “hiç bir şey ifade etmediğini “ söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtleri 70 yıldır ezdiğini savunan AK Partili vekil, Türkiye’nin tamamında “Eyalet Sistemi” uygulanmasını istiyor.
İşte İhsan Arslan’ın gerçek zihniyeti;
- İster TC’nin zulmünden, devletin teröründen bahsedelim, ister PKK’nın Kurtuluş Mücadelesi’ne dönüşen eylemleri yahut sivillere yönelik katliamlardan bahsedelim, ister bu gelişmeler karşısında bölgede Müslümanlar’ın takınması gereken tavrın ne olması gerektiğinden, netice değişmiyor…
- İğneyi kendinize, sonra çuvaldızı karşınızdakine batırın. Bu inkarcı ve kanlı politikalar karşısında siz olsaydınız ne yapardınız? Son İslam devletini, hilafet makamını ve onun müesseselerini hangi sebeple olursa olsun ortadan kaldıran ve yegane politikası İslam’a düşmanlık ve onu yok etme esası üzerine kurulan bir zihniyet ve otoriteye karşı girişilen tüm isyan ve baş kaldırıları alkışlamak gerekir.
- Mücadelenin ilk günlerinde bir köye gece gizli gidebilen gerilla timleri, artık gündüzleri gitme imkanı bulmuştur…
- Zulme karşı verdiği mücadele sonunda halkın mazlumiyeti yanında ve onun yegane koruyucu ve destekçisi konumuna giren gerilla hareketi, bu imajı ile bölge halkının gözünde muteber bir kişiliğe sahip olmuştur.
- Başlangıçta silahlı mücadele ile şiddet uygulayan devlet arasında bocalayan halk, daha sonra ulusal kurtuluş mücadelesi verdiği kabul edilen PKK hareketi yanında yer almaya başladı.
- Çeşitli iç ve dış mahfillerin hesap ve senaryosu sonucu HEP Temsilcileri SHP bünyesinde parlamentoya girme fırsatı elde etti. Bu Kürd milletvekilleri de parlamentoyu ulusal mücadele için bir cephe yapmaktan geri kalmadılar.
- Devlet geçen 70 yıl boyunca Kürdler’e haksızlık yapıldığını açıkça itiraf ederek Kürdler’in sosyal ve siyasal yaşamda kendilerini ifade etmelerine imkan tanınmalıdır…
- Askeri önlemlerin çare olmayacağı düşüncesinden hareketle bölgedeki tüm ilave askeri birlikler geri çekilmeli, Özel tim ve koruculuk sistemi kaldırılmalıdır.
- Ve son olarak Özal ile aynı öneride bulunmanın sıkıntısını duymakla birlikte, kısa vadede alınması gerekli yegane önlemin (aynı zamanda yegane çözümün) Türkiye’nin tamamına uygulanacak yeni bir ‘EYALET SİSTEMİ’ olduğunu hatırlatmak isterim.
“Benim vatanım Kürdistan”AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan’ın, Kürd Soruşturması isimli kitaptaki, hakaret içeren sözlerinden bazıları da şunlar:
- Kemalist, laik ve demokratik ilkeler, TC Anayasası’nın ilk ve temel ilkeleri, Türkiye’de yaşayan herkese zorla dayatılmaktadır. Yani Türkiye’de varolan herkes, bu ilkelere iman etmek ve yaşamının her safhasında ona uygun amel etmek zorundadır.
- Yapmaya çalıştığım izah çerçevesinde, doğduğum yer olması itibariyle Kürdistan vatanımdır. Halen yaşamakta olduğum yer itibariyle de Türkiye vatanım durumundadır. Ayrıca Ay ve Merih’te değil de dünya coğrafyasında yaşıyor olmam nedeniyle de dünya vatanımdır…
- Şuraya gelmek istiyorum. Müslümanların vatanı neresi ise orayı korumak, orayı kurtarmak ve vatan diye orasını isimlendirmek gerekir. Bu manada Türkiye coğrafyasının Misak-ı Milli ile çizilen sınırları hiçbir anlam ifade etmemektedir…
Bu düşüncelere sahip bir Akp milletvelilinin hükümetin Güneydoğu Anadolu’da izlediği politikalarda Tayyip Erdoğan’a danışmanlık görevinde bulunması Akp’nin ülkenin bölünmez bütünlüğü üzerinde nasıl bir tehlike unsuru oluşturduğunu ispatlamıyor mu…? Ülkenin bölünmez bütünlüğü en son hangi hükümet sırasında bu kadar tartışılır konuma geldi…Tayyip Erdoğan’ın akıl hocalarının zihniyetlerini okuyunca geldiğimiz durumun vehametine şaşmamak gerek ..
kaynak: günay aksu
__________________
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?
06:17 | Etiketler: akp, vatan hainleri | 3 Comments
Said-i Nursi''den Gülen''e; Diyaloğun sonu Hıristiyanlık!
Said-i Nursi''den Gülen''e; Diyaloğun sonu Hıristiyanlık!
Engin Ardıç, meseleyi "Meleklerin cinsiyetini tartışmak" zannetse de son zamanlarda Türkiye''de olup bitenler, sadece Türklerin değil, bütün insanlığın geleceği ile ilgilidir. Çünkü bu tartışmalar, bilimsel zihniyetin nasıl inşa edilebileceği ile ilgilidir.
Türkler gibi tarih yapan bir milletin dini anlayışında operasyon yapılıyor, hatta Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk''ün belirttiği gibi, "Anadolu topraklarında 1000 yıldan fazla yaşanan İslam, ''Ilımlı İslam'' haline getirilmek isteniyor, namaz Hıristiyanlaştırılıyor, cami kiliseleştiriliyor. Bunu, küresel güçlerle Hıristiyan güçler planlıyor."
Öztürk, 1500 yıldır ilk defa, karma namazın Türkiye''de görüldüğünü belirterek, ''''Bunun, dini öğeleri kullanarak iktidar olmuş bir parti döneminde yapılması ve parti danışmalarından birisinin eşinin de burada yer alması önemlidir'''' diyor.
***
Ertuğrul Özkök ise yazısında bu defa önemli bir tespit yapmış. Fakat bu tespiti olumlu bir gelişmeymiş gibi sunuyor.
"İslami Kalvinizmi, yani Protestanlarınkine benzer İslami zihniyet reformunu hazırlayan ana damarlar nedir?" diye sorduktan sonra Avrupa İstikrar Girişimi''nin raporunda yer verilen Hakan Yavuz''un görüşlerinden alıntı yapıyor.
Yavuz, ilk ana damarın, Anadolu''daki "Sufilik" akımı olduğunu belirtiyor. Yavuz, Türkiye''de yani cumhuriyet döneminde ise İslami reformu, Said-i Nursi''nin başlattığını belirtiyor.
Özkök, "Türkiye''deki ''İslami Kalvinistlerin'' sayısı kaçtır?" diye sorduktan sonra "Eğer bunu Türkiye''deki Nurcuların sayısıyla ölçeceksek, raporun verdiği rakam şu: Nur hareketinin Türkiye''de tahmin edilen taraftarının sayısı 5-6 milyon" cevabını veriyor.
Özkök, kendisi soruyor:
"Türk ekonomisinin yeni motor zihniyetini oluşturan bu ''Kalvinist Müslüman'' veya ''Protestan Müslüman'' hareketinin fikri lideri kimdir?"
Yine kendisi cevap veriyor:
"Bana göre ''Kalvinist Müslüman'' hareketin lideri Fethullah Gülen''dir."
Çok doğru! İşte biz de bunu diyorduk.
Hakan Yavuz''un sufilik ve Saidi Nursi ile ilgili tespitleri de doğrudur!
***
Özkök, "Rahmetli Prof. Sabri Ülgener''in kitaplarını yeniden ve daha dikkatle okuma zamanı geldi" diyor ya, Ülgener, "İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası kitabında, tasavvuf ve mistizmin Osmanlı''yı nasıl çökerttiğini ortaya koyuyor. Yani Fethullah Gülen düşüncesinin Türkiye''yi çökerteceğinin dayanaklarını Ülgener''de bulabilirsiniz.
"Türk Weberi" denilen Ülgener bir iktisat profesörüydü, babası ise bir tasavvufçuydu. Ancak ona göre, Türk kozmolojisinin ürünü olan "Alp" karakteri "eren"leşince, "İnsan-ı Kamil olmak" dünyadan el etek çekip Tanrılaşmak gibi uygulanınca Osmanlı orada çökmüştü.
***
Yümni Sezen''in "Dinlerarası Diyalog İhaneti" kitabında anlattığı gibi, Saidi Nursi,1950''de Roma''ya, Papa 12.Pius''a Risale-i Nur Külliyatı''nı gönderdi. Saidi Nursi, Nur talebelerinin askere katılmak yerine Kur''an çalışarak zamanlarını değerlendirmelerini istiyordu. (Yakında ''insani redçiyiz'' diye ortaya çıkarlarsa şaşırmayın) Ve Nursi''ye göre, çağın mütecaviz dinsizliğine karşı Hıristiyanlarla ittifak sağlanabilirdi! Şöyle diyordu: "İman ehli, değil Müslüman kardeşleriyle, Hıristiyanların dindar ruhanileriyle de ittifak etmek, ihtilafları nazara almamak, niza etmemek gerekir."
Tıpkı bugünkü gibi değil mi?
Ona göre, Müslümanlık-Hıristiyanlık ittifakını bozmaya çalışan komünistlere karşı üç zümre, Nurcular, Hıristiyan Ruhaniler ve Misyonerler uyanık olmalıdır. (Emirdağ Lahikası, 1, 1712)
OPUS DEI cemaatinin kullandığı "hoşgörü" ve "diyalog" sloganları ile ortaya çıkan Fethullah Gülen''in, üstadının izinden gittiği çok açıktır.
Thomas Michel diyor ki, "Papa John Paul ve S. Nursi''nin fikirlerini mukayese ettiğim zaman şok edici benzerlikler görüyorum."
Fethullah Gülen de biliyorsunuz Papa''ya "Dinlerarası diyalog misyonunun takipçisi olduğunu "Rabbin aciz kulu" imzalı bir mektubu Papa''ya bizzat vererek ilan etmiştir!
***
Ertuğrul Özkök, Sabri Ülgener''i okusun tabii ama, önce Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Doç. Dr. Sönmez Kutlu''nun "İmam Matüridi ve Maturidilik" kitabını okusun. Görecektir ki, Kayseri''de "İslami Protestanlık" gibi gösterilen iktisadi gelişmenin ana kaynağı, Türklerin genlerinde bulunan Maturidi felsefesedir.
Zaten, Protestanlık veya Kalvinizm, Maturidi''de billurlaşan, ama binyıllar öncesinden var olan Türk kozmolojisinin kötü bir taklididir.
Bizim yapacağımız iş, Maturidi''nin İslam anlayışını öğrenmek ve o kanaldan Türk kozmolojisini, yani kendimizi tanımaktır. Biz kendimizi tanımadığımız için, Türk kozmolojisinin taklidi olan ama esasen Zerdüşt ve Hermes''e dayanan ve ahlakı hiçe saydığı için emperyalistleşen Protestanlıktan, Kalvinistlikten medet umanlar, zavallı kitleleri peşinden sürükleyebiliyor!
Bizim aydınlarımız artık bu gerçeği görmek zorundadır.
yazar: Arslan Bulut
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?
06:14 | Etiketler: diyalog, fethullah gülen, saidi nursi, vatan hainleri | 2 Comments
HAİNLİK ÖĞÜTLERİ-Risale-i Nur Denen Kepazelik! Kürt Sait'in gerçek yüzü(Hepsi kanıtıyla)
HAİNLİK ÖĞÜTLERİ-Risale-i Nur Denen Kepazelik! Kürt Sait'in gerçek yüzü(Hepsi kanıtıyla)
Ve işte Kürt Saidin GERÇEK YÜZÜ kendi sitelerinden kaynaklı olarak karşınızda!Bugüne kadar forumda bu adamı savunanlar bizlere'Hangi babayiğit kaynak gösterecek,risalelerden kanıt koyacak'diyordunuz işte MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİNDEN BİRİ çıktı ve beklenen gün geldi!Bu adamın ne mal olduğu kendi sitelerinden kanıtlarıyla birlikte bu konu başlığında!
Bu konuyu arşivleyin,yakınlarınıza,bu kepazeliği savunanlara kaynak olarak gösterin!Bir haftalık emeğin sonunda hazırlanan konuyu dikkatle okuyun!
BAŞLIYORUZ...
Zaman zaman hepimiz duymuşuzdur. Risale-i Nur denilen, safsata ve kepazeliğin dik alası kitapta;Ata' mıza hakaretler edilmekte,deccal denilmekte,kendini peygamber sanan bir deli, (Said-i Nursi!!!!) halkın beynini yıkamakta, o saçma kepazeligi Kur'an ile eş tutmakta, o saçmalıkların kendisine Allah tarafından geldigini söylemekte, pek çok keramet ve mucizeler oldugunu yazmaktadır.
Bunları çoğu kez duymuşuzdur ve bu safsata'nın tuzağına düşmüş, beyni yıkanmışlarla tartıştığımızda ise çoğu kez;
"Risale-i Nur'da öyle birşey yazmıyor, sen hiç 5000 sayfalık külliyatı okudun mu?" şeklinde cevaplarla karşılaşmışızdır.
Ee, doğal olarak o saçmalığı okumaya tenezzül etmediğimiz için ilgili sayfa ve maddeleri verememişizdir.
Sadece aydınlarımızdan okuduğumuz bilgilerle yetiniyor ve onlara güveniyorduk. Ancak sayfa ve madde no'su ile araştırmamıştık...
İşte, şimdi o an geldi... Bu beyni yıkanmışlara anında sayfa ve madde no'suna kadar herşeyin cevabını verebilecek çalışmayı sizler için bir kaç haftalık çalışmadan sonra hazırladık...
VE TEPKİMİZ BU NOKTADA BAŞLAYACAK!!!!
Sizlerle ortak bir plan, strateji belirleyip bu saçma Risale-i Nur denilen kitabın, Ata' mıza hakaret eden bu saçmalığın,insanların beynini yıkayıp kandıran, hatta Rusya'da bile faaliyetleri yasaklanan bu kepazeligin son bulması için gerekli yerlere tepki gösterecegiz...
Hedeflerimizi sizlerin de görüşleri doğrultusunda belirleyeceğiz.
Risale-i Nur saçmalıklarının belli başlı olanlarını sizlere sunuyoruz.
İlk önce o saçma kitaptaki ana temadan başlık attık.
Ardından ilgili kitabın sayfa ve madde no'sunu yazdık...
Ve daha sonra ilgili yazıdan bir paragrafı sunduktan sonra, paragrafın altında internetten de kolayca tastik edebilmeniz için ilgili sayfanın bağlantı yolunu (link) ekledik.
YAZILARI ARŞİVLEYİNİZ,ÇEVRENİZLE PAYLAŞINIZ,BÜTÜN BU KEPAZELİKLERİ ANLATINIZ..
(Hiç kimse,"bunlar yalan" diyemeyecek,çünkü hepsini kendi kitap ve sitelerinden belgeledik.)
************
İŞTE GERÇEKLER.
Mustafa Kemal'e deccal dedigi yer...
Şualar - Sayfa 361 -
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=361
65: Süfyan ve bir İslâm deccalı, Mustafa Kemâl olduğu Beşinci Şuada anlaşılıyor.
66: Şapka fes gibidir. İman ile hiç alâkası yoktur
67-68: Şapkanın küfür alâmeti ve devam-ı ısrarı da dinsizlik olması üzerinde çok durmaktadır.
Şapkanın giyilmemesi için propagandaya ve kendi tabirlerince mücadele ve mücahedeye giriştikleri görülmektedir.
69: Nur talebelerinin şapka giymeyerek bere giydikleri müşahede edilmiştir.
70: Şapkanın küfür alâmeti olması ve sayılması bir iman haline geldiği gibi......
---------------------------------------------------------------
Mustafa Kemal'e katıksız kafir diyor!!!!!!!!!!!!!
Şualar, Sayfa 313
-Ezcümle, bir hadiste, "âhir zamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar,alnında 'Hâzâ kâfirün' (katıksız kafir) yazılmış bulunur" diye hadis var deyip benden sordular.
Dedim: "Bir acîp şahıs bu milletin başına geçer ve sabah kalkar,başına şapka giyer ve giydirir."
Bu cevaptan sonra bunu sordular: "Acaba o zaman onu giyen kâfir olmaz mı?"
Dedim: "Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat, baştaki iman o şapkayı da secdeye getirecek, inşaallah Müslüman edecek."
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=313
------------------------------------------------------------------------
Mustafa Kemal'e karşı Nurun tokadı ......dediği yer;
Şualar, Sayfa 334
İkinci esas: Neşriyatı gizlemesi - gizli düşmanlar yanlış mânâ verdirmesin.
Yoksa siyasete ve dünya âsâyişine temas cihetiyle değildir. Hem eski harfle teksir makinesini bir bahane bulmasınlar. Mustafa Kemal'e karşı Nurun tokadı ise HAŞİYE altı mahkeme ve Ankara makamatı bilmiş, ilişmemişler ve bize beraat verdiler ve Beşinci Şua ile beraber bütün kitaplarımızı iade ettiler. Hem onun
fenalığını göstermek, ordunun kıymetini muhafaza etmek içindir. Bir şahsı sevmemesi,orduyu muhabbetkârane senâ içindir.
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=334
---------------------------------------------
Şapkaya itiraz ediyor,sarhoş kıyafeti diyor!
Şualar, Sayfa 259
Sonra o zâlim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler:
"Sen, yirmi senedir bir tek defa takkemizi başına koymadın.
Eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetinle bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi."
Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupa-perest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye ve cebr-i kanunî cihetiyle girmektense, azîmet-i şer'iye ve takvâ cihetiyle, yedi milyar zatların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim. Benim gibi yirmi beş
seneden beri hayat-ı içtimaiyeyi terkeden adama "inat ediyor,bize muhaliftir" denilmez. Haydi, inat dahi olsa, madem Mustafa Kemal o inadı kıramadı ve iki mahkeme kırmadı ve üç vilâyetin hükûmetleri onu bozmadı; siz neci oluyorsunuz ki, beyhude hem milletin, hem hükümetin zararına, o inadın kırılmasına çabalıyorsunuz?
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=259
-----------------------------------------------
Dehşetli adam rakı müptelası,başkalarını da alıştıracak diyor!!!!
Şualar, Sayfa 314
Sonra dediler:
"Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."
Ben de cevaben dedim: "Bir darb-ı mesel var. Çok israflı adama eli deliktir denilir. Yani elinde mal durmuyor,
akıyor, zâyi oluyor deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya müptelâ olup, onunla hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak."
Sonra birisi sordu ki: "O öldüğü zaman İstanbul'da dikili taşta şeytan dünyaya bağıracak ki, filân öldü."
O vakit ben dedim: "Telgrafla haber verilecek." Fakat bir zaman sonra,radyo çıkmış işittim. Eski cevabım
tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dârü'l-Hikmette iken dedim:
"Şeytan gibi radyoyla dünyaya işittirecek."
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=314
----------------------------------------------------------
Ve yine Mustafa Kemal'e söylüyor!!!!!
Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez, Çünkü bütün şerefi ve mânevî ganimeti o dostuna verip, orduyu şerefsiz bırakıyor.
Şualar sayfa 315
Beşinci Şuada sen hiç kalben nedamet etmedin mi ki, onu rakıdan ve şaraptan su tulumbası gibi tâbirlerle tezyif etmişsin?"
Ben onun bütün bütün mânâsız ve yanlış ve dostluk taassubuna mukabil derim: Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez,yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun ganimeti, malları,erzakları bir kumandana verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır.
Evet nasıl o insafsız, o çok kusurlu adamı sevmemekle beni itham etti,âdeta vatan hâini yaptı. Ben de onu, orduyu sevmemekle itham ediyorum. . Hakikat ise, müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate,orduya tevzi edilir ve menfîler ve tahribat ve kusurlar başa verilir.Eski Harb-i Umumîden biraz evvel, ben Van'da iken, bazı dindar ve müttakî zatlar yanıma geldiler.
Dediler ki: "Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor. Gel, bize iştirak et.Biz bu reislere isyan edeceğiz."
Ben de dedim: "O fenalıklar ve o dinsizlikler,o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mes'ul olmaz.
Bu Osmanlı ordusunda belki yüz bin evliya var. Ben bu orduya karşı kılıç çekmem ve size iştirak etmem."
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=315
----------------------------------------------------------------------------------------
İngilizler, islamı kendi elinizle bitirin diyor..
Bugün kü F.G' de aynı yolda ilerliyor!!!!! Eski Amerikan Cia şefi, Ronald Kessler'in "Cia at War" kitabında da aynısı var!
Fetullah Gülen(ya da Fethullah), Dinlerarası diyalog ve ılımlı islama öncülük ediyor.
Yabancılar , aramızdaki dostluğun tek engeli islam diyorlar, yahudi ve hristiyanlar hakkındaki sert ayetler diyorlar.
İslam'ı kendi ellerinizle bitirin diyorlar.
İşte İngilizlere hizmet eden din simsarı said nursi, işte amerikanlara hizmet eden din simsarı fetto!!!! İkisi de aynı.... Aşağıdaki sözlerini okuyunuz...
Emirdağ Lahikası, Sayfa 277
Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; "Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden.
İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi.
Dedi ki:
"Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve
Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."
Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak
olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:
"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri-yâni İsmet'in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir."
Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "Din öldürülecektir."
Lozan Konferansının ikinci sayfası: "..... Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak.
Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette,İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte,hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de,hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir."
Nihaî Vesika Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında,"Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükselen itirazlara,Lord Gürzon'un verdiği cevap:
"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=277
------------------
Mustafa Kemal ve İsmet islamiyeti öldürüyor diyor!!!!
Emirdağ Lahikası, Sayfa 278
Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır."
Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?
Gizli anlaşmanın entrikası
Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile,Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu,tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
"Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş.
Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir.
Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur
tamamlanmıştır.
İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli
şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=278
---------------
Kur'an a zararlı, ölmüş gitmiş adam, Mustafa Kemal diyor!!!!!!!
Emirdağ Lahikası, Sayfa 247
Bana hücum eden garazkarların en esaslı sebebi, Mustafa Kemal in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar.
Ben de o garazkarlara derim ki:
Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükumetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla Kur'ân a zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi.
Ben de beş yüz seneden beri kahramanlığıyla ve hakperestliğiyle dünyaya meydan okuyan kahraman bir ordunun şerefini ve zaferini hilaf-ı hakikat olarak M. Kemal e vermediğim için,garazkar dostları, beni yirmi senedir bahanelerle tazip ediyorlar.
Evet, mahkemede ispat ettiğim gibi, "şerefler, müsbet hayırlar,maddi-manevi ganimetler orduya, cemaate verilir, tevzi edilir; kusurlar, menfi icraatlar başa, reise verilir" diye bir kaide-i hakikatle, "Kahraman ordunun ve bilfiil asker ve asker başında çalışan cesur zabitlerin zaferleri ve şerefleri Mustafa Kemal e verilmez;
belki kusurlar, hatalar yalnız ona verilir" diye, beni onu sevmemekle itham edenleri, kahraman orduyu sevmemekle ve şereflerini kırmakla itham edip, onlara hain-i millet nazarıyla bakıyorum.
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=247
------------
Sözde bir hadis-i şerif'te islamiyetin zararına çalışacak birinden bahsediliyormuş ve bu kişiyi Mustafa Kemal olarak kendine göre tefsir etmiş!!!!
Emirdağ Lahikası, Sayfa 248
O, beni taltif etmek ve bütün vilayat-ı şarkıyeye vaiz-i umumi yapmak için, Ankara ya istedi.
Ben oraya gittim. Bu gelen üç madde, beni, onun dostluğundan vazgeçirdi. Yirmi sene inzivada azap çektim, dünyalarına karışmadım.
Birinci madde : Bir hadis-i şerifin, ahir zamanda an anat-ı İslamiyenin zararına çalışacak diye haber verdiği adam bu olduğunu ef aliyle göstermesidir. Ben, otuz altı sene evvel o hadisi tefsir etmiştim.
Aynen bu adama manası çıkmış. Mahkemedeki müdafaatımın üçüncü esasında izahı var.
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=248
--------
Reis-i Cumhura Gönderilen İstidanın Zeylidir Ki Mecbur Oldum .
"Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif'in ihbariyle Kur'an'a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal'in o adam olduğunu zaman gösterdi.
Emirdağ Lâhikası
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3669&a
-----------------
Risale-i nur'u herkes okuyabilir ve kimse itiraz etmez diyor!!!!
Haşiye O muhakkiklerden tek birisi Risale-i Nur'dur. Yirmi senedir en muannid filozofları ve mütemerrid
zındıkları susturan eczaları meydandadır. Herkes okuyabilir ve kimse itiraz etmez.
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1817
(sayfanın en altında yazıyor.)
--------------------------
Bir kepazelik olan Risale'nin,askerlikten ve kutsal savaştan üstün olduğunu söylüyor!!!
Nur' cular askere gitmiyorlar,kaçıyorlar!Gidenler ise o gözbebeğimiz TSK'yı yıkmak için ellerinden geleni yapıyorlar!!!!!!
Bakın aynen şöyle diyor;
Risale-i nur öyle değerli bir kitaptır ki ,kuranın onda yansıyan nurlarına hizmet etmek ,askerlikten ve kutsal savaştan daha üstündür.benim elimde fırsat ve param olsa, Risale –i nur hizmetinde olan değerli kardeşlerimi askerlikten kurtarmak için; bin lira karşılığında bile olsa bedeli öder ve kurtarırım onları.
Lemalar | On Altıncı Lem´a | 156
Ve ayrıca yine Atatürk'e atıfta bulunarak "başların çoğu sarhoş,okumaz. Okusa da anlamaz" diyor!!!
Diyorlar ki:
"Madem sizin elinizdeki nurdur, topuz değildir. Nura karşı muaraza edilmez ve nurdan kaçılmaz ve
nurun izharından zarar gelmez. Neden arkadaşlarınıza ihtiyatı tavsiye ediyorsunuz, çok nurlu risaleleri halklara gösterilmesini men ediyorsunuz?"
Bu suale karşı cevabın muhtasar meâli şudur ki:
Baştaki başların çoğu sarhoş, okumaz. Okusa da anlamaz, yanlış mânâ verip ilişir. İlişmemesi için, aklı başına gelinceye kadar göstermemek lâzım geliyor. Hem çok vicdansız insanlar var ki,garaz veya tamah veyahut havf cihetiyle nuru inkâr eder veya gözünü kapar. Onun için, kardeşlerime de tavsiye ediyorum
ki, ihtiyat etsinler, nâehillerin eline hakikatleri vermesinler.
Hem ehl-i dünyanın evhâmını tahrik edecek işlerde bulunmasınlar. Haşiye http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1330&
--------------------------------------------------------------------
"Risale-i nur,kalbi,ruhu,duyguları aydınlatan ve insanların her derdine ilaç olan bir kitaptır. " !!!!!! diyor!!
Lemalar | Fihrist | 365
bütün musîbetzedelere mânevî bir tiryak ve gâyet nâfi bir ilâç hükmünde bir risâledir.
Bu risâle, maddî musîbetleri, ehl-i îman için musîbetlikten çıkarıyor.
Asıl ehemmiyetli musîbet, kalbe ve rûha gelen dalâlet musîbetleri olduğunu beyân ettiği gibi, musîbetzedelerin ömür dakikaları ehl-i sabır ve şükür hakkında ibâdet saatleri hükmüne geçip, şekvâ kapısını kapar, dâimâ şükür kapısını açar bir risâledir.
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1586&a
-----------------------------------------------------
Kuranı kerimin ruhu risale-i nurun cesedine girmiştir.diyor!!!!
Emirdağ Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Lahikasının Zeyli | 74
O nurcunun sözünü aşırı bir şeymişl gibi düşündüğüm zaman , kuranın hakikatı bana bana manen şöyle seslendi:
cesede elbiseye bakma ; bana bak.O , benim hakkımda konuşturuyor.Doğru söylemiş! Kuran böyle söyleyince bende artık itiraz etmedim.
Bu zat, doğrudan doğruya hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeyi bir şahs-ı manevi mahiyetinde, Risale-i Nur şahs-ı manevisinin cesedine girmiş ve eczalarının libasını giymiş bir tarzda, fevkalade bir sena ile ona hitap ediyor. Ben, baktıkça, birden itirazkarane hüsn-ü zannı pek ziyadedir tahattur ettiğim dakikada, hakikat-ı Kur'âniye manen dedi: "Cesede, libasa bakma; bana bak: O, benim hakkımda konuşuyor.
Doğru söylemiş." Ben daha ilişmedim.
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3515&a
---------------------------------------------------
Risale-i nur, Kuran'ın bir mucizesi imiş... miş... miş!!!
Mesnevi-i Nuriye | Katre | 71
Risale-i nur kuranın bir mucizesi olduğu için , her şeyde bir marifet penceresi açmıştır.Bu kitap kurana mahsus bir sırrı çözerek,bir yıllık işi bir saatte görecek duruma ulaşmıştır.. Risale-i nur,peygamberin asası gibi , nereye vurmuşsa su çıkarmıştır.
Kur'ân ise, bize asâ-yı Mûsâ gibi bir hakikat vermiştir ki, nerede olsam, hattâ taş üzerinde de bulunsam, asâyı vuruyorum, mâ-i hayat fışkırıyor.
Âlemin haricine giderek uzun seferlere ve su borularının kırılmaması ve parçalanmaması için muhafazaya muhtaç olmuyorum
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=2355
------------
Kur'ân ise, bize asâ-yı Mûsâ gibi bir hakikat vermiştir ki, nerede olsam, hattâ taş üzerinde de bulunsam, asâyı vuruyorum, mâ-i hayat fışkırıyor.
Âlemin haricine giderek uzun seferlere ve su borularının kırılmaması ve parçalanmaması için muhafazaya muhtaç olmuyorum
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=2356
----------
Çekirgeler, kuşlar bile Risale ile ilgileniyorlarmış!!!
Emirdağ Lâhikası | İkramı İzhar Mektubunun Tetimmesi | 61
Diğer yaratıklar nasıl risale-i nurla ilgileniyorlarsa,kuşlarda ,ilgilenirler elbette onunla … kuşlar risale-i nuru , başarılarından dolayı tebrik edip alkışlarlar.
risale-i nura çekirgeler , kuşlar bile ihtiyaç duyarlar .onun için risale-i nur okunurken gelir;onu dinlerler.hatta yalnızca risale-i nuru değil ;nur şakirtlerinin gelen mektupları bile dinledikleri olur bunların.
Marangoz Ahmed in gönderdiğimiz mektupları arkadaşlara gecede okumak zamanında, iki çekirge mektubun başına gelip ta bitinceye kadar dinlemelerini gördüm. Birkaç gün evvel biz mektubu yazarken,iki güvercin, mektubun makbuliyetini ve müjdeci serçe ve kuddüs kuşlarının müjdelerini tasdik ettikleri gibi, marangozun iki çekirgeleri de güvercinleri ve müjdeci kuşları tasdik ederek, "Biz dahi Risale-i Nur u tanıyoruz diye" lisan-ı halleri ifade ediyor diye latif ve manidar tevafuk olmuş.
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3483&a
----------------------------------------------------
Yağmur ve şimşek meleği,risale-i nuru alkışlıyor.
Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Risale-i Nurdan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım
Güzel Mektuplar | 183
Risale-i nuru sadece kuşlar değil,gökte ve kuşlar bulunan her şey de alkışlıyor.Bu kitabın kerameti,yalnızca insanlar da,hayvanlarda,uçan kuşlarda değil,cansız cisimlerde bile kendini gösteriyor.Bu keramet karşı koyuyorsa yağmur yağmıyor.Ayrıca kuraklık oluyor.Gerekli kılıyorsa yağmur yağıyor.Yağmur ve şimşek
meleği,risale-i nuru alkışlıyor.Ona saygısızlık gösterildiği,aleyhine bir iş yapıldığı zaman yeryüzü itiraz ediyor.Bu yüzden deprem oluyor.Kainat,risale-i nurun serbest bırakılmasına sevinirken onun mahkum edilmesi toplattırılması karşısında hiddetle şidetini gösteriyor öfkeleniyor.(sikke-i tasdiki gaybi)
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3941&a
----------------------------------------------------------
2.Dünya savaşına katılmamızı Risalei nur engellemiş!!!!
Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Risale-i Nurdan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar | 180
"dünya savaşına katılmamızı önleyende risale-i nur olmuştur.
Risale-i nur kerametiyle bela ve felaketleri önlüyor.böylece risale-i nurun kerameti sadece yaratıklarda değil olaylarda da etkisini gösteriyor.anadoluya gelecek bela ve felaketlerin önüne geçmekte risale-i nuır en önemli bir rol oynuyor.
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3938&a
------------------------------------------------------
Buradan sonra şimdi de risale-i nur denen kepazeliği kendi aklınca göklere çıkaran kürt saidi görüyoruz!Yazdıklarına iyi dikkat edin hepsi saçmalığın daniskası,deli saçması şeyler!Öve öve bitiremiyor garibim bu kepazeliği Kuran'da bile bu kadar mucize yok.Risale-i Nur'a laf edenlerin elleri ayakları kırılmış,hayatları ellerinden gitmiş,işleri bozulmuş bak bak sen okuyun aşşağıdakileri okuyun ne zartlamalar var
...
Risale-i nur düşmanları teslim almak zorunda bırakan elmas bir kılıçtır.(sikke-i tasdiki gaybi Ölüm hakikatının muammasını yalnızca Risale-i nur çözmüştür.(meyve risalesi) Risale-i nur said nursiye Allah tarafından verilmiş.( bediüzzaman 1960 cevap veriyor)
risale-i nurun kerameti öldürücü zehirlerin 9 kat daha tesirlisini yutan adamı bile ölümden kurtarıyor.risale-i nurun kerametiyle bu kadar tesirli ve öldürücü zehir üstada yutturulmuş ama ona tesir etmemiş.( (sikke-i tasdiki gaybi) risale-i nurun kerameti kendisine önem vermekte kusur edenlere tokat vurmak biçimindede kendini gösterir.bu tokatlardan kimileri zecr ve ceza tokatıdırlar.kimileride şefkat tokatıdırlar.Risale-i nur tarafından vurulan tokat olaylarının sayısı 100 den fazladır.Vurulan tokatlarla bazı kimselerin işleri bozulmuş durumları sarsılmıştır.Bazı kimselerin sağlıkları bozulmuş hatta kalem tutan elinin parmakları kırılmıştır.Bazı kimselerin malları hatta hayatları ellerinden gitmiştir(Bu kadarda zartlama be
).(lemalar risalesi)
Ekmek ve suya ne kadar ihtiyaç varsa,risale-i nura da o kadar ihtiyaç vardır. .(Emirdağ lahikası)
Peygamberimiz nasıl sadece kuran kerimin tercumanı idiyse üstatda risale-i nurun bir tercumanı durumundadır.(Oha artık bee adam kendini Hz.Muhammed'in yerin koyuyor yuhhhh) (hizmet risalesi)
Risale-i nur peygamberimizin risaletinin bir mirasını verir üstada.(iman hakikatlaeri)
Risale-i ur bu çağda , bu tarihte bir urvetil vuska kopmayan kulptur.Kopmaz bir zincirdir.Bir Allah ipidir.Bu Allahın ipinei elinei alıp tutunan kurtulur.(meyve risalesi)
şeraite nüfuz etmenin en kısa , en hatasız en zevkli yolu ; risale-i nura bağlanmaktır.( meyve risalesi)
risale-i nur kendisine hizmet edenleri , başta talebelerini mutlaka cennete götürecek.(sikke-i tastiki gaybi)
risale-i nur , herkese ,abı hayat=hayat suyunu , yani ölmezlik suyunu içiriyor.Musa peygamberin asası,nasıl bir taştan 12 çeşme akıttıysa ve gerek musayı , gerek beraberindekileri nasıl susuzluktan kurtardıysa,risale-i nurda öyledir.bir kuran asasıdır.(miftahül imam)
Risale-i nur ve talebelerinin uğraştıkları,yeryüzündeki bütün önemli görevlerden daha önemlidir.(hizmet rehberi) Risale-i nuru okumak , ona hizmet etmek bir ibadettir.Ona hizmet üç aylarda yapılan zikirlere bile tercih edilir(Risale-i nura hizmet oruç tutmaktan,üç aylardan daha da haırlıymış çüşşşşşş).( meyve risalesi) Risale-i nur u okumak ve yazmak , alim olmak için yeterlidir.Başka bir şey istemez. meyve risalesi) fazla değil yalnızca 1 yıl bu risaleleri ve onun verdiği dersleri okuyan kimse,bu zamanın en önemli en gerçek alimi olur.
Hatta hiç anlamasa bile,değil miki,risale-i nur talebelerinin manevi bir kişilikleri vardır.Öyleyse bu zamanın alimidir.Sizin kalemlerinizde,o manevi kişinin parmaklarıdır.Öyleyse hadiste gösterilen sevabı alırsınız.(nur meyveleri)
Risale-i nur bir elektiriğe benzer .Son derece yüksek ve derin bir ilimdir o.Öyleyken,ne tahsile,ne ders çalışmağa,hacet kalmadan,zahmet bile çekmeden herkes onu anlayabilir.(sikkeyi tasdiki gaybi)
Nur medreseleri eski medreselerden farklıdır.Eski medreselerde 5-10 yıl okumaya karşılık,risale-i nur okutulan yerlerde 5-10 hafta okumak yeter.Çünkü risale-i nur , 5-10 haftada 5-10 yıllık sonucu
verebiir. (sikkeyi tasdiki gaybi)
Risale-i nura itiraz edilemez.yapılacak bir itiraz,en ulu kişilerden kutubu azamdan da gelse aldırış edilmemelidir.(hizmet rehberi)
Risale-i nur günahlara kefarettir. (sikkeyi tasdiki gaybi)
Risale-i nur,herhangi bir günahın terk edilmesinden doğacak günahı bağışlattırır.(taryak)
Risale-i nur tek başına bir ordu kadar güçlüdür.( sikkeyi tasdiki gaybi)
Risale-i nurdaki güç hiçbir cemiyette , hiçbir komitede yoktur.(sözler risalesi)
03:45 | Etiketler: fethullah gülen, saidi nursi, vatan hainleri | 39 Comments
FETHULLAH GÜLEN'in GERÇEK YÜZÜ
"Nihai hedefe ulasana kadar, her yöntem ve yol mübahtır. Bunun
içine yalan söylemek ve insanları aldatmak da girer. Yeter ki,
'hizmet' kesintiye uğramasın. Hizmet denilen çalışmanın en
büyük özelliği, sessiz ve derinden olmasıdır. Bu gizlilik de güçlü
oluncaya kadar devam edecektir. Cemaatin temel felsefesi
budur..."

Fethullah Gülen, hiçbir kuvvet tarafından geri adım atmaya zorlanamayacağı bir duruma ulaştığında, Atatürk ilke ve inkılaplarını ortadan kaldırmayı, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yıkarak, şeriat esaslarına dayalı bir rejim kurma amacını bu ılımlı görünüm altında gizlemektedir. Çünkü; Fethullah Gülen ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflerine ulaşmanın yıpratıcı olduğunu tespit ederek, kurulu sisteme ters düşme yerine, onunla barışık, ama onu içten içe ele geçirici bir politikayı yeğlemektedir. Bu sebeple, birinci hedef olarak; asker, sivil ve emniyet teşkilatında örgütlenmek esas alınmıştır.
Bu nedenle Fethullah Gülen; şeriat devletine ulaşmayı hedefleyen amacını gerçekleştirmek için aşağıda belirtilen stratejiyi uygulamaktadır.
Stratejinin birinci adımında; devletin bütün kadrolarında, bütün bürokraside, Milli Eğitim Bakanlığında ve Emniyet Teşkilatında kadrolaşmayı,
Stratejinin üçüncü adımında ise, kendisine maddi destek sağlayacak sermayeyi oluşturmayı hedeflemektedir. Yurt dışında Türkiye�de kurulacak islami devlete, uluslararası alanda sempatiyle bakacak bir gençlik oluşturmayı ilke olarak benimsemiştir.
Bu doğrultuda; Fethullah Gülen, oluşturduğu öğrenci seçme ekipleriyle, semt ve köyleri dolaşarak, zeki ve becerikli öğrencilerle irtibat kurmakta, bilahare, evlerde, dersanelerde ve kamplarda, beyin yıkama metoduyla, bu kişileri amaçları doğrultusunda yetiştirmektedir.
Fethullahçılar, görsel-sözel yayın organlarının propaganda gücünü kabul ederek, televizyon, radyo, gazete ve dergi gibi kitle haberleşme araçlarını etkin olarak kullanmaktadırlar.
Ayrıca Fethullah Gülen; sahip olduğu imkanlarla, semavi dinlerin temsilcileriyle başlattığı diyalog vasıtasıyla �Dünya Dinler Birliği adı altında bir oluşuma zemin hazırlamıştır. Bu oluşumla, İslam dininin temsilcisi olma yolunda, uluslararası alanda karşılıklı çıkarlara dayanan bir stratejiyi uygulamaktadır.
a. Eğitim Faaliyetleri
F.Gülen grubunun yurtiçinde 199 okulu, 201 dershanesi, 25 bin kapasiteli 240 yurt ve pansiyonu mevcuttur. F.Gülen grubunun kontrolündeki bu okullar, İmam Hatip liselerinin orta kısımlarının kapatılmasından sonra irticai kesim tarafından rağbet edilen eğitim kurumları haline dönüşmüş, 200 civarında vakıf ve 200 civarında şirket tarafından desteklenir hale getirilmiştir.
Fethullahçılar, örgütlenme ve faaliyetleri ile �Devlet İçinde Devlet�� özelliği göstermekte ve özellikle grubun okulları, Milli Eğitime alternatif bir anlayışla yönetilmektedir. Sözkonusu okullarda görev yapacak öğretmen ve idareciler grubun önde gelenleri tarafından tayin edilmektedir.
Fethullah Gülen Nurcu grubuna ait bazı okul ve dersanelerde, kız-erkek öğrencilere gündüz ve yatılı olarak ayrı binalarda eğitim verilmekte, böylece, yarının kuşakları olan öğrenciler, okul çağında siyasal islamın zihniyeti ile yönlendirilmektedir.
Öte yandan, günümüzde F.Gülen grubu tarafından dersane kavramının değişik bir boyutta ele alındığı görülmektedir. Nurcu gruplar, çok önem verdikleri gençlik kesiminin kazanılması için öğrenci evlerini aynı zamanda dershane olarak da kullanmaktadırlar. Yetişmiş öğrencilerin sorumlu olduğu evlerde, Nurculuk ve diğer dini konularda bilgiler verilmektedir.
Eğitim amaçlı etkinlikler kapsamında, dersane ve kamplar vasıtasıyla sürdürülen çalışmalarda, eğitim materyali olarak Risale-i Nur Külliyatı ile F.Gülen grubunun çıkardığı yazılı, sözlü ve görsel nitelikli dökümanlar kullanılmaktadır.
b.Kadrolaşma Faaliyeti
F.Gülen Nurcu grubu; hedefi olan laik, demokratik ve sosyal hukuk devletİ yerine, şer�i yasaların hakim olduğu İslam Devletini kurabilmek amacıyla, devlet kademelerinin mutlaka ele geçirme doğrultusundaki çabalarını sürdürmektedir.
Fethullah Grubu Nurcular, öncelikli hedef olarak; Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet teşkilatını seçmiş olup, kadrolaşma faaliyetlerinde Milli Eğitim Bakanlığı�na özel önem vermişlerdir. Bu kapsamda, anılan Bakanlıktaki kadrolaşma faaliyetlerinde F.Gülen grubunun belirli mesafe kaydettiği, atama ve tayinlerde etkili oldukları bilinmektedir.
c. Basın - Yayın Alanındaki Faaliyetleri:
F.Gülen�in, eğitime verdiği önemin bir benzeri de basın-yayın alanında görülmektedir. Okul ve kitap arasında ilişki kurmuş ve bu nedenle de gazete, dergi, kitap, radyo ve TV konularında kısa sürede büyük atılım gerçekleştirmiştir. Nitekim, Fethullahçılar tarafından, biri İngilizce olmak üzere 17 yayın çıkartılmaktadır. Bunlar;
(1)Fountain Dergisi
(2)Sızıntı Dergisi
(3)Yeni Ümit Dergisi
(4)Yeni Ses Gazetesi
(5)Köprü Dergisi
(6)Karakalem Dergisi
(7)Ekoloji Çevre Dergisi
(8)Samanyolu Dergisi
(9)Zirve Dergisi
(10)Vuslat Dergisi
(11)Galaksi Dergisi
(12)Aksiyon Dergisi
(13)Mutlu Genç Dergisi
(14)Ümit Dergisi
(15)Can Kardeş Dergisi
(16)Sun Dergisi
(17)İndependent Türk Dergisi�dir.
Ayrıca Fethullah Gülen grubu;
Günlük tirajı ortalama 250 000 olan Zaman Gazetesi ile Türkiye�de en çok satılan dergi olan Sızıntı Dergisi, siyasi ve aktüel konulara yer veren Aksiyon dergisi söz konusu yayınlar arasında dikkat çekmektedir.
Bunun yanısıra;
(1)Samanyolu TV (İstanbul),
(2)Selam TV (Siirt),
(3)Merkür TV (Van)
İsimli televizyon kanalları ile,
(1)Yıldız FM (Adana),
(2)Dünya Radyo (Ankara),
(3)Şimşek FM (Bursa),
(4) Radyo Şira (Elazığ),
(5)Afşin FM (K.Maraş),
(6)Samanyolu FM (İzmir),
(7)Cemre FM (Mardin),
(8)Filiz FM (Muş),
(9)Doğuş FM (Muğla),
(10)Rize�nin Sesi Radyosu (Rize),
(11)Burç FM (Tokat),
(12)Esra FM (Van)
radyo kanalları bu grubun basın-yayın faaliyetlerine verdiği önemi gösterdiği kadar, bu alanda ne denli etkin bir güce sahip olduklarını da göstermektedir.
(1)Dine saplantılı yazılar yazanların yerine, daha ılımlı ve milliyetçi çizgide olan yeni yazarlarıngörevlendirilmesi,
(2)Başta laiklik olmak üzere, Atatürk ilkeleri ve onlara göre biçimlendirilmiş, T.C. Anayasası ve yasaları çerçevesinde faaliyette bulunarak; hedef kitleleri genişletmek ve imajını yükseltmek olduğu bilinmektedir.
d.Sermaye Alanındaki Faaliyetleri:
Nurcu grupların, bilinen en eski ve etkili maddi kaynak temin çalışmaları; fitre, bağış ve kurban derisi toplama çalışmalarıdır.
Ancak, Nurcu grupların bu ticari yönelişte taban kazanma ve taraftar kitleyi genişletme amacını da gözönünde bulundurarak özel okul, medya kuruluşları gibi, yatırımlara ağırlık verdikleri gözlenmiştir.
Bu hareket tarzı doğrultusunda yapılanmayı başlatan F.Gülen grubu, ulaştığı potansiyelle de diğer gruplara oranla önemli gelişme göstermiştir.
Anılan grubun önemli ölçüde öğrenci ve gençlik kesimini hedef alan yatırımları meyanında, otomotivden gıda pazarlamacılığına kadar çok geniş alanda faaliyet göstermek amacıyla açtığı 230 şirketin 117�sinin eğitim amaçlı kuruluş olması dikkat çekicidir.
F.Gülen grubu, bahsekonu eğitim amaçlı şirketler vasıtasıyla yurtiçinde 199 özel okulu ve 201 dersaneyi faaliyete geçirmeyi başarmıştır. Öte yandan anılan grup yurtdışındakı okulların finansmanında karşılaşılan güçlüğün aşılması maksadıyla yeni projelere yönelmiş ve bu meyanda sigortacılık alanında Işık Sigorta ve faizsiz bankacılık alanında Asya Finans�ı kurmuştur.
a. Amacı
Fethullahçılar, yurt dışı faaliyetleriyle tüm irticai unsurlar içerisinde en çok dikkati çeken grubu oluşturmaktadır. F.Gülen, tarikatın yurtdışı açılımları için, başta ABD olmak üzere Hıristiyan Batı Dünyasının önemli bir tehdit olabileceğini değerlendirerek, bu çevrelere karşı ılımlı bir dini lider görüntüsü çizmeye özen göstermektedir.
Yurtiçinde hedeflenen noktaya büyük oranda ulaşıldığı kanaatine varan anılan grup, planlı bir şekilde yurtdışı örgütlenmesine yönelmiştir. Bu yönelişte;
Sosyal-ekonomik ihtiyaçları fazla olan yeni Türk devletleride taban oluşturmak,
* İran’ın Şii’lik propogandasının etkisini kırmak,
* Finans ihtiyacını karşılayacak şirketlerin ticari açılımlarını sağlamak,
* Bu devletlerde ihtiyaç duyulacak bürokratik kadroları yetiştirmek,
* Türk-İslam Birliğini oluşturmak temel amaç olmuştur.
Dünya İslam Birliğini gerçekleştirmek isteyen F.Gülen’in, Müslüman ve Türk olmayan devletlerde faaliyet göstermesinin amacı ise;
* Kendine bağlı bürokratik kanalların oluşturulması,
* Globalleşmenin sonucu oluşan bilgi transferlerini hedefi doğrultusunda kullanma,
* Kendine bağlı kişilerin refah düzeylerini artırarak etki alanını genişletmektir.
b. Eğitim Faaliyetleri :
Fethullahcılar; hem kendi yandaşlarına ekonomik menfaat temin etmek, hem de, Türkiye’de gerçekleştirmeyi hedef aldıkları İslam devletine, uluslararası alanda destek sağlamak için yurt dışında okul açma faaliyetlerini büyük bir hızla sürdürmektedirler.
Bunun yanında, söz konusu okullarda, ileride devleti yönetecek nitelik ve nicelikli kadroyu yetiştirerek, bu kesimin Türkiye’de kurulacak İslami devlete sempati ile bakmasını sağlamayı amaçladıkları bilinmektedir.
F.Gülen, 1992 yılında başlattığı yurt dışı açılımı çerçevesinde, toplam 45 ülke/özerk bölgede;
* 17 üniversite/yüksekokul,
* 246 lise,
* 11 İlkokul,
* 16 yabancı dil ve bilgisayar merkezi,
* 5 üniversiteye hazırlık kursu,
* 6 öğrenci yurdu
olmak üzere toplam 232 eğitim kuruluşunu faaliyete geçirmiştir.
Bu müesseselerde, toplam 40 bin’i aşkın öğrenci bulunmaktadır. F.Gülen Nurcu grubunun, eğitim alanındaki bu yatırımlarının toplam değerinin, 350 trilyon TL. civarında olduğu da bilinmektedir.
F.Gülen “okullar imparatorluğunu”nu neden başka yerde değilde Orta Asya’da açtığı hususunu; Asya’nın elden kaçırılabileceğini, Türk yatırımcısı, işadamları ve eğitimcisinin Asya’ya sahip çıkmadığı takdirde diğer ülkelerin bölge ülkelerine sağlayacakları menfaatlerle Asya’yı ele geçirebileceklerini, insanların, Devletin Asya Ülkelerine açılım yapmaması durumunda bile vakıf, dernek ve şirketler aracılığıyla o bölgelere giderek bölgeyi etkisi altına almaya çalışan ülkelere karşı bir set oluşturması gerektiği sözleriyle belirtmiştir.
1996 sonbaharında birçok ünlü gazetecinin götürülüp, gezdirildiği Orta Asya’daki özel okullarda büyük övgü ile söz edilmiş, İngilizce ile modern eğitim verdikleri yazılıp çizilmiştir.
Ancak, o bölgeden gelen bazı işadamları ve öğrenciler tarafından “okullar imparatorluğu”nun görülmeyen yüzünün olduğu da iddia edilmektedir. Bu iddialarda; ders dışındaki saatlerde, genelde din eğitimi ve cemaatin propagandası yapıldığı, referans kitaplarının çoğunun şeriatçı yayınlar arasından seçildiği, cemaatin Türkiye’deki uzun vadeli hedefleri arasında laikliğin kaldırılması gibi söylemlerin olduğu belirtilmektedir.
Mevcut yurt dışı okulların ülkelere dağılımı incelendiğinde; Türk şirketlerinin ağırlıklı olarak faaliyet gösterdiği ülkeleri tercih etmesi dikkat çekmektedir. F.Gülen’in, uygun koşulların bulunduğu Batı Avrupa ülkelerinde ve özellikle Almanya’da organize olmayıp, SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan ülkelerde, ABD’nin nüfuz alanını genişletme çabalarıyla aynı dönemde yaygın ve organize bir güce kavuşmuştur. Bu durum, F.Gülen grubunun daha ziyade Avrupa alanı dışında Amerikan etkinliği altındaki veya ilgi alanındaki bölgelerde geliştiği belirtilmektedir.
F.Gülen yurtdışındaki okulların finans kaynağının nasıl temin edildiği şeklinde kendisine yöneltilen sorulara; paranın cemaate bağlı kişilerden (müritlerinden) bağış yoluyla sağlandığını, ayrıca, Asya’daki işadamlarının da kazançlarının bir kısmını bu okullara aktardıkları cevabını vermektedir.
Ancak, bu okulların faaliyetlerini yakından bilen kaynaklarca; yurtdışındaki okulların kar amacı gütmeyen vakıflar tarafından kurulmakta olduğu, bu ülkelerin çoğunluğunda bu tür vakıfların mali denetimlerin dışında bulunduğu, Türkiye’den götürülen öğretmenlere, 12-15 bin dolar arasında maaş ödeniyormuş gibi gösterilip paranın büyük bir bölümünün Türkiye’ye transfer edildiği, gerçekte öğretmenlerin hesabına 500-600 dolar yatırıldığı belirtilmektedir.
F.Gülen grubunun okul açmış olduğu ülkelerde, öncelikle kendisine bağlı şirketler kurarak, okul yapımı ve idamesinin bu şirketler ve adı geçen ülkelerde bulunan işadamları tarafından desteklendiği bilinmektedir.
F.Gülen grubunun özellikle Türk Cumhuriyetlerinde etkili olduğu; Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan gibi ülkelerde bürokrat düzeyinde taraftarlarının bulunduğu bilinmektedir. Bu ülkelerde ticari faaliyet gerçekleştirmek isteyen Türk İşadamlarının ise karşılaştıkları zorlukları aşabilmek için söz konusu grubun yardımına ihtiyaç duyduğu, bunun karşılığında ise bir bedel ödediği, ödenen bu bedelin ise Fethullahçılar tarafından başta eğitim olmak üzere çeşitli alanlarda kullanıldığı bilinmektedir.
Ayrıca yurt dışında faaliyet gösteren bu okullar için para transferi ve teminat mektubu vermek gibi işlemleri karşılamak amacıyla kurduğu Asya Finans kurumundan istifade edilmektedir. Asya Finans’tan önce bu gibi işlemlerin Faysal Finans tarafından yürütüldüğü Türk insanının ortak düşüncesidir.
Özet olarak, F.Gülen grubuna bağlı okullar, cemaate bağlı işadamları tarafından doğrudan veya kurdukları vakıflar aracılığıyla finanse edilmektedir. Bu işlemde iki tarafın karşılıklı menfaati söz konusudur. F.Gülen okullar açarak şeriat devletine giden yolda mürit sayısını artırmakta, iş adamları ise bu okullar vasıtasıyla o ülkedeki ticari ilişkilerini geliştirmektedirler. Yurtiçinden o ülkelerde yatırım yapmak isteyen işadamları da kaçınılmaz olarak F.Gülen Cemaatine başvurarak bağış yapmakta, karşılığında ticari menfaatlerini sağlamaktadırlar.
F.Gülen’in yurt dışı yatırımlarına yönelik kaynaklarının bir kısmının ise bazı Batılı Ülkelerce sağlanmakta olduğu, bunda da amacın, Ortadoğu ve Afrika kökenli radikal İslami faaliyetlerin etkisini kırmak olduğu Türk basınınca kamuoyu gündemine getirilmiştir.
Ancak, dış güçlerin F.Gülen’e verdiği bu yurt dışı kaynağın karşılığı olarak, onu kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeleri bilinen gerçektir.
c. Diğer Dini Kesimlerle İlişkileri :
F.Gülen, başka din ve tarikat liderlerinin ileri gelenleri ile görüşmeler yaparak, bu görüşmeleri kendi hedefleri doğrultusunda kullanmak istemektedir. F.Gülen’in Papa II nci Jean Paul ile görüşmesinin, yaratılmak istenen ılımlı bir dini lider imajının uzantısı olduğu bilinmektedir.
Ayrıca, bu görüşmede; Türkiye’de rahip yetiştiren bir Ruhban okulu açılmasını destekleyeceği konusunda garantiler verdiği cemaatin yaptığı faaliyetlerden anlaşılmıştır.
F.Gülen, hükümetin bilgisi dahilinde, Papa II nci Jean Paul’ün daveti üzerine, 09 Şubat 1998 günü Vatikan’da Papa ile görüşmüştür. Görüşme, İslam ve Hıristiyan dünyasını temsilen “Dinler arası diyalog” zemininde olmuş ve F.Gülen, uluslararası platformda “Türkiye’deki İslami kesimin lideri” olarak gösterilmiştir. Söz konusu görüşmede F.Gülen’in Papa’ya;
(1) Antalya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaret,
(2) Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington’da olmak üzere, muhtelif dünya başkentlerinde bir konferans serisinin gerçekleştirilmesini,
(3) Öğrenci değişim programı çerçevesinde, Ş.Urfa-Harran’da bir ilahiyat okulunun kurulması hususlarını teklif ettiği Türk medyasında yazılmıştır.

GERÇEKLER
* Fetullah mı, Fethullah mı?
İzmir nüfus müdürlüğünden, 31.01.1986 tarihinde değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt no'lu kimliğinde ismi; FETULLAH'tır. Fethullah Gülen, saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmak için ismini, "Allah'ın Fetihçisi" anlamına gelen FETHULLAH'a dönüştürmüştür. * Dedeleri
Fethullah Gülen, dedelerinin, annesinin ve akrabalarının Seyyid yani peygamber soyundan geldiklerini söylemektedir. Dedelerinden ermiş gibi, evliya gibi bahsetmektedir. Fethullah Gülen'in dedeleri harbi görünce cepheye koşmak yerine soluğu daha emin yerlerde almakta bir sakınca görmemişlerdir. 93 harbinde Fethullah Gülen'in dedeleri Korucuk'u terkederek Sivas ve çevresine yerleşirler. Birinci Dünya Savaşında ise istikamet Yozgat'a bağlı Yerköyü'dür. Milletimiz vatan savunması peşinde iken , Gülen'in dedeleri ve cem'i cümlesi rahat bir yaşam sürmekteydiler. Gülen'e sorarsanız dedeleri çok ızdırap çekmiştir. Dedeleri ile ilgili gerçekler sorulunca Fethullah Gülen dedelerinin kaybolduğunu anlatmaktadır!.. * Babası
Fethullah Gülen'in babası Ramiz, sahabeleri cinnet derecesinde sevdiğini söylemektedir.
Ancak, Ramiz'in oğullarına koyduğu isimler (Fethullah, Sıbgatullah ve Mesih) arasında tek bir sahabe adının bile olmaması dikkat çekicidir. Hemen hemen hiçbir samimi müslüman ailesinin çocuklarında rastlanmayan bir isim var ki, son derece dikkat çekicidir: Mesih
* Annesi
Fethullah Gülen, annesi Rabia Hanım'ı şöyle anlatmaktadır.
"Benim ilk Kur'an hocamdır. Kendi anlattığına göre bana 4 yaşında Kur'an okumayı öğretmiş bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ancak,ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum.
Sıradan bir cami hocası da bilir ki, Kur'an öğrenmek ve hatmetmek için önce mahreç akabinde tecvit ilmi bilmek gerekir. Yani Kur'an mahreç ve tecvit ilmi ışığı altında okunur, hatmedilir ve hıfz edilir. Aksi mümkün değildir. Çünkü bunlar bilinmezse ayetler kesinlikle yanlış okunur , yanlış okumak günah olduğu gibi kılınan namaz da sahih olmaz.
* Evlilik
Fethullah Gülen, kendisine niçin evlenmediği sorulunca cevap verir: "Ümmet-i Muhammet'in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç fırsatım olmadı." Fethullah Gülen, evlenmemek konusundaki açıklamalarında ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerek. Zira, Fethullah Gülen çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır. * Kadın
Fethullah Gülen, önce takma Abdulfettah Şahin daha sonra Fethullah Gülen adlarıyla yazdığı, Ölçü ve Yoldaki Işıklar adlı kitabında kadınları üç gruba ayırıyor. Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını. Fethullah Gülen, kadınları bu şekilde sınıflandırıken, İkinci Diriliş'i gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren Işık Evlerinde kalan gençlere sabah namazından sonra şu dua yaptırılır. "Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge!..
* Türban
Gülen; Sonsuz Nur adlı kitabında başörtüsü için feryat ederken şöyle diyordu:
"Türbana çağdışı diyorlarmış.Eğer bununla baş örtüsünü kastediyorlarsa doğru. Neden? Çağları aşan bir kıyafet de ondan. Günümüz dünyası ondaki hikmet harikasını kimbilir ne kadar sonra idrak edecek.
Fethullah Gülen, Bahçelievler Camii'nde gerçekleştirdiği Pazar sohbetlerinde yaptığı konuşmalarında, türban ve başörtüsü konusunda şöyle diyordu;
"Bir bacımızın türbanını çıkarttıklarında kıyamet kopar. Çünkü çok alışmış ve onunla bütünleşmiş onu dini emri olarak saymaktadır. Onu çıkardığı zaman, dinin bir yanının yıkılacağına inanır.
Ancak Nevval Sevindi'yi New York'ta karşısında türbansız, başörtüsüz görünce bu düşüncelerinden çark eden Fethullah Gülen, ona şu cevabı veriyordu:
" Başörtüsü de aynı şekilde üzerinde durulacak usul, yani imanın ve İslam'ın esaslarından, şartlarından değildir. Bunlardan dolayı, insanın adeta dinin dışında tutulması dinin ruhuna aykırıdır. Bu konuda dayatmalar, ısrarlar ifrattır ve zorlamadır. Hatta nefret ettirmedir. Gönülde sevgi önemlidir.
* Masonik Söylem
Fethullah Gülem masonlar ile ilişkisinin olmadığını ve onlara sempati duymadığını belirtmiştir.
Masonlukta mertebe; çıraklık, kalfalık ve üstadlık olarak sıralanmaktadır. Fethullah Gülen de , sıralamayı yaparken, çıraklık,tilmizlik,yani kalfalık ve nihayet üstatlık olarak sıralamaktadır. Masonlar aralarına hiçbir zaman kadınları kabul etmezler. Fethullah Gülen de hayatında kadınlarla muhatap olmamak gibi bir prensibinin olduğunu açıklamıştır. ABD-Irak savaşında, gönlünün ABD'den yana olduğunu söyleyen Gülen, Irak'ın tepesine binlerce bomba yağar,Irak'lı çocuklar ölüp, aç ve açıkta kalırkan kılını kıpırdatmıyor; buna karşılık İsrail'e atılan bir iki bombadan sonra, İsrail'li çocuklar için ağlıyor; daha da ileri giderek; Hz Peygamberi rüyasında gördüğünü anlatıp, onun da gönlünün İsrail'den yana olduğunu söylüyor ve bu tutumuyla kimi şeriatçı dergileri bile isyan ettiriyordu. * Batı Dünyası
Fethullah Gülen, batı konusundaki görüşleri belirsizdir.
Sonsuz Nur adlı kitabında batıyı, Avrupa ve Asya'yı yerin dibine geçiren Fethullah Gülen, "Fethullah Hocaefendi ile Ufuk Turu " adlı kitabında batıya övgü yağdırmaktadır.
Ufuk Turu Kitabında batı yandaşlığı,
"Mutlak manada, batı düşmanlığı, zannediyorum ki bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz. Ve batıdan alınacak birçok güzellik var."
Sonsuz Nur kitabında batı düşmanlığı,
"Avrupa'nın kafir ve zalimleri, Asya'nın insanlığı istismar eden münafıkları ve içimizdeki gafiller istemeseler bile, sikkeyi basan, tuğrayı elinde tutan ve peygamberlerce Sultan-ül Enbiya olarak kabul edilen, O günde beş defa nam-ı celilini dünyaya ilan ettiğimiz Sultanlar sultanı, bir gün mutlaka kalplere girecektir...." şeklinde dile getirmektedir. * Askerlik ve Milliyetçilik
Fethullah Gülen , askere ve askerlik konusuna ılımlı görünmeye çalışmaktadır. Nurcular Molla Said'den aldıkları dersle askerliği bir vatan görevi olarak görmemektedirler. Askere gitmeyide bir tokat gibi karşılarlar. Fethullah Gülen de orduyu yabancı bir ortammış gibi anlatır. Rahat bir askerlik yapabilmek için torpiller aramış ve adamını bularak kendisini himayeye aldırmaya gayret etmiştir. Askerin karavanasını yememiş, eğitimden kaçmıştır. Israrla zamanlı zamansız abdest alıp namaz kılmış, ibadetini askerliğe karşı bir araç gibi kullanmış; çok sıkışınca kendisini arkadaşları aracılığı ile komutanlara milliyetçi, yurtsever gibi lanse etmeye çalışmıştır. Askerliğini zor şartlar altında yapmadığı için, ordunun yemeğini kendisine caiz olmadığını düşünen Fethullah Gülen, teskere gününü de , " hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti" sözleriyle açıklıyor. Fethullah Gülen'in kabusu her nurcu gibi askerliğn felsefesine olan inançsızlığından kaynaklanmaktadır. * Suudiler ile İlişkisi
Fethullah Gülen Suudiler ile ilişkisini her fırsatta yalanlamaktadır.
Fethullah Gülen, Suudlarla hiçbir ilgisini olmadığını iddia ederken hayatının her döneminde yanında olan ve Küçük Dünyam kitabında birçok yardımını gördüm dediği eski MSP milletvekillerinden Salih Özcan, Rabıta'nın Türkiye temsilcisidir. Rabıta ise dünyaya şeriat düzenini yaymak için kurulmuş, merkezi Suudi arabistan'da bulunan bir örgüttür ve arkasında Amerikan petrol şirketi Aramco vardır. Rabıta dünya ülkelerine Şeriat düzeni yaymak için her yıl tonlarca altın ve milyarlarca dolar harcar.
Suudi arabistan karşıtı(!) Fethullah Gülen ne hikmetse, Rabıta'nın Türkiye temsilcisi ve kurucusu Salih Özcan'ın koltuğunu altından çıkmamış ve vaazlarında Suudi krallarının giydiği cübbelerden giymiştir. * Tekke ve Medrese
1938 yılında doğan Fethullah Gülen eğitim durumunu açıklarkan şöyle diyordu;
"Ben medreseye devam ederken de tekkeyi ihmal etmezdim.Zaten ilk gözümü açtığım, ruhumu mayaladığım yer tekkedir..." "Oysa Fethullah Gülen'in doğumundan çok önce kapatılmıştı tekkeler ve medreseler. Fethullah'ın, müridlerini etkilemek amacıyla bu yola başvurduğu ise açıktır.
* Hedefler Fethullah Gülen, amacının şeriat olmadığını her ortamda ilan etmektedir.
Fethullah Gülen, kitaplarında dünyada yeni denilen bütün düzenlerin yıkılacağını anlatırken, "birgün gelecek,semavat, zemin bütün nizamıyla İslam'ım bembeyaz ellerine teslim olacak. Ak şeriata, ak yola, ak sisteme" diyerek gerçek amacını ortaya koyuyordu. Sıkıştırıldığında hiçbir zaman şeriatı övmediğini iddia eden Fethullah Gülen , ortamı müsait bulduğu zaman şeriat özlemini sürekli dile getiriyordu.
"Hiçbir zaman tadbil edilemeyecek, değiştirilemeyecek olan şeriat-ı fıtriye'dir. Bu itibarla yeryüzüne mirasçı olmak için, evvela salahate, yani dinin kuran ve sünnet çizgisinde yaşanmasınave İslam'ın hayata hayat olmasına gayret etmek şarttır. Şeriat-ı fıtrıye riayet etmeyen toplumlar veya manevi hayatlarında iç değişikliğe uğrayan ümmetler, milletler bugün hakim olsalar da yarınki mahkumiyetleri kaçınılmazdır.
Fethullah Gülen, şeriatın amaçlarına uygun hareket eden beyinlere ihtiyaçları olduğunu açıklıyor ve şunları belirtiyordu;
"Şeriat'taki hikmet-i teşri ve sahib-i Şeriatin maksatlarına aşina...Dini hükümlere menat sayılan esaslar mevzuunda vukuflu... İlahi varidata açık objektif dimağlara şiddetle ihtiyaç var..."
* Demokrasi
Gülen, değişik ortamlarda demokrasinin faydalarından bahsetmektedir.
Şimdi tenkide bütün kapıları kapalı demokrasi var. Şimdi onun iyi yanları olabilir yani, halk idaresi falan, bizim hizmetimiz adınada kolaylaştırıcı yanları var bunun. Ama artık bu mahluk başka bir şey doğurmaz. Allah'ı inkar edenlerin bile kiliseye koştukları gibi, hadiseler er geç bütün insanları mabetlere koşturacaktır. İnşallah Türkiye dahil dünyada yeniden islama dönüş var...Tüm sistemler yıkılacak. Yıkılacak,zulümlerinin cezasını görecekler. Ve o zalimler başlarına inecek bir kılıçla cezalarını görecekler. * Said-i Nursi(Kürdi)
-Fethullah Gülen, tahsilini tekke ve meedresse olarak açıklarken, asıl ismi Said-i Kürdi olan Said-i Nursi için methiyelerini bitiremiyordu.
Saf insanlarımızı kandırmak için hep bir tarafı abartılı ve gerçek dışı olaylarla anlatılan Fethullah Gülen,Said-i Nursi olayında da gerçekleri hep saklamış yada farklı şekilde anlatma yoluna gitmiştir. 1876 yılında Bitlis'te doğan Said-i Kurdinin en büyük amacı Güneydoğu'da Kürtçe eğitim yapan bir üniversite açmak ve burada Şeriatçı bir Kürt devletinini temellerini atmaktı. Kapatılan Refah Partisinin Kocaeli Milletvekili ve Adalet eski Bakanlarından Şevket Kazan'ın telgraf çekip,mektup yazıp, yanlarında olduğunu belirttiği İBDA-C'nin yayın organı taraf dergisinde nurculuğun gerçek yüzü ortaya konmuştur..."Özgür Kurdistan İçin Savaş" * Cumhuriyet
Fethullah Gülen bu konudaki görüşlerini kamuoyundan saklamaktadır. Çoğu zamanda nabza göre şerbet verme mantığından Cumhuriyet yanlısı gözükmektedir. Ancak, gerçekler Fethullah Gülen'in anlattığı gibi değildir. Nurculara göre; Türkiye Cumhuriyeti bir askeri istibdat ve sapıklıktır. Cumhuriyet, onlara karşı hücum etmek için girişilmiş bir zındık hilesidir. Türkiye Devleti, sadece islam'a değil ahlaka da aykırıdır. Cumhuriyet, halkın intihab ve meşveret hakkı olan idare demektir ve onu kusursuz olarak olarak ilk takdim eden kitap da Kur'an-ı Kerimdir. Cumhuri idareyi Kur'an'a zıd göstermek maksatlı değilse bir bilgisizlik eseri; cumhuriyete tarafdar olup da onun kaynağını görmemezliktengelmek ise inattan başka bir şey değildir.(ölçü veya yoldaki ışıklar 3.s 26)
* Aczimendiler ile ilişkisi
Fethullah Gülen, aczimendilerin, nurculuk ile bağlantısı olmadığını açıklamıştır.
Gülen, ılımlı bir şekilde nurculuğu benimsetmeye çalışmaktadır.Bu anlamda aczimendileride desteklemiştir. Aczimendiler adıyla anılan cübbeli, asalı, uzun saçlı ve sakallı grup ta , açıkça nurcu olduğunu belirtmektedir. 300- 400 kişilik bir cemaatten oluşan aczimendiler Molla Said'i örnek olarak eylem yapmaktaydılar. Aczimendilerin lideri Müslüm Gündüz 12 Haziran 1996 tarihinde HBB televizyonunda yayınlanan programda; "Kemalizm bir dindir. Allah'ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü'dür.Demokrasi dinsizliktir. Laiklik te öyledir.Geleceğiz, Türkiye'yi alacağız" diyebilmiştir. * Hizbullah'a bakışı
Fethullah Gülen, Hizbullah'ın cinayetleri hakkında karşısında kamuoyuna görüş bildirmekten hep kaçınmıştır. Ancak Gülen, kitaplarında Hizbullah'ı Allah Partisi olarak açıklıyordu.
" Hizbullah;Allah cemaati, tabiri caiz ise Allah Partisi. Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allah Partisi. Allah'ın askeri olduktan sonra, kutsiler ordusu, Allah'ın kulu olduktan sonra , Hz Muhammed'in erleri olduktan sonra zaman ve mekan onları ayıramaz. * Cihad
Fethullah Gülen, cihadın yeryüzü hakimiyeti olduğunu açıklamaktadır. Ancak, kendilerinin bu anlayışın içinde görmediklerini de belirtmektedir.
Fethullah Gülen , kitaplarında konuya ilişkin şu açıklamalarda bulunuyor;
"Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan birine mutlaka kavuşacaktır. Evet, ya şehit olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünta, hem de ukba nimetlerine ulaşacaktır. İşte cihad'da böyle bir bereket vardır. Yeryüzünde irşad, tebliğ,cihad ve dine hizmetten daha büyük vazife yoktur. Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmasıdır."Vazifemizin adı cihaddır.En önemli mesele imanın kurtulmasıdır. Sabırla pişip olgunlaşmadan, çıkış adına yapılacak her şey tam bir hayaldir. Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; baki olan Hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galebe çalaaktır. Onun içindir ki en büyük siyaset, Hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3. S45)
Siyasi, gayri siyasi bütün gruplar için " vahy!i münzel'in alem-şumul davetine icabetten başka, ne çare ne de makul bie mesned kalmadığı çağrısıyla insanımıza sesleniyoruz. Hepiniz toptan Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın parçalanıp ayrılmayın." (Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S27)
* Doğal Afetler
Nurcular, bu konudaki görüşlerini kamuoyuna yansıtmaktan çekinmemişlerdir. 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem faciasının ardından, birçok hacı, hoca ve dahi molla takımı yıkıklan binaların, yaralanan, sakat kalan ve ölen insanların acılarını ranta dönüştürmek için herzamanki gibi kolları sıvadılar. Sanki, binaların yıkılmasında, inşaatları eksik malzeme ile yapan müteahhitlerin avukatlığına soyunmuşlardı. Onlara göre bu ceza Allahın verdiği bir cezaydı. Küçük çocukların ölmesi ise bir lütuf gibi gösteriyorlardı. Onlara göre çocuklar büyüyüp gavur mu olsaydı. * Hedefler
Fethullah Gülen amacının şeriat olmadığını,herhangi bir örgütlenme içine girmediklerini, kendisininde nurcuların lideri olmadığını söylüyordu. 18 Haziran 1999 tarihinde Fethullah Gülen kasetlerinin basına yansımasıyla gerçekler de ortaya çıktı. Fethullah Gülen bu kasetlerde özellikle Mülkiye ve Adliye kadrolaşmasının genişletilmesi gerektiğini kaydederken,"Bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir"şeklinde konuşmaktaydı.
Fethullah Gülen, söz konusu kasetlerde Atatürk'ün silah arkadaşı ve ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderlerinden İsmet İnönü'ye yönelik
Şef, "Erzurum'da çarşaf giyen kadınları sokak ortasında astı" şeklinde konuşuyordu. Kasetlerde Fethullah Gülen izleyecekleri yolu şu cümleler ile anlatıyordu: Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitmeliyiz. Erken vuruş yapılırsa, dünya Cezayir'deki gibi başlarını ezer. Zaiyata meydan verilmemeli. Amacımınz için sabretmeliyiz. İşte bizler bugün, böyle bir olma veya olmamadurumuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Ya bütün bu buhranlardan sonra bir idrak ve izanla, kurulmasını tasarladığımız dünyayı kuracak ve huzura ereceğiz veya bir kısım küçük hesap ve çıkarlar uğruna, çekilen binlerce ızdırabı semeresiz ve boş kılacak bir anlayış ve davranışla gerisin geriye gideceğiz. Düşmanlarımızı meşgul etme, düşündürme ve göz açtırmama gibi, kisayet ve dirayet isteyen hususları beceremesek bile, hiç değilse onların oyunlarına gelmeme ve elimizde kendi tükenişimizi hazırlamama anlayışını göstermeliyiz. Aslında buna mecburuz da.
(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S6-7)
Yıllar ve yıllar bu ülkede, ruhi hayatın büyük ölçüde söndürülmesi, dini dünyamızın işlemez hale getirilmesi, aşkın, vecdin bütün bütün unutturulup gönüllerin diline zincir vurulması, düşünen ve okuyan aydınların gidip kaskatı bir pozitivizme aborde olmaları, salabet ve hakta sebat yerine softalığın ikame edilmesi; hatta ahiret ve cennet istenirken bile, dünyada alışıgelenmutluluğun devamı mülahazasıyla istenmesi gibi çarpık düşünce, çarpık telakkileri sinelerimizden söküp atmadan bir yeni fasıl açmamız mümkün değildir. (Ruhumuzun Heykelini Dikerken s 23)
* Siyasi Partiler ile ilişki
Fethullah Gülen, herhangi bir siyasi parti ile yakınlığının olmadığını söylüyordu.
Ancak Fethullah Gülen'in basın tarafından ele geçen kasetlerindeki konuşmaları bu konudaki görüşlerini açıkça ortaya koymaktaydır."Aynı cephe sayılabilecek, bize sıcak bakabilen bir çerçeve içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah'tan Doğruyol'a kadar uzanan siyasi yelpazedir.Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence. Siyasete karışmam, siyasete karışma demek,"Vatan ve Millet işine, milletin hayat ve bekasına karışmam ve karışma demektir.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3.s45)
* Amerika'ya gidişi
Fethullah Gülen, Amerika'ya gidiş nedenini hep hastalığı olarak gösterdi.
Oysa gerçek onun söylediği gibi değildi. 28 Şubat ile nurcuların gerçek yüzünü ortaya çıkması; kendisinin Amerika'ya kaçma sebebiydi. Davadan dönmenin büyük günah olduğunu söyleyen Gülen, kendisi ile ilgili gerçekler ortaya çıkınca soluğu nedense hep Amerika'da alıyordu.
* Şirketleri
Fethullah Gülen, ticaret ile uğraşmadığını söylemektedir.
Fethulllah Gülen, hem tipik bir cemaat lideri hem de kapitalist grup önderidir. TÜSİAD ve MÜSİAD'a karşı İŞHAD'ı o kurdurmuştur. Yurt dışındaki okullarıda bir yandan batı endeksli kafaları ve yakın gelecekte oluşturmayı planladığı siyasi ve kapitalist gücün kimliğini teşkil etmekteydi. Bu nedenle o okullar sadece eğitim kurumları değildi. Bürokratik, siyasi ve iktisadi ilişkilerin zeminlerini oluşturuyordu. Başta Asya Finans olmak üzere 500'ün üstünde şirket te bizzat Fethullah Gülen'e çalışmaktadır. Yoksa bunca okulu imamlık yaparak kurmuş olması mümkün değildir, Fethullah Gülen'in. * Patrik ile ilişkisi
Fethullah Gülen, Fener Rum Patriği ile görüşmüş ve görüşmenini amacını dinler arası diyalog olarak göstermişti. Dünyanın dört bir yanında okullar açarak Nurcu düşünceyi yaymayı amaçlayan Fethullah Gülen, Yunanistan'da yaşayan Türkleri de tarikatına katmak için ilgimç bir yöntem izledi. Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yeniden açılması için Fener Rum Patriği Bartholomeos ile dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz arasında aracılık yapmayı kabul eden Gülen'in asıl amacı, Batı Trakya'da kendi okullarını açmaktı. * Işık evleri
Fethullah Gülen, ışık evlerinin varlığını hep reddetmiştir. Ama aynı Gülen, kitaplarında ışık evlerini öve eve bitirememektedir.
"Geçmişte bu evlerin yaptığı vazifelerin bazılarını medrese yapar, bazılarını mektep yapar, nazılarını tekke yapardı. Gel gör ki bu evlerin temeline harç atıldığı zaman, dünyanın o dönem itibariyle artık medrese yoktu.Bütün işler artık bu evlerdeydi. Bu evler çevresine ışık saçan evlerdir. Evler islamiyeti öğretecekti. Bu evler belli olmazlar. Elden geldiğince kamufle edilmelidir. * Takıyye
Kendisi hakkındaki sözleri hep kamu vicdanının reddeceği boş sözler olarak değerlendirdi. Fethullah Gülen, dini kendi çıkarları için kullanmaya devam ederken kendisi hakkında çıkan yazıların artması üzerine Amerika'ya gidiyordu. Sabah ve ATV tarafından yayınlanan kasette de amacının " hissettirmeden devleti ele geçirerek Türkiye'de bir şeriat devleti kurmak olduğunu "açıkça dile getiriyordu. Ancak, Gülen bu gerçekler karşısında takıyye yapmaktan kaçınmıyordu. * Gazetelere bakışı Her zaman çeşitliliği savunmuştur.
İslami olmayan gazete ve mecmuaları okumak zararlı olur. Eğer mutlaka okunması gerekiyorsa sadece başlıkları okunmalıdır. (ölçü ve Yoldaki Işıklar 4. S96)
kaynak: http://www.geocities.com/fethullahgercegi/
siteye ulaşmak için https://www.polysolve.com/ adresine tıklayıp boşluğa engellenen siteyi yazın.
__________________
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?
03:15 | Etiketler: abd, cia, fethullah gülen, mason, vatan hainleri | 131 Comments


