Merhaba

Video içeriğine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. http://tr.sevenload.com/uyeler/vozyaman/videolar Fotoğraf içeriğine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. http://tr.sevenload.com/uyeler/vozyaman/resimler
abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

FETHULLAH İLLÜMİNATİ BAĞLANTISI

22 Ağustos 2008 Cuma

FETHULLAH İLLÜMİNATİ BAĞLANTISI




Ve İkiyüzlülüğün Belgesi…



Sizlere yorumsuz iki belge sunacağız. Belgelerimiz Nurcu-fethullahçı Zaman gazetesinden… Bu iki belgeyi okuduktan sonra gerçeklerin zamanla anlaşıldığına siz de hak vereceksiniz!..

İlk olarak, 20 Kasım 1992 tarihli Zaman gazetesindeki “ABD’de Yahudi Mafyası: ADL” başlıklı araştırma yazısından bazı bölümleri aktaralım:

“İngiliz farmasonluğunun yahudi kolu olan B’nai Brith’in etkisi altındaki ADL(Anti-Defamation League) 1913 yılında kurulmuştur.

ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir. Kurdukları “Denizaşırı Yatırımcılar Servisi” adlı şirketle, milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir.

İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs’ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım-satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını ortaya koyuyor.

ADL, Amerika içinde FBI kanallı muhtelif operasyonlarla ilişkisini sürdürdü… ADL’nin bilinen cinayetleri şunlardır: 15 Ağustos 1985’te Kafkasyalı Müslüman lider Tscherim Sobzocov, evinin önünde bombalı saldırı sonucu öldürüldü… Musevi iken Hakk din olan İslam’a dönüş yapan Prof. İsmail Raci Faruki ve eşi 1985’in Ramazanı’nda sabaha karşı evlerinde bıçaklanarak öldürüldüler… Gandhi ve Palme suikastlarının arkasında da ADL’yi görmekteyiz.


ADL, tam mesai ile çalışan gizli istihbarat memurlarının bir kısmını Amerikan

Hükümeti Adalet Bakanlığına bağlı Özel Soruşturmalar Ofisi’nde(OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle Tel Aviv’de çalıştırmaktadır.


İsrail devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail gizli servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini daima sürdürmüş, İsrail mafyasıyla da yakın bağlantılar kurmuştur… ADL-Sharon grubu, ihtilaflı bölgelerde satın aldıkları evlerde militan yahudileri yetiştirdiler…”

New Jersey’de ADL* Başkanı Abraham Foxman İle

09.10.1997


Bu resim küçültülmüştür. Büyük halini görmek için burayı tıklayınız.


DÖNEKLİK!

Ve “zaman” su gibi akıp gidiyor. Tarihler 10 Mart 1998’i gösteriyor… Şimdi de o günün Zaman gazetesine bir göz atalım isterseniz:


“Diyalog Çabaları Devam Ediyor

“3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM başkanı Çetin ve Dışişleri bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü… 55 yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de bulunan 59 kişilik Amerikan Yahudi örgütleri Başkanları Konferansı Heyeti(AYÖBK),

‘Fethullah Gülen’in Türkiye’deki ve yurtdışındaki çabalarını önümüzdeki yüzyılın barış asrı olması açısından önemsediklerini ve sözkonusu projeye büyük ilgi duyduklarını’ belirttiler…

Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili yahudi lobisi olan ADL’nin teklifiyle hazırladığı hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap da gündeme geldi. Gülen, ‘ingilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, bittiğinde insanların hizmetine sunacağını’ söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak…”

İşte ADL, işte Fethullah, işte diyalog ve hoşgörü masalı ve işte “gerçekler”i yazan Zaman!..

Gerçekler nasıl da Zaman’la anlaşılırmış değil mi?!.


İSLAM DÜNYASI DİYE BİR ŞEY YOK!

Bu resim küçültülmüştür. Büyük halini görmek için burayı tıklayınız.


Bana göre İslam dünyası diye bir dünya yok. Müslümanların yaşadığı yerler var. Bazı yerlerde çok, bazı yerlerde az. O da kültür Müslümanlığı. İslam’ı kendi düşüncelerine göre yeniden inşa etmiş Müslümanlar var. Bununla radikalizmi, sert ifratkar Müslümanları kast etmiyorum. İnsanın, inandığı şeylere doğru inanması, doğru inandığı şeyleri de doğru uygulaması lazım. Müslümanlığa sahip çıkması lazım. İslam dünyası dediğimiz coğrafyada bu anlayışta, bu felsefede toplumların var olduğu söylenemez. Var olduğunu söylersek Müslümanlığa iftira etmiş oluruz. ‘Hiç Müslümanlık yok’ desek o zaman da insanlara iftira etmiş oluruz.

Müslümanların dünya muvazeesinde katkıda bulunacaklarına şu anda ihtimal vermiyorum. İslam dünyası, şimdilerde belli ölçüde bir aydınlanma olsa da çok cahil. Ferdi Müslümanlık var olduğu şahsen görmüyorum. Başkalarıyla münasebet içinde olabilecek ve aynı zamanda bir birlik teşkil edebilecek, müşterek problemlerini halledebilecek, kainatı yorumlayacak, kainatı çok iyi okuyacak, Kur’an’la kainatı mütalaa edebilecek, geleceği çok iyi okuyacak, gelecek adına projeler üretebilecek, istikbaldeki yerini belirleyebilecek Müslümanların adına kendi doğrularıyla Müslüman insanlar var. Kendileriyle mutabakata varılmış, icma ile test edilmiş, sağlam bir Kur’an telakkisine bağlanmış, defaatle test edilmiş bir İslami anlayışın var olduğu söylenemez.

--------------------

Fetullah Gülen-FBI görüşmesi


Fetullah Gülen’in Amerika’da görüştüğü kişiler arasında oldukça ilginç isimler var. Bunlar arasında FBI ve Dışişleri Bakanlığı’ndan görevliler de bulunuyor.

“FBI ve Dışişleri Bakanlığı görevlileri Fetullah Gülen’le ne görüşmüş olabilir” diye merak ediyorsunuzdur.


Merakınızı gidereyim.

Çünkü neler görüşüldüğünü Fetullah Bey’in açıkladığı bölüm kadar biliyoruz.


Nereden mi?

Nuriye Akman geçtiğimiz yılın Mart ayında ABD’de Fetullah Gülen’le bir görüşme yaptı. Zaman gazetesinde çıkan mülakatın konumuzla alakalı olan bölümünü aktarmak istiyorum sizlere.



Fetullah Gülen şöyle diyor:

“Tahkikat medeniyle biri FBI’dan, diğeri Dışişleri Bakanlığı’ndan iki genç insan geldi. Geldiklerinde ‘fikirlerinden de istifade edelim’ diye bir kaç soru sordular. Bana samimi olarak şunu sordular: ‘Siz Irak’ta Amerikalıların nasıl tasarrufta bulunmasını istersiniz? İşgalden sonra Irak’ta nasıl bir irade makul olur?’ Dedim ki: ‘İşgal olmuş, siz ne derseniz deyin, halk bu meseleye işgal diyor. Benim fikrimi soruyorsanız Irak’ta öyle bir demokrasi kurun ki, Türkiye’den ileri olsun. Türkiye’ye imrenmesinler, Müslümanlara öyle müsamahalı davranın ki Iran’a imrenmesinler” (Zaman, Nuriye Akman, 26.03.2004).




ABD’de yaşayan Fetullah Bey, FBI uzmanlarına ve Dışişleri’nde görevli diplomatlara işte böyle öğütler veriyor:

“Irak’a öyle bir demokrasi getirin ki…”


“Irak’ta Müslümanlara öyle müsamahalı davranın ki…”

Tabii bunlar kendi görüşleridir. Kendi dünyasına ait tavsiyeleridir. Destekleyeniniz olabilir, karşı çıkanınız olabilir.

Ama Irak’ta bir işgal var. Bir islam toprağı haçlı ordusu tarafından ele geçirilmiş. Yüzbinlerce masum sivil olmüş. Bebekler, kadınlar, yaşlılar, öldürülmüş. Camiler yıkılmış. Kutsal mekanlar tahrip edilmiş. Samarra’da genç kızların ırzına geçilmiş.




Bütün bunları meydana getiren bir ülkenin FBI uzmanları, Dışişleri görevlileri, Pentagon elemanları, şunlar bunlar, mesela sizin yanınıza gelip görüşünüzü sorsalar, siz ne söylerdiniz?

Mesela ben olsam şöyle söylerdim:

“ABD ordusu Irak’ta uluşlararası hukuka aykırı olarak insanlık dışı bir işgalde bulunmuştur. Yüzbinlerce masum insanı vahşice katletmiştir.

İşgalci güçlerin demokrasi anlayışı bana göre budur: Kan, gözyaşı, katliam.

Sizin Irak’a getireceğiniz en güzel gelişme Irak’ı terk etmektir.


Irak halkının sizin getireceğiniz demokrasiye ihtiyacı yoktur.

Irak halkının sizin vereceğiniz hoşgörüye de ihtiyacı da yoktur.

Bir müslümanın İslam’ı yaşamak için Hristiyanın ona tanıyacağı müsamahaya asla ihtiyacı olamaz.

Irak için yapabileceğiniz tek şey, bu ülkeden defolup gitmenizdir.”

Ben olsam böyle söylerdim. Kuşkusuz benim gibi düşünen milyonlarca insan var Türkiye’de.

Ama ne diyelim; Fetullah Gülen’e “Neden FBI uzmanlarına, Irak’tan defolun gidin” demedin, diye soracak durumumuz yok.

Aramızda dağlar var.


__________________




Zamanı Gelmişlerin Yası Tutulmaz...(Why So Serious ?)

kaynak: http://fetos.wordpress.com

---------------------------------------------



Şirk koşanlara iman edenler şu soruları iyi okuyun düşünün ve cevap verin.



-CIA ajanları niye fethullah a kefil oluyor? fethullah ı nerden tanıyorlar ve aralarında nasıl bir ilişki varki kefil oluyorlar.

-Dini,vatanı,namusu ve onuru için savaşan HAMAS'a, Lübnan HİZBULLAH'ına, IRAK'lı direnişçilere, AFGAN mücahitlere düşman olan onlara terörist diyen Haçlı Katil ABD niye fethullahı övüyor, ona destek oluyor, ekonomik yardım yapıyor?

-Haçlı savaşı diye Irak'a saldıran demokrasi diye esaret ve zulüm götüren milyonlarca müslümanı katleden, bacılarımıza tecavüz eden bu şeytan ABD'ye niye tepki vermiyor,neden susuyor ve onun bu katliamlarını onaylıyor.

__________________
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

Mehmetçik, alay sancağı yerine AB bayrağı taşıyacak!


Mehmetçik, alay sancağı yerine AB bayrağı taşıyacak!

AKP Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi “kapatmama” kararından sonra yaptığı ilk konuşmada -üzerine basa basa- “AB yolunda yürüyeceğiz” dedi... Avrupalılar Amerikalılar da AKP kapatılmadı, AKP iktidarda kalacak diye çok sevindiler...


Sadece bu, yabancıların bu kadar sevinmeleri, AKP’nin asıl kimlerin hizmetinde olduğunu gösterir!


AKP, Avrupalılar için “asrın en büyük projesi” olabilir “kriterleri ve müktesebatı” arasında evrensel unsurlar da vardır. Türkiye de, kendi kararları ve hür iradesiyle, bunlardan yararlanabilir, yararlanmalıdır!


Ancak bu olayın gerçek, gerçekçi tarafları şu: Önce AB Türkiye’yi asla tam üye kabul etmeyecek! Avrupa’nın iç siyaset şartlarında, Türkiye’yi eşit şartlarla kararlarına ortak edemez... Bunu görmemek için kör veya fazla iyi niyetli olmak gerek. Ama bizi “uyum uyum” yorduktan sonra -sıtmaya- imtiyazlı uydu ortaklığa razı edecek!

Amentü

Ben, doğrusu bütün bu gerçeklere rağmen, hâlâ “AB’ye karşı değiliz, taraftarız” diyen bazı dostlarıma kızmaya başladım. Bu arkadaşlar herhalde, artık AB’ye karşı olmak, adeta “günah” haline geldiği için, bu amentüyü inanmadıkları halde, tekrara kendilerini mecbur hissediyorlar...


Zira AB’nin, şimdiye kadar yaptığı haksızlıkları, Türkiye’nin değerlerini nasıl, “uyum uyum” yok ettiklerini, Kıbrıs’taki entrikaları ve Güneydoğu’da bölücülere nasıl sahip çıktıklarını çok iyi bilirler...


Ama bunları benden iyi bilen ve kitabını ( “Çıkış Yolu” Remzi Kitabevi) yazan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen AB’nin organı “Kriter” dergisinde bunları belirttikten sonra “AB üyeliğine karşı değiliz” amentüsünü tekrar ediyor...

Acaba Öymen ve diğerleri, AB’nin Türkiye’yi, umdukları gibi “eşit şartlarla” üye kabul edeceğine gerçekten inanıyorlar mı?

Sorarım: CHP ve diğer iyi niyet sahipleri bu AB’ye mi taraftardırlar? Bunlardan, ülkemize hayır geleceğine gerçekten inanıyorlar mı?


İnanıyorlarsa, neden lafları dolandırmadan bunu söylemiyorlar? Kimden çekiniyorlar; CHP’nin “fazla milliyetçi” olmasından şikâyet eden liberallerden mi?

“Kopenhag Kriterlerinin” patent hakkı yok; Türkiye bunca yıl, birçok evrensel değerleri benimsediği, uyguladığı gibi bunları, çıkar ve değerlerine uyanları da, başımızda AB Komiserlerinin sopası olmadan uygulayabilir! Eğer geçmiş iktidarlar, bunu şimdiye kadar yapamamışlarsa bunun nedenlerini araştırmak gerek... AKP de kendi başına yapmak istemiyor da Türkiye’nin kalkınmasını, çıkarlarını yabancılara ihale ediyorsa bu da düpe düz ihanettir.

Kısacası Avrupa Birliği Türk “tehlikesine” karşı, post modern bir Haçlılar Ordusudur!

Bu “ordunun” başarı şansı, karşısındaki Türk Ordusunu, “hile ve desise” ile mağlup etmektir! Ve bu operasyon da çoktan başlamış, artan tempoyla, medyadaki Ergenekon iddiaları, Ordumun içine nifak, fesat sokmak entrikalarıyla devam etmekte...

Fakat asıl saldırı, Bakanlar Kurulu’nun sonrasında açıklama yapan Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in hazır olduğunu söylediği 3. Ulusal Program, AB’ye sunulacak. Kısacası TC Hükümeti AB’nin imtihan kapısında!


Taraf’ın sevinci

TARAF gazetesi, manşetten sevinçle ilan ediyor; “Askeri Vesayete Avrupa Freni” diye!

Pakette asker-sivil ilişkileri, yeniden düzenlenecek, Ordunun harcamalarını Sayıştay, YAŞ kararlarını sivil yargı denetleyecek, Jandarma tümüyle İçişleri Bakanlığı’na bağlanacak vb... Bu paketin ayrıntıları açıklandığında TSK’nın, nasıl iğdiş edilmek istendiğinin -komplonun- boyutlarını göreceğiz!


Anlaşılan AKP İktidarı, kapatmama kararından cesaret aldı ki bu kadar cesaretle davranabiliyor!

Ama bir fotoğraf, bin kelimeye bedel; TARAF gazetesi, haberi “süslemek” için bir Türk askerinin fotoğrafını koymuş ve fotomontajla eline Türk Alay Sancağı yerine AB’nin, mavi-sarı yıldızlı bayrağını vermiş!





“Olmaz” demeyin, olur ve hatta İstiklal Marşının yerine, Bethoven’in 9. Senfonisi çalınır, Okullarda AB’ye ant içilir!

Türk milleti bunu kabul eder mi? Türk Ordusu AB bayrağını Mehmetçiğin eline verir mi?

Göreceğiz!

kaynak: Altemur KILIÇ, 22/08/2008 (Yeniçağ)

__________________

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

Taraf'ın finansörü Fethullah!

20 Ağustos 2008 Çarşamba

DÜĞMEYE BASILDI, DÖRT KOLDAN PARA AKIYOR

Taraf'ın finansörü Fethullah!

Taraf'ı çıkaran Alkım Gazetecilik, 1992'ye kadar küçük bir yayıneviyken ve batma noktasındayken birdenbire durumu düzeltti. Alkım Yayınevi'nin borçlarını Fethullah bağlantılı Albaraka Türk çekleriyle ödemesi yayıncıların dikkatini çekmişti. O tarihten sonra, birileri, Savaş ve Başar Arslan kardeşlere "yürü…" dedi. AKP iktidarıyla birlikte ise "kanatlandılar" ! Arslan kardeşler, Brüksel'de büro açıp AB'yle de ilişkiye geçtiler…


Fethullahçı gladyo TSK'ya karşı Ergenekon operasyonunu başlatırken, Pentagon, Taraf için de düğmeye bastı.Yasemin Çongar, Amerika'dan görevli olarak gönderildi. Burada, ABD İstanbul Başkonsolosluğ u kolları sıvadı. "Vatanı bir kadın memesine satarım" sözüyle meşhur Ahmet Altan, 30 bin YTL maaşla gazetenin kuruluş görevini üstlenmesi için ikna edildi. Taraf yayına başladıktan sonra ayrılacağını söylemişti, ayrılmadı, genel yayın yönetmeni oldu.

Gazetenin sahibi, Alkım Gazetecilik adına Başar Arslan oldu. Ahmet Altan'ın belirttiğine göre Başar Arslan yayın çizginse hiç karışmadı, odasını bile Altan'a bırakıp gitti.



İLK DESTEK FETHULLAH CEMAATİNDEN


Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajda, Taraf gazetesinin ilan gelirlerine dayanacağını söylemişti.

15 Kasım 2007 tarihinde yayına başlayan Taraf'taki ilanlara bakıyoruz, "Alkım Yayınları" dışında, 2008'e kadar ilk bir ayda "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği" ağırlıkta.


Kimse Yok mu Derneği 2002 yılında Fethullah'ın Samanyolu Televizyonu bünyesinde "Kimse Yok mu?" programı ile başladı. AKP iktidarı Kimse Yok mu Derneği benzeri vakıf ve dernekler için gelir vergisi kanununu değiştirdi, bu derneklere yapılan bağışlar vergiden muaf tutuldu… "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği", şimdi 5 kıtada faaliyet yürütüyor, katrilyonlara hükmediyor.

Uzmanlar, Fethullah cemaati üzerinden aktarılan paraların asıl kaynağının Amerika olduğunu, Soros'un açık toplum enstitüsünden geldiğini belirtiyorlar.

Devletin Halkbank ve Vakıfbank'ı ile Fethullah Gülen, daha ilk aydan Taraf'a ilan verenler arasındaydı!



DEVLETİN TMSF'Sİ BASTI, DAĞITTI

Taraf'ın tanıtım ilanları da Fethullahçı Zaman gazetesi tarafından yayımlandı. Hem Zaman, hem Fethullah'ın diğer yayın organı Aksiyon, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar röportajlarıyla gazetenin tanıtımını yaptı. Taraf'ın iki de transferi var Zaman'dan. Biri, bildiğiniz Etyen Mahçupyan, öbürü Gülen bursuyla Amerika'da eğitim gören Leyla İpekçi.

Taraf, bir devlet kuruluşunun, TMSF'nin elindeki Sabah'ın baskı tesislerinde (Princity) basıldı, dağıtımını da TMSF'ye teslim edilen Merkez Dağıtım yaptı. Alkım'ların TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'le yakın ilişkisi olduğu belirtiliyor.

Sabah gazetesi tüm tesisleriyle birlikte Damat Bey'in Çalık Holdingine devredildikten sonra ise Taraf, yine aynı tesislerde basılıyor, yine Çalık Holding'in elindeki Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtımı yapılıyor.

Çalık dışındaki taliplilerin Sabah ihalesinden en ufak bir ses çıkarmadan çekilmesinde de Amerikan-İsrail diplomatlarını n ya da istihbarat kuruluşlarının etkisi var mıdır, ne dersiniz?




ALTAN, "EGEMEN GÜÇ"TEN DAHA FAZLA DESTEK TALEP EDİYOR


"Eğer sizin sattığınız mal zararla satılıyorsa, bu zararı başka yerden karşılamak zorundasınız" demişti Ahmet Altan, Taraf gazetesi çıkmadan 5 gün önce. 10 Kasım 2007 tarihli Zaman'da yayımlanan röportajda Altan, sözlerini şöyle sürdürüyordu: "Bu da sizi bir yere karşı boynu eğik hale getirir. O yerin neresi olacağına siz kendiniz karar verirsiniz. Ya bir iktidardır, ya bir hükümettir, ya egemen bir güçtür, ya size ilan verecek olandır. Biz hiç kimseye karşı boynumuz eğik olsun istemiyoruz. 1 YTL'den satmamızın nedeni bu."

Ahmet Altan'ın anlattığına göre Fethullah cemaatinden gelen ilan paraları ile iktidarın baskı-dağıtım desteği, gazetenin 1 milyon liradan daha ucuza satılmasına olanak vermiyordu. Daha büyük paralar gerekiyordu.

Kendi deyimiyle "Vatan satıcısı" Altan, bağlı olduğu "egemen güç"ten daha fazla destek talep ediyordu.

O destek 4 ay içinde geldi. Taraf, 8 Mart 2008 tarihinden itibaren 40 kuruşa düşürüldü.



AYDA EN AZ 500 BİN DOLAR!

40 kuruşa gazete çıkarmak, ayda en az 500 bin dolar zarar demek. Yayın sektöründen işadamları, "Matbaanız ve dağıtım şirketiniz yoksa, zarar 1 milyar dolara yaklaşır" diyor.

Taraf, ilk 4 aylık yayın çizgisiyle bu parayı "hak etmişti"! Pentagon güdümlü Fethullahçı gladyo da daha çok satan bir "tetikçi gazete"ye ihtiyaç duyuyordu. Değişik gazetelerdeki bağlantı mekanizmaları artık temel operasyonlar için yeterli sonuç vermiyordu. ABD-İsrail bağlantılı Fethullah sermayesi daha aktif bir biçimde Taraf'a para akıtmalıydı.


4. ayında, Taraf gazetesine ve Alkım Yayınevi'ne "çok büyük para akışının başladığı" belirtiliyor.

Taraf odaklı para akışı ve karmaşık ilişkiler öyle boyutlara geldi ki, Aydınlık'ın edindiği bilgilere göre, 40 yaşında medya patronu olan Başar Arslan şu sıralar paniğe kapılmaya başladı.



İLK BÜYÜK ERGENEKON BASKININDAN 13 GÜN ÖNCE


Taraf gazetesinin 40 kuruşa düşürüldüğü tarih 8 Mart.

Fethullahçı gladyonun üçüncü ve ilk geniş kapsamlı Ergenekon operasyonunun tarihi 21 Mart.

21 Mart'ta Türkiye, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'ten, Cumhuriyet, Aydınlık ve Ulusal Kanal Genel Yayın yönetmenlerine, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'na varan geniş çaplı bir operasyonla sarsıldı.

İşte, Taraf o günler için çıkarılmıştı.



FETHULLAHÇI İSTİHBARATIN PSİKOLOJİK SAVAŞ BÜLTENİ


Taraf işin öylesine göbeğindeydi ki, sanık avukatlarına gösterilmeyen "belgeler" Fethullahçı gladyo tarafından Taraf'a servis ediliyordu. Bunların en çarpıcısı, baskından önce Alkım Yayınları'nın Ankara'daki bürosundan Taraf'a fakslandığı anlaşılan "Yargıtay Krokisi" belgesiydi…

Fethullah, Taraf'ı yalnız parayla değil, kirli haberlerle de besliyor.

Taraf, Fethullahçı istihbaratçıları n servis ettiği haberlerle çıkıyor. Emniyet'te yuvalanmış F tipi istihbararatçı ların basın bülteni gibi.

Ahmet Altan'ın medyayı peşlerinden sürükleme iddiasıyla, "Babıâli'nin kimyasını değiştireceğiz! " sözleri böylece anlam kazanıyordu.

Gazete hem F tipi istihbaratçıları n yürüttüğü psikolojik savaşın aracı misyonunu yürütüyor, hem de haber kaynaklarının Genelkurmay' dan olduğu yalanını ortaya atıyor. Bu da tipik bir istihbaratçı numarası. Fethullahçı Gladyo'nun çok sık başvurduğu bir tertip.



HER GÜN SATIR SATIR ÇEVİRİSİ YAPILIP, AB'YE SUNULUYOR


Gazeteyi çıkaran Alkım Yayınevi'nin sahibi Savaş-Başer Arslan kardeşler, Brüksel'deki büroları kanalıyla Avrupa Birliği'yle de ilişkiye geçtiler.

Taraf gazetesi'nin satır satır çevirisi yapılıp her gün Avrupa Birliği'nin önüne konuluyor!


AB, gazetelere doğrudan hibe yapamıyor ama yayınevlerine yapabiliyor. Alkım Yayınevi'nin, Ahmet Altan'ın "İçimizdeki Bir Yer" adlı romanının, 2004'te AB parasıyla basıldığı belirtiliyor. 1 milyon adet basılıp maliyetinin 4'te biri fiyatına satılan Altan projesi, AB fonlarınca desteklendi. Gazete bayilerine kadar ulaştırılan kitap için bakkallara bile standlar yerleştirmişti. Ardından, Alkım yayınları Sabah Gazetesi'yle işbirliği yaparak Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yüz Temel Eser'i basmıştı.

AB ile kurulan bu köklü ilişkilerin, bugün para kanallarının çeşitlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor.



HARİRİ'DEN ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ'NE…

Haziran alından itibaren Taraf'ta yayımlanan ilanlar çoğaldı ve çeşitlendi: Uluslararası Af Örgütü, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Asya Finas… İsrail-MI6 bağlantılı Hariri'ye satılan Türk Telekom'un tam sayfa ilanları Taraf'ta dikkat çekici sıklıkta yayımlanıyor.

İlan, bir gazeteye para aktarmanın yasal ve gözle görülür yöntemi. Ama tek yöntem değil.

Bir bankacı, "Unutmayın Türkiye'de para giriş çıkışı çok kolaydır. Hiç bir denetim yok" diyor.



TARAF AKP'Yİ HİZAYA SOKUYOR

Taraf, Nisan-Mayıs aylarında yaptığı yayınlarda "Ergenekon Ordu'ya uzanmalı" kampanyası yürüttü. Bu yayınlar sırasında Taraf, Tayyip-Gül bölünmesinde açıkça Abdullah Gül yanlısı yayın yaptı. Zamanında Taraf'a destek veren Tayyip Erdoğan, bu kez Taraf gazetesinde "korkaklıkla" suçlandı…


Yasemin Çongar, 2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da yayımlanan röportajında şöyle diyordu:

"Diyelim ki AK parti büyük bir pazarlık yaptı, Ergenekon'u güdük bıraktı, AB konusunda zaten durgun olan politikasını sürdürme sözü verdi, diyelim ki devletin antidemokratik alışkanlıklarını ve uygulamalarını sorgulamayacak noktaya geldi, o zaman kapatılmaz belki; ama AK Parti, AK Parti olmaktan çıkar. Bu toplum da önümüzdeki seçimde başka bir parti bulur kendine."



PSİKOLOJİK SAVAŞIN KARARGÂHI


Haziran'dan itibaren Taraf gazetesi, hemen her gün TSK'ya karşı bir yalan uydurup manşetine taşıdı. İşte birkaç manşet "haber":

- Genelkurmay'ı n yeni kontrgerilla planı (2 Haziran).

- Asker- Rektör kumpası (8 Haziran).

- Yakında darbe olacak (10 Haziran).

- Genelkurmay'ı n Türkiye'yi biçimlendirme planı (20 Haziran).


- Dağlıca baskını biliniyordu (25 Haziran).



ORG. BÜYÜKANIT: O GAZETEYİ FİNANSE EDEN KİM ONA BAKIN!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 20 Haziranda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı duvarına asılan Atatürk Rölyefi'nin açılış töreni sonrasında verilen resepsiyonda şunları söyledi; " O gazeteyi finanse eden kim, siz ona bakın; bakın sadece o gazetenin finansörü diyorum." Orgeneral Büyükanıt'ın "O gazete" dediği Taraf. Genelkurmay Başkanı, aynı resepsiyonda şunları da söyledi; "Dünyada bu kadar saldırıya uğrayan başka bir silahlı kuvvvetler var mı? Hele ki bu dönemde. Terörle mücadelede en başarılı olduğu bir sırada."

Gazete, 20 Haziran 2008 tarihli sayısında, Genelkurmay Karargahı'nda hazırlandığını iddia ettiği bir dökümanı manşet yapmıştı. İşte Org. Büyükanıt da "o gazetenin finansörü" nü bu son saldırıdan sonra gündeme getirdi. Aydınlık'a ulaşan bilgiye göre Genelkurmay Başkanı, bunları söylerken "finansörün" kim olduğunu da bilerek söylüyordu. Ama Taraf'ın Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, Fethullahçı para kaynakları apaçık olduğu halde, bu sefer de Genelkurmay Başkanı'nı "bildiği para kaynağını açıklamaya" çağırdı. Gazetenin 22 Haziran 2008 tarihli manşeti de bu yöndeydi.



… VE 1 TEMMUZ

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli iki subayın, Org. Hurşit Tolon ve Org. Şener Eruygur'un tutuklanmasıyla sonuçlanan son operasyonla birlikte Taraf, adeta bayram ilan etti. 2 Temmuz günkü manşet şöyleydi: Cumhuriyet tarihide ilk defa/ Darbeci paşalar göz altında.

6 Temuz 2008 tarihli Taraf'ın manşeti şöyleydi: Yargılanacaklar! Aynı gün, Emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen "Darbe günlükleri" Taraf gazetesince yeniden piyasaya sürüldü. Taraf bununla da kalmadı, bir darbe planı daha piyasaya sürdü.

Operasyon günü Taraf yine TSK'ya saldırı halindeydi. 1 Temmuz günü Taraf gazetesi, CİA'nın kontrolundaki Tuncay Güney'in ifadelerine dayanarak, Ordu'nun bölündüğünü öne süren bir manşetle çıkmıştı…




NEDEN TSK HEDEF?

Yasemin Çongar, Aksiyon'daki röportajında TSK'yı neden hedef aldıklarını anlattı. 1 Mart Tezkeresinin reddedilmesi Çongar'da, onların jargonuyla travma yaratmış anlaşılan. "Amerikan Merkezî Kuvvetler Komutanlığı askerleri gemide bekliyordu Türkiye üzerinden Irak'a geçmek için. Son anda savaş planları bozuldu" diyor Çongar, "Amerika'nın çıkarları Irak'ın bölünmemesinden yana. Yine o çıkarlar, Irak'ın bugünkü federal yapısını koruyarak Türkiye ile sağlam ilişkiler kurmasını gerektiriyor. "

Ahmet Altan da Zaman'a konuşurken TSK'nın Kuzey Irak operasyonuna şiddetle karşı çıkıyor ve şöyle diyor:

"Bunun bedelini kim ödeyecek? Onlar mı, çocuklar mı?"

Yine Yasemin Çongar, "Genç Siviller"in düzenlediği bir panelde "Ergenekon sadece toplum düşmanı değil, dünya düşmanı bir örgüt" diyordu, "Türkiye'yi dünyadan koparmaya çalışıyor." Kimden? Çongar'ın yanıtı şöyle: "Başta Avrupa Birliği'nden, ABD'den ve diğer ülkelerden de."



TSK DÜŞMANLIĞI, TARAF İÇİNDE DE TARTIŞMA YARATTI

Taraf'ın yayınları gazetenin kadrosu içinde de tartışma yarattı. Mayıs ayı içinde bazı muhabirler gazeteden istifa etti. 27 Mayıs 2008 tarihli Gerçek Gündem internet sitesinde "Ahmet Altan'a istifa şoku" başlığıyla yer alan habere göre istifacılar arasında Alev Er de vardı:

"Taraf Gazetesi'nin yayın politikasına dayanamayan yedi kişi ilişiğini kesti. Taraf Gazetesi'nin Fethullah Gülen-Abdullah Gül hayranlığı çalışanlarını da bıktırdı. Gazetenin yedi çalışanı yönetime istifasını sundu. Gazetecilerin ayrılma gerekçesinin 'yayın politikası' olduğu öğrenildi…"


"Bize böyle bir gazete yapılacağı söylenmemişti" diyordu ayrılanlar. "Demokrat, sivil, özgürlükçü bir gazete yapılacaktı. Ancak 17 Mayıs günü Deniz Gezmiş hakkında (ırkçı-yabancı düşmanı) diye bir yazı basıldı. Herkesin kafası karıştı. Biz de bu tablo içinde görünmek istemedik." Bir başkası şöyle konuşuyordu: "Fethullah Gülen ve Abdullah Gül yanlısı gazete yapılıyor. Belgesiz bilgisiz bir şekilde TSK karşıtı haberler yer alıyor. Bunu anlatmaya çalıştık. Ama kimse dinlemedi."

Haziran başında ise bir kısım Alkım Kitabevi üyeleri "sola ve devrimci değerlere karşı kampanya başlattığı için" üyeliklerinden istifa ettiler. "Biz artık niyetin ne olduğunu anlamış bulunuyoruz" diyordu istifacılar, "Vakit, Yeni Şafak, Zaman gibi bir yayın olacaksa Taraf gazetesi, kimsenin tuttuğu yok. Ancak net olarak açıklasın, Truva atını kimse oynamasın!"



İSRAİL KONSOLOSLUĞU' NDAN TARAF'A ZİYARET

Yalnızca Amerikan Konsolosluğu değil Taraf için kollarını sıvayan.

Gerçek Gündem adlı internet gazetesi, 8 Temmuz günü Taraf Gazetesi'ni İsrail Konsolosluğu' nda görevli bir kadın ile bir erkeğin ziyaret ettiğini yazdı. Ziyaretçilere üç de koruma eşlik etmişti. Haberde şu satırlara yer verildi:

Taraf'ın İstanbul Kadıköy'deki bürosunu ziyaret eden İsrail konsolosluğu yetkilileri, binaya zırhlı bir araçla geldi. Taraf'taki gazetecilerin Gerçek Gündem'e verdiği bilgiye göre, İsrail yetkilileri önce Yasemin Çongar'la ardından ise Ahmet Altan'la görüştü. Ziyaretçiler, Altan ve Çongar, daha sonra hep birlikte yemeğe çıktılar.



Yasemin Çongar'ın başka görevleri de var




Taraf için ta Amerika'dan getirilen Yasemin Çongar, "Milliyet'in önerdiği tepe yöneticilik teklifini de bağımsız gazetecilik yapabilmek adına reddettiğini" anlattı orda burda. Ayrıca onun görevi gazetecilikle, hatta Taraf'la sınırlı değildi.

2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da şöyle diyordu Çongar: "Batı artık Türkiye ile ilişkilerini tamamen devlet üzerinden değil, iş dünyası ve sivil toplum üzerinden de kurmaya başladı. Sadece İstanbul ve Ankara'yla değil, Anadolu ile de temas ediyorlar artık. Taraf için döndüğümden beri 7 ay içinde birkaç kez Güneydoğu'ya gittim, Orta Anadolu'yu 10 yıl aradan sonra gördüm…"

Çongar'la kol kola gördüğümüz isimlerin başında Yıldıray Oğur geliyor. Oğur, "Genç Siviller" adlı örgütün başkanı. Soros'tan besleniyor, Türkiye'de de "turuncu devrim" denemesine hazırlanıyorlar.

Adları daha yeni duyulmuştu ki, Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına getirilir getirilmez Yıldıray Oğur'u köşkte konuk etti. Oğur, Genç Siviller'in simgesi olan kırmızı Convers marka ayakkabı hediye etti Cumhurbaşkanı' na; "asker postalını protesto" anlamı taşıyordu Gül'e verilen hediye.



kaynak: http://www.gercekgundem.com


Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

FETHULLAH GÜLEN'in GERÇEK YÜZÜ




FETHULLAH GÜLEN'in GERÇEK YÜZÜ


"Nihai hedefe ulasana kadar, her yöntem ve yol mübahtır. Bunun


içine yalan söylemek ve insanları aldatmak da girer. Yeter ki,

'hizmet' kesintiye uğramasın. Hizmet denilen çalışmanın en

büyük özelliği, sessiz ve derinden olmasıdır. Bu gizlilik de güçlü

oluncaya kadar devam edecektir. Cemaatin temel felsefesi


budur..."



AMACI VE STRATEJİSİ



Fethullah Gülen'in amacı; devletin tüm sistemlerine İslam hükümlerini egemen kılarak, teokratik bir İslam diktatörlüğünü kurmaktır. Bu amacına ulaşabilmek için de topluma, �Hoşgörü ve Barış� mesajları vermeye yönelik ılımlı bir cemaat lideri portresi çizmeye özen göstermektedir.


Fethullah Gülen, hiçbir kuvvet tarafından geri adım atmaya zorlanamayacağı bir duruma ulaştığında, Atatürk ilke ve inkılaplarını ortadan kaldırmayı, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yıkarak, şeriat esaslarına dayalı bir rejim kurma amacını bu ılımlı görünüm altında gizlemektedir. Çünkü; Fethullah Gülen ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflerine ulaşmanın yıpratıcı olduğunu tespit ederek, kurulu sisteme ters düşme yerine, onunla barışık, ama onu içten içe ele geçirici bir politikayı yeğlemektedir. Bu sebeple, birinci hedef olarak; asker, sivil ve emniyet teşkilatında örgütlenmek esas alınmıştır.

Bu nedenle Fethullah Gülen; şeriat devletine ulaşmayı hedefleyen amacını gerçekleştirmek için aşağıda belirtilen stratejiyi uygulamaktadır.

Stratejinin birinci adımında; devletin bütün kadrolarında, bütün bürokraside, Milli Eğitim Bakanlığında ve Emniyet Teşkilatında kadrolaşmayı,

Stratejinin ikinci adımında; bünyesinde bulunan vakıf, okul ve dershanelerde, eğitilmiş gençlerden oluşan bir taban oluşturmayı,


Stratejinin üçüncü adımında ise, kendisine maddi destek sağlayacak sermayeyi oluşturmayı hedeflemektedir. Yurt dışında Türkiye�de kurulacak islami devlete, uluslararası alanda sempatiyle bakacak bir gençlik oluşturmayı ilke olarak benimsemiştir.

Bu doğrultuda; Fethullah Gülen, oluşturduğu öğrenci seçme ekipleriyle, semt ve köyleri dolaşarak, zeki ve becerikli öğrencilerle irtibat kurmakta, bilahare, evlerde, dersanelerde ve kamplarda, beyin yıkama metoduyla, bu kişileri amaçları doğrultusunda yetiştirmektedir.

Fethullahçılar, görsel-sözel yayın organlarının propaganda gücünü kabul ederek, televizyon, radyo, gazete ve dergi gibi kitle haberleşme araçlarını etkin olarak kullanmaktadırlar.

Ayrıca Fethullah Gülen; sahip olduğu imkanlarla, semavi dinlerin temsilcileriyle başlattığı diyalog vasıtasıyla �Dünya Dinler Birliği adı altında bir oluşuma zemin hazırlamıştır. Bu oluşumla, İslam dininin temsilcisi olma yolunda, uluslararası alanda karşılıklı çıkarlara dayanan bir stratejiyi uygulamaktadır.



SİYASİ TUTUM VE DAVRANIŞLARI



F.Gülen, Türkiye�de yasal bir konuma gelmek, din konusunda akla gelebilecek tek isim olmak amaçlarıyla partiler üstü bir siyaset izlemeye çalışmaktadır. Bu nedenle de, hiçbir siyasi parti ve liderini karşısına almamaya özen göstermiş ve doğrudan siyasetle ilgilenmemiştir. Yine de, 1994 yılında zamanın Başbakanı Tansu Çiller ile görüşmüş ve belkide bu görüşmenin, �F.Gülen, Çiller�e destek veriyor� şeklinde kamuoyuna yansıyan sonucunu ortadan kaldırmak amacıyla, başta Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere birçok siyasi liderle doğrudan görüşmeler yapmıştır.

F.Gülen, kendisine yakın ya da uzak bu kadar geniş bir yelpazenin siyasi liderleriyle görüşürken, amacının; partiler üstü olmak ve tarafsız görünerek geniş bir kitleyi yanına almak olduğu bilinmektedir. F.Gülen, bu görüşmelerinin sonucunu kısa sürede almış ve anılan siyasi liderlerin tamamı kendisinin aleyhinde tavır sergilememiştir. Onun siyasi liderlerden aldığı bu geniş destek, basına da yansımış ve F.Gülen genel olarak bu kesimden de destek görmüştür. Sonuçta F.Gülen izlediği siyasal yaklaşımla TBMM�de geniş bir destek bulmayı başarmıştır. Ancak, F.Gülen�in açıkça tavır aldığı, eleştirdiği tek siyasal oluşumunda Refah ve sonrasında da Fazilet Partileri olduğu dikkat çekmektedir. F.Gülen, adı geçen partilere karşı olduğunu, bunların yanlış yaptığını vurgularken, iki önemli amaçla hareket etmiştir. Bunlardan birincisi, rakibi olan bir dini oluşuma karşı çıkmış, ikincisi ise kamuoyunun ve özellikle TSK�nin karşı çıktığı bir partiye cephe alarak, TSK�ne ılımlı görünmek olduğu bilinmektedir.


Bugün Fethullah Gülen; faaliyetlerinde gösterdiği gizlilik, taraftarlarının kendisine bağlılığı, etkili, kararlı ve merkeziyetçi yöntemi, siyasal yaklaşımı ile ülkemizin en güçlü ve en etkili irticai yapılanmasını oluşturmuştur.




YURTİÇİ FAALİYETLERİ



F.Gülen�in, faaliyetleri tüm yurt sathında yaygın bir görünüm arz etmekle birlikte, özellikle Samsun-Adana ekseninin batısında kalan illerde ve üniversite çevrelerinde, doğuda ise, Erzurum�da yoğunlaşmaktadır.

a. Eğitim Faaliyetleri


F.Gülen grubunun yurtiçinde 199 okulu, 201 dershanesi, 25 bin kapasiteli 240 yurt ve pansiyonu mevcuttur. F.Gülen grubunun kontrolündeki bu okullar, İmam Hatip liselerinin orta kısımlarının kapatılmasından sonra irticai kesim tarafından rağbet edilen eğitim kurumları haline dönüşmüş, 200 civarında vakıf ve 200 civarında şirket tarafından desteklenir hale getirilmiştir.

F.Gülen�in, Türkiye�deki etkili çevrelere ılımlı görünme politikası eğitim kurumlarına da yansımış ve söz konusu yüzlerce okulda, devletin laiklik konusundaki isteklerine uygun düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Nitekim, bu tavrı da basına yansımış ve okullarda türbanlı olarak görev yapan bayan öğretmenler başlarını açmış, hatta erkek öğretmenler �İslamcılara� ait bıyık biçimlerine son vermişlerdir.

Fethullahçılar, örgütlenme ve faaliyetleri ile �Devlet İçinde Devlet�� özelliği göstermekte ve özellikle grubun okulları, Milli Eğitime alternatif bir anlayışla yönetilmektedir. Sözkonusu okullarda görev yapacak öğretmen ve idareciler grubun önde gelenleri tarafından tayin edilmektedir.

Fethullah Gülen Nurcu grubuna ait bazı okul ve dersanelerde, kız-erkek öğrencilere gündüz ve yatılı olarak ayrı binalarda eğitim verilmekte, böylece, yarının kuşakları olan öğrenciler, okul çağında siyasal islamın zihniyeti ile yönlendirilmektedir.


Öte yandan, günümüzde F.Gülen grubu tarafından dersane kavramının değişik bir boyutta ele alındığı görülmektedir. Nurcu gruplar, çok önem verdikleri gençlik kesiminin kazanılması için öğrenci evlerini aynı zamanda dershane olarak da kullanmaktadırlar. Yetişmiş öğrencilerin sorumlu olduğu evlerde, Nurculuk ve diğer dini konularda bilgiler verilmektedir.

Nurcu grupların gençlik kesimine yönelik eğitim çalışmalarından birisini de kamplar oluşturmaktadır. Öğrencilerin tatil ihtiyaçlarının karşılanmasının yanısıra, cemaat şuurunun yerleştirilmesi amacıyla F.Gülen grubu tarafından başlatılan kamp tertiplenmesi uygulamasının, organizasyon ve katılım yönünden son dönemde önemli ölçüde arttığı bilinmektedir. Son dönemde, F.Gülen grubu tarafından meslek sahibi yetişkinlere yönelik olarak da kamplar tertiplendiği gözlenmektedir. Söz konusu bu kampların cemaat içerisinde sorumlu düzeye gelmesi muhtemel şahısların meslek içi eğitimlerine yönelik olduğu bilinmektedir.

Eğitim amaçlı etkinlikler kapsamında, dersane ve kamplar vasıtasıyla sürdürülen çalışmalarda, eğitim materyali olarak Risale-i Nur Külliyatı ile F.Gülen grubunun çıkardığı yazılı, sözlü ve görsel nitelikli dökümanlar kullanılmaktadır.


b.Kadrolaşma Faaliyeti

F.Gülen Nurcu grubu; hedefi olan laik, demokratik ve sosyal hukuk devletİ yerine, şer�i yasaların hakim olduğu İslam Devletini kurabilmek amacıyla, devlet kademelerinin mutlaka ele geçirme doğrultusundaki çabalarını sürdürmektedir.

Fethullah Grubu Nurcular, öncelikli hedef olarak; Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet teşkilatını seçmiş olup, kadrolaşma faaliyetlerinde Milli Eğitim Bakanlığı�na özel önem vermişlerdir. Bu kapsamda, anılan Bakanlıktaki kadrolaşma faaliyetlerinde F.Gülen grubunun belirli mesafe kaydettiği, atama ve tayinlerde etkili oldukları bilinmektedir.

c. Basın - Yayın Alanındaki Faaliyetleri:


F.Gülen�in, eğitime verdiği önemin bir benzeri de basın-yayın alanında görülmektedir. Okul ve kitap arasında ilişki kurmuş ve bu nedenle de gazete, dergi, kitap, radyo ve TV konularında kısa sürede büyük atılım gerçekleştirmiştir. Nitekim, Fethullahçılar tarafından, biri İngilizce olmak üzere 17 yayın çıkartılmaktadır. Bunlar;

(1)Fountain Dergisi

(2)Sızıntı Dergisi

(3)Yeni Ümit Dergisi


(4)Yeni Ses Gazetesi

(5)Köprü Dergisi

(6)Karakalem Dergisi

(7)Ekoloji Çevre Dergisi


(8)Samanyolu Dergisi

(9)Zirve Dergisi

(10)Vuslat Dergisi

(11)Galaksi Dergisi


(12)Aksiyon Dergisi

(13)Mutlu Genç Dergisi

(14)Ümit Dergisi

(15)Can Kardeş Dergisi


(16)Sun Dergisi

(17)İndependent Türk Dergisi�dir.

Ayrıca Fethullah Gülen grubu;

Günlük tirajı ortalama 250 000 olan Zaman Gazetesi ile Türkiye�de en çok satılan dergi olan Sızıntı Dergisi, siyasi ve aktüel konulara yer veren Aksiyon dergisi söz konusu yayınlar arasında dikkat çekmektedir.


Bunun yanısıra;

(1)Samanyolu TV (İstanbul),

(2)Selam TV (Siirt),

(3)Merkür TV (Van)


İsimli televizyon kanalları ile,

(1)Yıldız FM (Adana),

(2)Dünya Radyo (Ankara),

(3)Şimşek FM (Bursa),


(4) Radyo Şira (Elazığ),

(5)Afşin FM (K.Maraş),

(6)Samanyolu FM (İzmir),


(7)Cemre FM (Mardin),

(8)Filiz FM (Muş),

(9)Doğuş FM (Muğla),

(10)Rize�nin Sesi Radyosu (Rize),


(11)Burç FM (Tokat),

(12)Esra FM (Van)

radyo kanalları bu grubun basın-yayın faaliyetlerine verdiği önemi gösterdiği kadar, bu alanda ne denli etkin bir güce sahip olduklarını da göstermektedir.

F.Gülen�in, ılımlı, yasal bir konum kazanma ve bu yolla geniş kitlelere hitap etme politikası basın-yayın faaliyetlerinde de kendisini göstermiştir. F.Gülen�in bu amaç doğrultusunda basın-yayın faaliyetlerini 10 kişilik uzman bir gruba incelettiği, bu grubun;


(1)Dine saplantılı yazılar yazanların yerine, daha ılımlı ve milliyetçi çizgide olan yeni yazarlarıngörevlendirilmesi,

(2)Başta laiklik olmak üzere, Atatürk ilkeleri ve onlara göre biçimlendirilmiş, T.C. Anayasası ve yasaları çerçevesinde faaliyette bulunarak; hedef kitleleri genişletmek ve imajını yükseltmek olduğu bilinmektedir.

d.Sermaye Alanındaki Faaliyetleri:


Nurcu grupların, bilinen en eski ve etkili maddi kaynak temin çalışmaları; fitre, bağış ve kurban derisi toplama çalışmalarıdır.

Bununla birlikte gelişen, yaygınlaşan hatta uluslararası boyut kazanan günümüzdeki sözkonusu kaynaklarla idame ettirmenin zorluğunu gören anılan kesim, bol ve sürekli kazanç temini yönüyle ticari hüviyetli yatırım yapmaya yöneltmiştir.

Ancak, Nurcu grupların bu ticari yönelişte taban kazanma ve taraftar kitleyi genişletme amacını da gözönünde bulundurarak özel okul, medya kuruluşları gibi, yatırımlara ağırlık verdikleri gözlenmiştir.

Bu hareket tarzı doğrultusunda yapılanmayı başlatan F.Gülen grubu, ulaştığı potansiyelle de diğer gruplara oranla önemli gelişme göstermiştir.


Anılan grubun önemli ölçüde öğrenci ve gençlik kesimini hedef alan yatırımları meyanında, otomotivden gıda pazarlamacılığına kadar çok geniş alanda faaliyet göstermek amacıyla açtığı 230 şirketin 117�sinin eğitim amaçlı kuruluş olması dikkat çekicidir.

F.Gülen grubu, bahsekonu eğitim amaçlı şirketler vasıtasıyla yurtiçinde 199 özel okulu ve 201 dersaneyi faaliyete geçirmeyi başarmıştır. Öte yandan anılan grup yurtdışındakı okulların finansmanında karşılaşılan güçlüğün aşılması maksadıyla yeni projelere yönelmiş ve bu meyanda sigortacılık alanında Işık Sigorta ve faizsiz bankacılık alanında Asya Finans�ı kurmuştur.




Yurt Dışı Faaliyetleri




a. Amacı



Fethullahçılar, yurt dışı faaliyetleriyle tüm irticai unsurlar içerisinde en çok dikkati çeken grubu oluşturmaktadır. F.Gülen, tarikatın yurtdışı açılımları için, başta ABD olmak üzere Hıristiyan Batı Dünyasının önemli bir tehdit olabileceğini değerlendirerek, bu çevrelere karşı ılımlı bir dini lider görüntüsü çizmeye özen göstermektedir.



Yurtiçinde hedeflenen noktaya büyük oranda ulaşıldığı kana
atine varan anılan grup, planlı bir şekilde yurtdışı örgütlenmesine yönelmiştir. Bu yönelişte;



Sosyal-ekonomik ihtiyaçları fazla olan yeni Türk devletleride taban oluşturmak,


* İran’ın Şii’lik propogandasının etkisini kırmak,


* Finans ihtiyacını karşılayacak şirketlerin ticari açılımlarını sağlamak,

* Bu devletlerde ihtiyaç duyulacak bürokratik kadroları yetiştirmek,

* Türk-İslam Birliğini oluşturmak temel amaç olmuştur.


Dünya İslam Birliğini gerçekleştirmek isteyen F.Gülen’in, Müslüman ve Türk olmayan devletlerde faaliyet göstermesinin amacı ise;


* Kendine bağlı bürokratik kanalların oluşturulması,

* Globalleşmenin sonucu oluşan bilgi transferlerini hedefi doğrultusunda kullanma,

* Kendine bağlı kişilerin refah düzeylerini artırarak etki alanını genişletmektir.



b. Eğitim Faaliyetleri :

Fethullahcılar; hem kendi yandaşlarına ekonomik m
enfaat temin etmek, hem de, Türkiye’de gerçekleştirmeyi hedef aldıkları İslam devletine, uluslararası alanda destek sağlamak için yurt dışında okul açma faaliyetlerini büyük bir hızla sürdürmektedirler.

Bunun yanında, söz konusu okullarda, ileride devleti yönetecek nitelik ve nicelikli kadroyu yetiştirerek, bu kesimin Türkiye’de kurulacak İslami devlete sempati ile bakmasını sağlamayı amaçladıkları bilinmektedir.

F.Gülen, 1992 yılında başlattığı yurt dışı açılımı çerçevesinde, toplam 45 ülke/özerk bölgede;


* 17 üniversite/yüksekokul,
* 246 lise,
* 11 İlkokul,
* 16 yabancı dil ve bilgisayar merkezi,
* 5 üniversiteye hazırlık kursu,
* 6 öğrenci yurdu

olmak üzere toplam 232 eğitim kuruluşunu faaliyete geçirmiştir.


Bu müesseselerde, toplam 40 bin’i aşkın öğrenci bulunmaktadır. F.Gülen Nurcu grubunun, eğitim alanındaki bu yatırımlarının toplam değerinin, 350 trilyon TL. civarında olduğu da bilinmektedir.

F.Gülen “okullar imparatorluğunu”nu neden başka yerde değilde Orta Asya’da açtığı hususunu; Asya’nın elden kaçırılabileceğini, Türk yatırımcısı, işadamları ve eğitimcisinin Asya’ya sahip çıkmadığı takdirde diğer ülkelerin bölge ülkelerine sağlayacakları menfaatlerle Asya’yı ele geçirebileceklerini, insanların, Devletin Asya Ülkelerine açılım yapmaması durumunda bile vakıf, dernek ve şirketler aracılığıyla o bölgelere giderek bölgeyi etkisi altına almaya çalışan ülkelere karşı bir set oluşturması gerektiği sözleriyle belirtmiştir.

1996 sonbaharında birçok ünlü gazetecinin götürülüp, gezdirildiği Orta Asya’daki özel okullarda büyük övgü ile söz edilmiş, İngilizce ile modern eğitim verdikleri yazılıp çizilmiştir.


Ancak, o bölgeden gelen bazı işadamları ve öğrenciler tarafından “okullar
imparatorluğu”nun görülmeyen yüzünün olduğu da iddia edilmektedir. Bu iddialarda; ders dışındaki saatlerde, genelde din eğitimi ve cemaatin propagandası yapıldığı, referans kitaplarının çoğunun şeriatçı yayınlar arasından seçildiği, cemaatin Türkiye’deki uzun vadeli hedefleri arasında laikliğin kaldırılması gibi söylemlerin olduğu belirtilmektedir.

Mevcut yurt dışı okulların ülkelere dağılımı incelendiğinde; Türk şirketlerinin ağırlıklı olarak faaliyet gösterdiği ülkeleri tercih etmesi dikkat çekmektedir. F.Gülen’in, uygun koşulların bulunduğu Batı Avrupa ülkelerinde ve özellikle
Almanya’da organize olmayıp, SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan ülkelerde, ABD’nin nüfuz alanını genişletme çabalarıyla aynı dönemde yaygın ve organize bir güce kavuşmuştur. Bu durum, F.Gülen grubunun daha ziyade Avrupa alanı dışında Amerikan etkinliği altındaki veya ilgi alanındaki bölgelerde geliştiği belirtilmektedir.

F.Gülen yurtdışındaki okulların finans kaynağının nasıl temin edildiği şeklinde kendisine yöneltilen sorulara; paranın cemaate bağlı kişilerden (müritlerinden)
bağış yoluyla sağlandığını, ayrıca, Asya’daki işadamlarının da kazançlarının bir kısmını bu okullara aktardıkları cevabını vermektedir.

Ancak, bu okulların faaliyetlerini yakından bilen kaynaklarca; yurtdışındaki okulların kar amacı gütmeyen vakıflar tarafından kurulmakta olduğu, bu ülkelerin çoğunluğunda bu tür vakıfların mali denetimlerin dışında bulunduğu, Türkiye’den götürülen öğretmenlere, 12-15 bin dolar arasında maaş ödeniyormuş gibi gösterilip paranın büyük bir bölümünün Türkiye’ye transfer edildiği, gerçekte öğretmenlerin hesabına 500-600 dolar yatırıldığı belirtilmektedir.


F.Gülen grubunun okul açmış olduğu ülkelerde, öncelikle kendisine bağlı şirketler kurarak, okul yapımı ve idamesinin bu şirketler ve adı geçen ülkelerde bulunan işadamları tarafından desteklendiği bilinmektedir.

F.Gülen grubunun özellikle Türk Cumhuriyetlerinde etkili olduğu; Türkmen
istan, Özbekistan ve Azerbaycan gibi ülkelerde bürokrat düzeyinde taraftarlarının bulunduğu bilinmektedir. Bu ülkelerde ticari faaliyet gerçekleştirmek isteyen Türk İşadamlarının ise karşılaştıkları zorlukları aşabilmek için söz konusu grubun yardımına ihtiyaç duyduğu, bunun karşılığında ise bir bedel ödediği, ödenen bu bedelin ise Fethullahçılar tarafından başta eğitim olmak üzere çeşitli alanlarda kullanıldığı bilinmektedir.

Ayrıca yurt dışında faaliyet gösteren bu okullar için para transferi ve teminat mektubu vermek gibi işlemleri karşılamak amacıyla kurduğu Asya Finans
kurumundan istifade edilmektedir. Asya Finans’tan önce bu gibi işlemlerin Faysal Finans tarafından yürütüldüğü Türk insanının ortak düşüncesidir.

Özet olarak, F.Gülen grubuna bağlı okullar, cemaate bağlı işadamları tarafından doğrudan veya kurdukları vakıflar aracılığıyla finanse edilmektedir. Bu işle
mde iki tarafın karşılıklı menfaati söz konusudur. F.Gülen okullar açarak şeriat devletine giden yolda mürit sayısını artırmakta, iş adamları ise bu okullar vasıtasıyla o ülkedeki ticari ilişkilerini geliştirmektedirler. Yurtiçinden o ülkelerde yatırım yapmak isteyen işadamları da kaçınılmaz olarak F.Gülen Cemaatine başvurarak bağış yapmakta, karşılığında ticari menfaatlerini sağlamaktadırlar.

F.Gülen’in yurt dışı yatırımlarına yönelik kaynaklarının bir kısmının ise bazı Batılı Ülkelerce sağlanmakta olduğu, bunda da amacın, Ortadoğu ve Afrika
kökenli radikal İslami faaliyetlerin etkisini kırmak olduğu Türk basınınca kamuoyu gündemine getirilmiştir.

Ancak, dış güçlerin F.Gülen’e verdiği bu yurt dışı kaynağın karşılığı olarak, onu kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeleri bilinen gerçektir.



c. Diğer Dini Kesimlerle İlişkileri :

F.Gülen, başka din ve tarikat liderlerinin ileri gelenleri ile görüşmeler yaparak, bu görüşmeleri kendi hedefleri doğrultusunda kullanmak istemektedir.
F.Gülen’in Papa II nci Jean Paul ile görüşmesinin, yaratılmak istenen ılımlı bir dini lider imajının uzantısı olduğu bilinmektedir.

Ayrıca, bu görüşmede; Türkiye’de rahip yetiştiren bir Ruhban okulu açılmasını destekleyeceği konusunda garantiler verdiği cemaatin yaptığı faaliyetlerden anlaşılmıştır.

F.Gülen, hükümetin bilgisi dahilinde, Papa II nci Jean Paul’ün daveti üzerine, 09 Şubat 1998 günü Vatikan’da Papa ile görüşmüştür. Görüşme, İslam ve Hıristiyan dünyasını temsilen “Dinler arası diyalog” zemininde olmuş ve F.Gülen, uluslararası platformda “Türkiye’deki İslami kesimin lideri” olarak gösterilmiştir. Söz konusu görüşmede F.Gülen’in Papa’ya;



(1) Antalya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaret,




(2) Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington’da olmak üzere, muhtelif dünya başkentlerinde bir konferans serisinin gerçekleştirilmesini,




(3) Öğrenci değişim programı çerçevesinde, Ş.Urfa-Harran’da bir ilahiyat
okulunun kurulması hususlarını teklif ettiği Türk medyasında yazılmıştır.



FETHULLAH'TAN İNCİLER !...



İlgi çekici sözleri
FETHULLAH'IN ANLATTIKLARI




GERÇEKLER



* Fetullah mı, Fethullah mı?



İzmir nüfus müdürlüğünden, 31.01.1986 tarihinde değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt no'lu kimliğinde ismi; FETULLAH'tır. Fethullah Gülen, saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmak için ismini, "Allah'ın Fetihçisi" anlamına gelen FETHULLAH'a dönüştürmüştür. * Dedeleri




Fethullah Gülen, dedelerinin, annesinin ve akrabalarının Seyyid yani peygamber soyundan geldiklerini söylemektedir. Dedelerinden ermiş gibi, evliya gibi bahsetmektedir. Fethullah Gülen'in dedeleri harbi görünce cepheye koşmak yerine soluğu daha emin yerlerde almakta bir sakınca görmemişlerdir. 93 harbinde Fethullah Gülen'in dedeleri Korucuk'u terkederek Sivas ve çevresine yerleşirler. Birinci Dünya Savaşında ise istikamet Yozgat'a bağlı Yerköyü'dür. Milletimiz vatan savunması peşinde iken , Gülen'in dedeleri ve cem'i cümlesi rahat bir yaşam sürmekteydiler. Gülen'e sorarsanız dedeleri çok ızdırap çekmiştir. Dedeleri ile ilgili gerçekler sorulunca Fethullah Gülen dedelerinin kaybolduğunu anlatmaktadır!.. * Babası



Fethullah Gülen'in babası Ramiz, sahabeleri cinnet derecesinde sevdiğini söylemektedir.

Ancak, Ramiz'in oğullarına koyduğu isimler (Fethullah, Sıbgatullah ve Mesih) arasında tek bir sahabe adının bile olmaması dikkat çekicidir. Hemen hemen hiçbir samimi müslüman ailesinin çocuklarında rastlanmayan bir isim var ki, son derece dikkat çekicidir: Mesih


* Annesi



Fethullah Gülen, annesi Rabia Hanım'ı şöyle anlatmaktadır.

"Benim ilk Kur'an hocamdır. Kendi anlattığına göre bana 4 yaşında Kur'an okumayı öğretmiş bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ancak,ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum.

Sıradan bir cami hocası da bilir ki, Kur'an öğrenmek ve hatmetmek için önce mahreç akabinde tecvit ilmi bilmek gerekir. Yani Kur'an mahreç ve tecvit ilmi ışığı altında okunur, hatmedilir ve hıfz edilir. Aksi mümkün değildir. Çünkü bunlar bilinmezse ayetler kesinlikle yanlış okunur , yanlış okumak günah olduğu gibi kılınan namaz da sahih olmaz.

* Evlilik




Fethullah Gülen, kendisine niçin evlenmediği sorulunca cevap verir: "Ümmet-i Muhammet'in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç fırsatım olmadı." Fethullah Gülen, evlenmemek konusundaki açıklamalarında ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerek. Zira, Fethullah Gülen çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır. * Kadın



Fethullah Gülen, önce takma Abdulfettah Şahin daha sonra Fethullah Gülen adlarıyla yazdığı, Ölçü ve Yoldaki Işıklar adlı kitabında kadınları üç gruba ayırıyor. Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını. Fethullah Gülen, kadınları bu şekilde sınıflandırıken, İkinci Diriliş'i gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren Işık Evlerinde kalan gençlere sabah namazından sonra şu dua yaptırılır. "Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge!..




* Türban



Gülen; Sonsuz Nur adlı kitabında başörtüsü için feryat ederken şöyle diyordu:



"Türbana çağdışı diyorlarmış.Eğer bununla baş örtüsünü kastediyorlarsa doğru. Neden? Çağları aşan bir kıyafet de ondan. Günümüz dünyası ondaki hikmet harikasını kimbilir ne kadar sonra idrak edecek.



Fethullah Gülen, Bahçelievler Camii'nde gerçekleştirdiği Pazar sohbetlerinde yaptığı konuşmalarında, türban ve başörtüsü konusunda şöyle diyordu;


"Bir bacımızın türbanını çıkarttıklarında kıyamet kopar. Çünkü çok alışmış ve onunla bütünleşmiş onu dini emri olarak saymaktadır. Onu çıkardığı zaman, dinin bir yanının yıkılacağına inanır.

Ancak Nevval Sevindi'yi New York'ta karşısında türbansız, başörtüsüz görünce bu düşüncelerinden çark eden Fethullah Gülen, ona şu cevabı veriyordu:

" Başörtüsü de aynı şekilde üzerinde durulacak usul, yani imanın ve İslam'ın esaslarından, şartlarından değildir. Bunlardan dolayı, insanın adeta dinin dışında tutulması dinin ruhuna aykırıdır. Bu konuda dayatmalar, ısrarlar ifrattır ve zorlamadır. Hatta nefret ettirmedir. Gönülde sevgi önemlidir.

* Masonik Söylem



Fethullah Gülem masonlar ile ilişkisinin olmadığını ve onlara sempati duymadığını belirtmiştir.




Masonlukta mertebe; çıraklık, kalfalık ve üstadlık olarak sıralanmaktadır. Fethullah Gülen de , sıralamayı yaparken, çıraklık,tilmizlik,yani kalfalık ve nihayet üstatlık olarak sıralamaktadır. Masonlar aralarına hiçbir zaman kadınları kabul etmezler. Fethullah Gülen de hayatında kadınlarla muhatap olmamak gibi bir prensibinin olduğunu açıklamıştır. ABD-Irak savaşında, gönlünün ABD'den yana olduğunu söyleyen Gülen, Irak'ın tepesine binlerce bomba yağar,Irak'lı çocuklar ölüp, aç ve açıkta kalırkan kılını kıpırdatmıyor; buna karşılık İsrail'e atılan bir iki bombadan sonra, İsrail'li çocuklar için ağlıyor; daha da ileri giderek; Hz Peygamberi rüyasında gördüğünü anlatıp, onun da gönlünün İsrail'den yana olduğunu söylüyor ve bu tutumuyla kimi şeriatçı dergileri bile isyan ettiriyordu. * Batı Dünyası



Fethullah Gülen, batı konusundaki görüşleri belirsizdir.

Sonsuz Nur adlı kitabında batıyı, Avrupa ve Asya'yı yerin dibine geçiren Fethullah Gülen, "Fethullah Hocaefendi ile Ufuk Turu " adlı kitabında batıya övgü yağdırmaktadır.


Ufuk Turu Kitabında batı yandaşlığı,

"Mutlak manada, batı düşmanlığı, zannediyorum ki bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz. Ve batıdan alınacak birçok güzellik var."



Sonsuz Nur kitabında batı düşmanlığı,

"Avrupa'nın kafir ve zalimleri, Asya'nın insanlığı istismar eden münafıkları ve içimizdeki gafiller istemeseler bile, sikkeyi basan, tuğrayı elinde tutan ve peygamberlerce Sultan-ül Enbiya olarak kabul edilen, O günde beş defa nam-ı celilini dünyaya ilan ettiğimiz Sultanlar sultanı, bir gün mutlaka kalplere girecektir...." şeklinde dile getirmektedir. * Askerlik ve Milliyetçilik




Fethullah Gülen , askere ve askerlik konusuna ılımlı görünmeye çalışmaktadır. Nurcular Molla Said'den aldıkları dersle askerliği bir vatan görevi olarak görmemektedirler. Askere gitmeyide bir tokat gibi karşılarlar. Fethullah Gülen de orduyu yabancı bir ortammış gibi anlatır. Rahat bir askerlik yapabilmek için torpiller aramış ve adamını bularak kendisini himayeye aldırmaya gayret etmiştir. Askerin karavanasını yememiş, eğitimden kaçmıştır. Israrla zamanlı zamansız abdest alıp namaz kılmış, ibadetini askerliğe karşı bir araç gibi kullanmış; çok sıkışınca kendisini arkadaşları aracılığı ile komutanlara milliyetçi, yurtsever gibi lanse etmeye çalışmıştır. Askerliğini zor şartlar altında yapmadığı için, ordunun yemeğini kendisine caiz olmadığını düşünen Fethullah Gülen, teskere gününü de , " hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti" sözleriyle açıklıyor. Fethullah Gülen'in kabusu her nurcu gibi askerliğn felsefesine olan inançsızlığından kaynaklanmaktadır. * Suudiler ile İlişkisi



Fethullah Gülen Suudiler ile ilişkisini her fırsatta yalanlamaktadır.

Fethullah Gülen, Suudlarla hiçbir ilgisini olmadığını iddia ederken hayatının her döneminde yanında olan ve Küçük Dünyam kitabında birçok yardımını gördüm dediği eski MSP milletvekillerinden Salih Özcan, Rabıta'nın Türkiye temsilcisidir. Rabıta ise dünyaya şeriat düzenini yaymak için kurulmuş, merkezi Suudi arabistan'da bulunan bir örgüttür ve arkasında Amerikan petrol şirketi Aramco vardır. Rabıta dünya ülkelerine Şeriat düzeni yaymak için her yıl tonlarca altın ve milyarlarca dolar harcar.


Suudi arabistan karşıtı(!) Fethullah Gülen ne hikmetse, Rabıta'nın Türkiye temsilcisi ve kurucusu Salih Özcan'ın koltuğunu altından çıkmamış ve vaazlarında Suudi krallarının giydiği cübbelerden giymiştir. * Tekke ve Medrese



1938 yılında doğan Fethullah Gülen eğitim durumunu açıklarkan şöyle diyordu;

"Ben medreseye devam ederken de tekkeyi ihmal etmezdim.Zaten ilk gözümü açtığım, ruhumu mayaladığım yer tekkedir..." "Oysa Fethullah Gülen'in doğumundan çok önce kapatılmıştı tekkeler ve medreseler. Fethullah'ın, müridlerini etkilemek amacıyla bu yola başvurduğu ise açıktır.

* Hedefler Fethullah Gülen, amacının şeriat olmadığını her ortamda ilan etmektedir.


Fethullah Gülen, kitaplarında dünyada yeni denilen bütün düzenlerin yıkılacağını anlatırken, "birgün gelecek,semavat, zemin bütün nizamıyla İslam'ım bembeyaz ellerine teslim olacak. Ak şeriata, ak yola, ak sisteme" diyerek gerçek amacını ortaya koyuyordu. Sıkıştırıldığında hiçbir zaman şeriatı övmediğini iddia eden Fethullah Gülen , ortamı müsait bulduğu zaman şeriat özlemini sürekli dile getiriyordu.

"Hiçbir zaman tadbil edilemeyecek, değiştirilemeyecek olan şeriat-ı fıtriye'dir. Bu itibarla yeryüzüne mirasçı olmak için, evvela salahate, yani dinin kuran ve sünnet çizgisinde yaşanmasınave İslam'ın hayata hayat olmasına gayret etmek şarttır. Şeriat-ı fıtrıye riayet etmeyen toplumlar veya manevi hayatlarında iç değişikliğe uğrayan ümmetler, milletler bugün hakim olsalar da yarınki mahkumiyetleri kaçınılmazdır.



Fethullah Gülen, şeriatın amaçlarına uygun hareket eden beyinlere ihtiyaçları olduğunu açıklıyor ve şunları belirtiyordu;

"Şeriat'taki hikmet-i teşri ve sahib-i Şeriatin maksatlarına aşina...Dini hükümlere menat sayılan esaslar mevzuunda vukuflu... İlahi varidata açık objektif dimağlara şiddetle ihtiyaç var..."


* Demokrasi



Gülen, değişik ortamlarda demokrasinin faydalarından bahsetmektedir.



Şimdi tenkide bütün kapıları kapalı demokrasi var. Şimdi onun iyi yanları olabilir yani, halk idaresi falan, bizim hizmetimiz adınada kolaylaştırıcı yanları var bunun. Ama artık bu mahluk başka bir şey doğurmaz. Allah'ı inkar edenlerin bile kiliseye koştukları gibi, hadiseler er geç bütün insanları mabetlere koşturacaktır. İnşallah Türkiye dahil dünyada yeniden islama dönüş var...Tüm sistemler yıkılacak. Yıkılacak,zulümlerinin cezasını görecekler. Ve o zalimler başlarına inecek bir kılıçla cezalarını görecekler. * Said-i Nursi(Kürdi)




-Fethullah Gülen, tahsilini tekke ve meedresse olarak açıklarken, asıl ismi Said-i Kürdi olan Said-i Nursi için methiyelerini bitiremiyordu.

Saf insanlarımızı kandırmak için hep bir tarafı abartılı ve gerçek dışı olaylarla anlatılan Fethullah Gülen,Said-i Nursi olayında da gerçekleri hep saklamış yada farklı şekilde anlatma yoluna gitmiştir. 1876 yılında Bitlis'te doğan Said-i Kurdinin en büyük amacı Güneydoğu'da Kürtçe eğitim yapan bir üniversite açmak ve burada Şeriatçı bir Kürt devletinini temellerini atmaktı. Kapatılan Refah Partisinin Kocaeli Milletvekili ve Adalet eski Bakanlarından Şevket Kazan'ın telgraf çekip,mektup yazıp, yanlarında olduğunu belirttiği İBDA-C'nin yayın organı taraf dergisinde nurculuğun gerçek yüzü ortaya konmuştur..."Özgür Kurdistan İçin Savaş" * Cumhuriyet




Fethullah Gülen bu konudaki görüşlerini kamuoyundan saklamaktadır. Çoğu zamanda nabza göre şerbet verme mantığından Cumhuriyet yanlısı gözükmektedir. Ancak, gerçekler Fethullah Gülen'in anlattığı gibi değildir. Nurculara göre; Türkiye Cumhuriyeti bir askeri istibdat ve sapıklıktır. Cumhuriyet, onlara karşı hücum etmek için girişilmiş bir zındık hilesidir. Türkiye Devleti, sadece islam'a değil ahlaka da aykırıdır. Cumhuriyet, halkın intihab ve meşveret hakkı olan idare demektir ve onu kusursuz olarak olarak ilk takdim eden kitap da Kur'an-ı Kerimdir. Cumhuri idareyi Kur'an'a zıd göstermek maksatlı değilse bir bilgisizlik eseri; cumhuriyete tarafdar olup da onun kaynağını görmemezliktengelmek ise inattan başka bir şey değildir.(ölçü veya yoldaki ışıklar 3.s 26)

* Aczimendiler ile ilişkisi



Fethullah Gülen, aczimendilerin, nurculuk ile bağlantısı olmadığını açıklamıştır.

Gülen, ılımlı bir şekilde nurculuğu benimsetmeye çalışmaktadır.Bu anlamda aczimendileride desteklemiştir. Aczimendiler adıyla anılan cübbeli, asalı, uzun saçlı ve sakallı grup ta , açıkça nurcu olduğunu belirtmektedir. 300- 400 kişilik bir cemaatten oluşan aczimendiler Molla Said'i örnek olarak eylem yapmaktaydılar. Aczimendilerin lideri Müslüm Gündüz 12 Haziran 1996 tarihinde HBB televizyonunda yayınlanan programda; "Kemalizm bir dindir. Allah'ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü'dür.Demokrasi dinsizliktir. Laiklik te öyledir.Geleceğiz, Türkiye'yi alacağız" diyebilmiştir. * Hizbullah'a bakışı




Fethullah Gülen, Hizbullah'ın cinayetleri hakkında karşısında kamuoyuna görüş bildirmekten hep kaçınmıştır. Ancak Gülen, kitaplarında Hizbullah'ı Allah Partisi olarak açıklıyordu.

" Hizbullah;Allah cemaati, tabiri caiz ise Allah Partisi. Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allah Partisi. Allah'ın askeri olduktan sonra, kutsiler ordusu, Allah'ın kulu olduktan sonra , Hz Muhammed'in erleri olduktan sonra zaman ve mekan onları ayıramaz. * Cihad



Fethullah Gülen, cihadın yeryüzü hakimiyeti olduğunu açıklamaktadır. Ancak, kendilerinin bu anlayışın içinde görmediklerini de belirtmektedir.


Fethullah Gülen , kitaplarında konuya ilişkin şu açıklamalarda bulunuyor;

"Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan birine mutlaka kavuşacaktır. Evet, ya şehit olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünta, hem de ukba nimetlerine ulaşacaktır. İşte cihad'da böyle bir bereket vardır. Yeryüzünde irşad, tebliğ,cihad ve dine hizmetten daha büyük vazife yoktur. Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmasıdır."Vazifemizin adı cihaddır.En önemli mesele imanın kurtulmasıdır. Sabırla pişip olgunlaşmadan, çıkış adına yapılacak her şey tam bir hayaldir. Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; baki olan Hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galebe çalaaktır. Onun içindir ki en büyük siyaset, Hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3. S45)

Siyasi, gayri siyasi bütün gruplar için " vahy!i münzel'in alem-şumul davetine icabetten başka, ne çare ne de makul bie mesned kalmadığı çağrısıyla insanımıza sesleniyoruz. Hepiniz toptan Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın parçalanıp ayrılmayın." (Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S27)

* Doğal Afetler




Nurcular, bu konudaki görüşlerini kamuoyuna yansıtmaktan çekinmemişlerdir. 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem faciasının ardından, birçok hacı, hoca ve dahi molla takımı yıkıklan binaların, yaralanan, sakat kalan ve ölen insanların acılarını ranta dönüştürmek için herzamanki gibi kolları sıvadılar. Sanki, binaların yıkılmasında, inşaatları eksik malzeme ile yapan müteahhitlerin avukatlığına soyunmuşlardı. Onlara göre bu ceza Allahın verdiği bir cezaydı. Küçük çocukların ölmesi ise bir lütuf gibi gösteriyorlardı. Onlara göre çocuklar büyüyüp gavur mu olsaydı. * Hedefler



Fethullah Gülen amacının şeriat olmadığını,herhangi bir örgütlenme içine girmediklerini, kendisininde nurcuların lideri olmadığını söylüyordu. 18 Haziran 1999 tarihinde Fethullah Gülen kasetlerinin basına yansımasıyla gerçekler de ortaya çıktı. Fethullah Gülen bu kasetlerde özellikle Mülkiye ve Adliye kadrolaşmasının genişletilmesi gerektiğini kaydederken,"Bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir"şeklinde konuşmaktaydı.


Fethullah Gülen, söz konusu kasetlerde Atatürk'ün silah arkadaşı ve ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderlerinden İsmet İnönü'ye yönelik

Şef, "Erzurum'da çarşaf giyen kadınları sokak ortasında astı" şeklinde konuşuyordu. Kasetlerde Fethullah Gülen izleyecekleri yolu şu cümleler ile anlatıyordu: Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitmeliyiz. Erken vuruş yapılırsa, dünya Cezayir'deki gibi başlarını ezer. Zaiyata meydan verilmemeli. Amacımınz için sabretmeliyiz. İşte bizler bugün, böyle bir olma veya olmamadurumuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Ya bütün bu buhranlardan sonra bir idrak ve izanla, kurulmasını tasarladığımız dünyayı kuracak ve huzura ereceğiz veya bir kısım küçük hesap ve çıkarlar uğruna, çekilen binlerce ızdırabı semeresiz ve boş kılacak bir anlayış ve davranışla gerisin geriye gideceğiz. Düşmanlarımızı meşgul etme, düşündürme ve göz açtırmama gibi, kisayet ve dirayet isteyen hususları beceremesek bile, hiç değilse onların oyunlarına gelmeme ve elimizde kendi tükenişimizi hazırlamama anlayışını göstermeliyiz. Aslında buna mecburuz da.

(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S6-7)

Yıllar ve yıllar bu ülkede, ruhi hayatın büyük ölçüde söndürülmesi, dini dünyamızın işlemez hale getirilmesi, aşkın, vecdin bütün bütün unutturulup gönüllerin diline zincir vurulması, düşünen ve okuyan aydınların gidip kaskatı bir pozitivizme aborde olmaları, salabet ve hakta sebat yerine softalığın ikame edilmesi; hatta ahiret ve cennet istenirken bile, dünyada alışıgelenmutluluğun devamı mülahazasıyla istenmesi gibi çarpık düşünce, çarpık telakkileri sinelerimizden söküp atmadan bir yeni fasıl açmamız mümkün değildir. (Ruhumuzun Heykelini Dikerken s 23)

* Siyasi Partiler ile ilişki




Fethullah Gülen, herhangi bir siyasi parti ile yakınlığının olmadığını söylüyordu.

Ancak Fethullah Gülen'in basın tarafından ele geçen kasetlerindeki konuşmaları bu konudaki görüşlerini açıkça ortaya koymaktaydır."Aynı cephe sayılabilecek, bize sıcak bakabilen bir çerçeve içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah'tan Doğruyol'a kadar uzanan siyasi yelpazedir.Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence. Siyasete karışmam, siyasete karışma demek,"Vatan ve Millet işine, milletin hayat ve bekasına karışmam ve karışma demektir.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3.s45)

* Amerika'ya gidişi



Fethullah Gülen, Amerika'ya gidiş nedenini hep hastalığı olarak gösterdi.

Oysa gerçek onun söylediği gibi değildi. 28 Şubat ile nurcuların gerçek yüzünü ortaya çıkması; kendisinin Amerika'ya kaçma sebebiydi. Davadan dönmenin büyük günah olduğunu söyleyen Gülen, kendisi ile ilgili gerçekler ortaya çıkınca soluğu nedense hep Amerika'da alıyordu.


* Şirketleri



Fethullah Gülen, ticaret ile uğraşmadığını söylemektedir.

Fethulllah Gülen, hem tipik bir cemaat lideri hem de kapitalist grup önderidir. TÜSİAD ve MÜSİAD'a karşı İŞHAD'ı o kurdurmuştur. Yurt dışındaki okullarıda bir yandan batı endeksli kafaları ve yakın gelecekte oluşturmayı planladığı siyasi ve kapitalist gücün kimliğini teşkil etmekteydi. Bu nedenle o okullar sadece eğitim kurumları değildi. Bürokratik, siyasi ve iktisadi ilişkilerin zeminlerini oluşturuyordu. Başta Asya Finans olmak üzere 500'ün üstünde şirket te bizzat Fethullah Gülen'e çalışmaktadır. Yoksa bunca okulu imamlık yaparak kurmuş olması mümkün değildir, Fethullah Gülen'in. * Patrik ile ilişkisi




Fethullah Gülen, Fener Rum Patriği ile görüşmüş ve görüşmenini amacını dinler arası diyalog olarak göstermişti. Dünyanın dört bir yanında okullar açarak Nurcu düşünceyi yaymayı amaçlayan Fethullah Gülen, Yunanistan'da yaşayan Türkleri de tarikatına katmak için ilgimç bir yöntem izledi. Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yeniden açılması için Fener Rum Patriği Bartholomeos ile dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz arasında aracılık yapmayı kabul eden Gülen'in asıl amacı, Batı Trakya'da kendi okullarını açmaktı. * Işık evleri



Fethullah Gülen, ışık evlerinin varlığını hep reddetmiştir. Ama aynı Gülen, kitaplarında ışık evlerini öve eve bitirememektedir.

"Geçmişte bu evlerin yaptığı vazifelerin bazılarını medrese yapar, bazılarını mektep yapar, nazılarını tekke yapardı. Gel gör ki bu evlerin temeline harç atıldığı zaman, dünyanın o dönem itibariyle artık medrese yoktu.Bütün işler artık bu evlerdeydi. Bu evler çevresine ışık saçan evlerdir. Evler islamiyeti öğretecekti. Bu evler belli olmazlar. Elden geldiğince kamufle edilmelidir. * Takıyye




Kendisi hakkındaki sözleri hep kamu vicdanının reddeceği boş sözler olarak değerlendirdi. Fethullah Gülen, dini kendi çıkarları için kullanmaya devam ederken kendisi hakkında çıkan yazıların artması üzerine Amerika'ya gidiyordu. Sabah ve ATV tarafından yayınlanan kasette de amacının " hissettirmeden devleti ele geçirerek Türkiye'de bir şeriat devleti kurmak olduğunu "açıkça dile getiriyordu. Ancak, Gülen bu gerçekler karşısında takıyye yapmaktan kaçınmıyordu. * Gazetelere bakışı Her zaman çeşitliliği savunmuştur.



İslami olmayan gazete ve mecmuaları okumak zararlı olur. Eğer mutlaka okunması gerekiyorsa sadece başlıkları okunmalıdır. (ölçü ve Yoldaki Işıklar 4. S96)




kaynak: http://www.geocities.com/fethullahgercegi/

siteye ulaşmak için https://www.polysolve.com/ adresine tıklayıp boşluğa engellenen siteyi yazın.



Haçlının işbirlikçisi fethullahın foyasını meydana çıkaran siteler kapatılıyor. adamı peygamber yapmak için tüm hainler elbirliği yapıyor. ama karşılarında Fatih'in torunları Mustafa Kemal'in ASKERLERİ var. bu vatanı hainlere bırakıcak değiliz.




__________________

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

BU ÜLKE HANGİ ÜLKE?

31 Temmuz 2008 Perşembe

BU ÜLKE HANGİ ÜLKE? CİDDİ İDDİALAR
BU ÜLKE HANGİ ÜLKE?

Alın çayınızı kahvenizi başlayın düşünmeye... Aranızda bu çok zor bilmeceyi çözen olursa herhalde diğer grup üyelerini de haberdar eder, değil mi? Teşekkürler

Bu arada şu fıkrayı bilirsiniz değil mi; Hani adamın teki sokağa çıkmış avaz avaz memlekete sövüyor.

- Ben bu memleketi soyana da, satana da, hortumcuya da...!!*?*!? *?*!!

Sonunda tutuklanır ve karakola çekilir. Komiser:
- Sen memleketimize küfretmişsin, hakaret etmişsin. Bu suçtur..vs. vs deyince, küfreden adam:

-Valla Komiserim ben memleketime hiç küfür eder miyim? Ben başka bir memlekete küfür ediyordum, der. Komiser bakar ve

- Det get Teres, ben hangi memlekete küfür edileceğini bilmez miyim? Der.

BİR POLİTİKACININ "AK'ÇELİ HESABI" YA DA
BU BAŞBAKAN HANGİ BAŞBAKAN?
BU BÜYÜKELÇİ HANGİ ÜLKENİN BÜYÜKELÇİSİ?
BU YEŞİL CEKETLİ, HANGİ YEŞİL CEKETLİ?
BU ÜLKE HANGİ ÜLKE?!

Sırdaş Hesap?!
Yer: ?!
Zaman: 2005'in ilk çeyreği!

Görüşme, büyük bir ülkenin Büyükelçisi ile özgül ağırlığı yüksek bir ülkenin Başbakanı arasında geçmektedir.

Görev yaptığı her ülkeyi karıştırması ile ünlü Büyükelçi, oturduğu yerden, küstahça bir tavırla, "Şöyle buyurun" diye yer gösterir.

Başbakan, yapılan saygısızlığı anlayacak durumda değildir.

Hemen konuya girer.

Heyecanla "Sayın Büyükelçim, acil görüşmem lazım diye haber

yollamışsınız, konu nedir?" diye sorar.

Büyükelçi buz gibi bir ses tonu ile önünde duran dosyayı muhatabına

doğru itekleyip, "Lütfen sessiz olup, şu dosyayı inceleyin!" der.

Dosyada, Başbakan'ın, 5 farklı hesapta yer alan, 7 milyar dolarlık

"Gizli Serveti"nin belgeleri yer almaktadır.

Başbakan, kendisinden istenileni yapar ve sessizce dosyayı incelemeye başlar.

Büyükelçi ise bu arada direkt konuya girer:

"Sayın Başbakan, eğer dediklerimizi yaparsanız, bu 'Sırdaş hesap'ınızdan hiç kimsenin haberi olmaz!"

Başbakan bu sözlere "olur" anlamında başını sallayınca, Büyükelçi hemen önünde duran kâğıttan, POP'çular adına isteklerini tek tek sıralamaya başlar:

İSTEK LİSTESİ

1- Ülkeniz, ülkemin, "İn.(?!) Üssü"nü istediği gibi kullanmasına ses
çıkarmayacak!

2- Ülkeniz, Kıbrıs'ta üstünlüğü ülkem ve AB lehine devretmeyi
Kabul edecek!

3- Ülkeniz, Kuzey Irak ve Irak'taki çıkarlarını, İngiltere, İsrail
ve ABD'ye devretmeyi kabul edecek!

4- Ülkeniz, ülkem, Afganistan'ı terk edeceği için bizim yerimize
hedef haline gelmeyi kabul edecek!

5- Ülkeniz, içerde Kürt sorununun nasıl çözümleneceğine ilişkin
önceliği tamamıyla İsrail, ABD ve İngiltere'ye devredecek!

Sayın Başbakan, buna karşılık ABD, İsrail, İngiltere üçlüsü, sizin

servetinizle ilgili bilgileri kamuoyuna sızdırmamayı taahhüt eder!

Teklifimiz budur, ne diyorsunuz?"

Tüccar politikacı, başını yavaşça incelediği dosyanın üzerinden

kaldırıp, gözlerini Büyükelçi'ye doğru çevirir.

Dudaklarını büzüp, başını sallayarak "Tamam anlaştık" der.

Bu arada kendisine şantaj yapan Büyükelçiye de "sus payı" vermeyi

ihmal etmez.

Ne var ki, çok kısa bir süre sonra, "Başbakan'ın sırdaş hesabı"

üzerinden şantaja maruz kalan ülkenin "askeri istihbarat birimi", bu çok özel görüşmeyi deşifre etmeyi başarır.

Bunun üzerine, hemen Büyükelçi'nin bağlı olduğu okyanus ötesi

ülkenin başkenti ikaz edilir; "Açığa düştünüz, bir tatsızlığa yol açmadan

tez vakitte, adamınızı geri çekin!"

Aç gözlü Başbakan'ın aldığı rüşvetler yüzünden, neredeyse ülke bir

maceraya sürüklenmek üzeredir!

Büyükelçi'nin bağlı olduğu ülke, bir süre, bu isteklere olumlu

cevap vermek istemez.

Bunun üzerine art arda Büyükelçilik binasının dibinde ses bombaları patlar!

Üst düzeyde bir asker, havalimanında yere düşen silahtan çıkan

kurşun ile kaza sonucu yaralanır!

Buna benzer talihsizlikler peş peşe sıralanmaya başlayınca, okyanus

ötesi ülke, en sonunda anlar ki, hiçbir şey düşündüğü kadar basit değil!

Başbakan atamak ya da Başbakan'ı satın almak sorun çözmüyor!

Diplomatik gerginlik, şantaj yapılan ülkenin Cumhurbaşkanı'nın

yapacağı Suriye ziyareti üzerine patlak veren "demeç krizi" bahane edilerek "Büyükelçi"sini geri çekmesi ile son bulur.

Okyanus ötesi ülke, bu yüzden bir süreliğine, şantaj yaptığı ülkeye

Büyükelçi atamaz değil, atayamaz!

MAMACI BAŞBAKAN

Öte yandan.

"Tüccar Politikacı", bu süre içinde boş durmamıştır!
Kendini garantiye almak için birçok yere rüşvet dağıtır.
"Bonus kafalı" bir danışmanının aracılığı ile bazı Paşa'lara
hediye çekleri gönderir, özel ortamlarda buluşup el sıkışır!
Yargı'da görevli bazı hâkimleri ise bir Belediye Başkanı'nın
nüfuz alanının üzerinden yemlemeyi tercih eder!
Medya patronlarını ise özelleştirme maması ile kandırır!
Bazı muhalefet partisi genel başkanlarına ise ihalelerden pay
verip, susturur.

Siyasi rakibi bir başka partinin genel başkanının ise Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nden gelecek para hayali ile kandırır.
Bu sayede, "7 milyar dolarlık saklı serveti"nin açığa çıkmasını
önlemiş olur!

Ama...

Ne yaptıysa, Allah izin vermediği için, deniz kıyısında maaile
oturmak için aldığı, 5 villanın açığa çıkmasını, basında haber olmasını
önleyemez.

Çamura battıkça hırçınlaşır!
Hırçınlaştıkça, yanlış üstüne yanlış yapar!
"7 Dakikalık" görüşmenin öfkesi ile soluğu "Soçi"de alır!
Kendisini iktidara getiren güçleri satıp, bir başka güç merkezi ile
pazarlık yapmaya kadar işi vardırır. Ama bu çok özel pazarlık, her nasılsa deşifre edilir!
Bunun üzerine, bayramda kendisini, iktidara getiren küresel güç
odaklarının isteği üzerine uluslararası bir terörist serbest bırakılır!
Güvenlik danışmanlarının, bu "Pazarlamacı Başbakan"ın önüne koyduğu
notta "Kendisi ve ailesinin ölümle tehdit edildiği" yazmaktadır.
Yani sokağa salınan terörist ile birileri açıkça kendilerini
satan Başbakan'a mesaj vermek istemiştir.
Başbakan da bu mesajı duyunca, evinin kapısının önünde düşüp bayılır.
Bir gün süreyle korkudan sokağa çıkamaz.
Gazetecilerin konuyla ilgili sorduğu tüm soruları ise cevapsız
bırakmayı tercih eder.

"Tüccar Başbakan" bunun üzerine, hemen Cumhurbaşkanlığı
seçimlerini öne aldırma sürecinin düğmesine basar.
"Bonus kafalı" danışmanı üzerinden satın aldığı Yeşil Ceketli
dostlarından yardım ister.

İşte o "Yeşil Ceketli"lerden biri, "bir grup Yeşil Ceketli" adına,
çalmaktan sabıkalı, 7 milyar dolarlık serveti üzerinden açıkça şantaja
uğramış bir Başbakan'a, sahip çıkmakta bir sakınca görmez.

MÜCAHİTKEN, MÜTEAHHİT OLMAK

Bir gazeteci aracılığı ile kamuoyuna "Ordu açısından, bu tüccar,

komisyon zengini Başbakan'ın, Cumhurbaşkanı olmasında herhangi bir sakınca yoktur" diye fetva verip; "Pazarlamacı Başbakan"ı kurtarmak için, görevdeki Cumhurbaşkanı'nın zamanından önce emekli edilmesi tartışmalarını başlatmak için gündem yaratmaya çalışırlar.

Ama adı saklı bu "Yeşil Ceketli" güruhun "peçe"sini, haberin
mürekkebi kurumadan, kendi meslektaşları düşürürler.
Ne var ki, ağızlarından Allah'ın adını düşürmeyen "din
bezirgânları", son numaralarında yine açığa düşmüşlerdir!

Evet!..

Bu ülke hangi ülke?!

Bir dönem "Mücahit"ken, "Müteahhit" olan ve şimdi "Sırdaş Hesabı"nda
yaklaşık "7 milyar dolar" saklı parası bulunan Başbakan hangi Başbakan?!
Bu Başbakan'a şantaj yapan Büyükelçi hangi ülkenin Büyükelçisi?!

Bu hırsız Başbakan'ı, Cumhurbaşkanlığı Köşk'üne çıkarmak için
kamuoyu oluşturmaya çalışırken açığa düşen "Yeşil Ceketli", hangi ülkenin ordusunda görev yapan bir "Yeşil Ceketli"?!

Var mı bilen?!
Var mı duyan?!
Var mı gören?!
Varsa bilen, bilmeyenlere anlatsın!

"Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o
memleket için kurtuluş yoktur!"

Tarhan Taykut

    Powered By Blogger

    Videolar

    Tayyip Erdoğan: BOP Eşbaşkanıyım

    Link: sevenload.com

    Tayyip Erdoğan: Diyarbakır'ı BOP'un Merkezi Yapacağım

    Link: sevenload.com

    NİHAT GENÇ TÜRK GENÇLİGİNE SESLENİYOR​ - ARTIK UYUNMA ZAMANI

    Link: sevenload.com

    Abdullah Gül'ün Colin Powell ile Gizli İHANET Anlaşması

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen Hz. Muhammed'e gerek yok diyor

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen Müslümanların düşamanı Hristiyanlarla ittifak yapalım diyor.

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen Papaz okulu açılsın diyor

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen ve Haçlı Komutanı Papa'nın elinin öpülmesi

    Link: sevenload.com

    CIA Ajanı Fethullah Gülen Gerçeği - 1

    Link: sevenload.com

    CIA Ajanı Fethullah Gülen Gerçeği - 2

    Link: sevenload.com

    CIA Ajanı Fethullah Gülen Gerçeği - 3

    Link: sevenload.com