Merhaba

Video içeriğine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. http://tr.sevenload.com/uyeler/vozyaman/videolar Fotoğraf içeriğine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. http://tr.sevenload.com/uyeler/vozyaman/resimler
fethullah gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fethullah gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HABERİNİZ VARMI? FETHULLAHIN FETVASI UYGULANMIŞ

22 Ağustos 2008 Cuma

HABERİNİZ VARMI? FETHULLAHIN FETVASI UYGULANMIŞ


FETULLAH'IN FETVASI UYGULANDI


Hz. Muhammed'i Kelime-i Şahadet'ten çıkardılar!

Avrupa'daki Milli Görüş teşkilatı, 2007 takviminde Kelime-i Şahadetten Hz. Muhammedi çıkardı. Takvimde, sadece "Eşhedü en lâ ilahe illallah" sözüne yer verildi.

ABD'nin emrine giren Gülen, fetva vererek "Muhammed Allah'ın resulüdür" denilmemesini söylemişti. "Dinlerarası Diyalog" göreviyle verilen fetva, sonunda Milli Görüş'ün takviminde de boy gösterdi.

RUHSAR ŞENOGLU/SERDAR BOLAT



işte o takvim


http://img171.imageshack.us/img171/8163/igmigtakvimlargejb4.jpg

İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı (IGMG), 2007 takviminde Hz. Muhammed'i Kelime-i Şahadet'ten sildi! Avrupa çapında dağıtımı yapılan takvimde, hat yazısıyla "Eşhedü en la ilahe illallah" sözüne yer verildi. IGMG Tanıtma Başkanı İlhan Bilgü, toplam 100 bin takvim bastıklarını, bunların 12-15 bininin bu hatla yayınlandığını söyledi.

"Eşhedü en lâ ilahe illallah" sözünün anlamı; tanıklık ederim ki, Allah'tan başka tanrı yoktur. "Söz" diyoruz, çünkü "Kelime-i Şahadet" desek, değil. Kelime-i Şahadet; Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhamme-den abdühû ve resulühu. İslam'ın birinci şartını yerine getirmek için söylenen kelam. Anlamı; tanıklık ederim ki Allah'tan başka tanrı yoktur ve yine tanıklık ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir.

Kelime-i Şahadet'ten Hz. Mu-hammed'in çıkarılması, İslami çevrede Fetullah Gülen tarafından başlatılan güncel bir tartışma konusu.

Ne Demişti CIA'nın Kefil olduğu Fethullah

FETULLAH GÜLEN: 'MUHAMMED ALLAH'IN RESULÜDÜR' DEMEYİN

Fetullah Gülen "Fasıldan Fasıla" adlı kitabında şöyle diyordu: "Herkes Kelime-i Tevhid'i esas alarak çevresine bakışı yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir.

Hatta Kelime-i Tevhid'in ikinci bölümünü; 'Muhammed Allah'ın resulüdür' kısmını söylemeksizin, sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır".

Görüldüğü gibi, ABD'nin emrine giren Fetullah Gülen, Müslümanlara açıkça Muhammed'i

anmamalarını tavsiye ediyor.
__________________
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

BU FOTOĞRALAR NE ANLATIYOR -FETHULLAH GÜLEN'in ALBÜMÜ-


BU FOTOĞRALAR NE ANLATIYOR

-FETHULLAH GÜLEN'in ALBÜMÜ-

ALBÜM - 1

New Jersey’de ADL* Başkanı Abraham Foxman İle

09.10.1997









* ADL: Anti-Defamation League

B’nai B’rith’in bir koludur.

Yahudiliğe veya Siyonizme kenarından bile dokunanlara hemen Anti-Semitik damgası vurarak onları büyük bir insanlık suçu işlemiş durumuna düşürerek mahvetmeye çalışan ve her zaman bunu başarmış olan son derece saldırgan bir kuruluştur.

Bu kuruluş aynı zamanda Fethullah Gülen’in bazı kitaplarını bedava basıp dünyanın dört bir tarafına dağıtmaktadır.




ALBÜM-2



Papa Görüşmesi Sırasında Vatikan’da Gezerken

09.02.1998















Papa II. John Paul İle Hediyeleşirken



09.02.1998





Papa II. John Paul İle Görüşme Öncesi Reha Erus İle

09.02.1998




ALBÜM-3

Dünya Kiliseler Birliği CMEP Üyelerini Kabulünde
19.02.1998









Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda İsrail Hahambaşısı Bahshi Doron İle

25.02.1998



Kültürlerarası Diyalog Sempozyumunda Süryani Lideri Yusuf Çetin İle

07.03.1998



Kültürlerarası Diyalog Sempozyumunda


07.03.1998





ALBÜM-4



Yahudi Liderler Heyeti İle

08.03.1998
















Ortaköy Mecidiye Camii’nde Sezer Tansuğ’un Cenaze Namazında

19.03.1998




ALBÜM-5

Vatikan Ankara Büyükelçisi Pier Luigi Gelata ve George Marovitch’in Fethullah Gülen’i Ziyareti

14.04.1997














Vatikan İstanbul Temsilcisi Georges Marovitch’in Fethullah Gülen’i Ziyareti

19.11.1997



ABD’de Kardinal John O’connor İle

12.07.1997




__________________
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

GÜLEN CEMAATİNİN DİKKATİNE. BÜTÜN AKP'LİLER OKUSUN


GÜLEN CEMAATİNİN DİKKATİNE. BÜTÜN AKP'LİLER OKUSUN


TÜRK KANI TAŞIDIĞINI SANAN BÜTÜN AKP'LİLER OKUSUN! BOZULMADIK TEK HÜCRESİ KALAN FETHULLAHÇILAR OKUSUN. DAHA FAZLA GEÇ OLMADAN, EŞŞEKLEMESİNE GİRDİĞİNİZ YANLIŞTAN DÖNÜN !


.......... Güney Kürdistan ile Türkiye' nin doğu ve güneydoğusunu oluşturan geniş bir bölge içinde özellikleri ABD tarafından belirlenecek olan bir "ortak ticari bölge" ve "serbest ticari" bölge anlayışı hakim kılınacak, bu bölgeye makul bir süreç içinde Ermenistan' ın da dahil edilmesi sağlanacaktır.

4 veya 5 yıllık bir geçis dönemi içinde söz konusu bölge, Türkiye' nin federatif düzene geçmesinde baz oluşturacak ve bu sürecin sonunda bölgeye özerklik verilecektir.

Türk tarafı nüfusunun %28.54 ünün Kürtlerce oluşturulduğunu artık kabul etmekte ve üniter yapının bu gerçegin önünü kapatmaya yetmediğini, gerçekçi ve küresel bir çözümün artık sadece federatif yapıda yer almakta oldugunu....... (devamı altta)

* * *
YAHUDİLER, BU YOLLA TÜRKİYE ÜZERİNDE KURMAYI DÜŞÜNDÜKLERİ KÜRDİSTAN AYAĞI İLE KUZEY IRAK'TAKİNİ BİRLEŞTİRECEK, SONRA DA HAYALLEDİKLERİ NİL'DEN FIRAT'A KADAR OLAN KUTSAL TOPRAKLARINA KAVUŞMANIN SEVİNCİNİ SENİN KANINI İÇEREK KUTLAYACAK, UYAN!

AŞAĞIDAKİ YAZI, DEĞİŞİK BAŞLIKLARLA 2003 YILINDAN BERİ ÖTÜKEN'DE YAYINLANMAKTA, YAZIDA BELİRTİLEN HUSUSLAR AKP TARAFINDAN BİR BİR YERİNE GETİRİLDİĞİ HALDE, İNSANLARIMIZDAKİ TAYYİP AŞKI, GÜLEN SEVGİSİ DEVAM ETMEKTEDİR. YAZIK...

BİR İNSANIN BU KADAR KÖR OLMASI ŞAŞIRTICIDIR. BİR İNSANIN BUKADAR EŞŞEKLEŞMESİ HAYRET VERİCİDİR.

BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ERMENİLERDEN MÜTEŞEKKİL AKP'DE, DİĞER TÜRK VE İSLAM DÜŞMANLARIYLA KUCAK KUCAĞA NEREYE GİTTİĞİNİ KENDİSİNE SORMAYAN İNSAN, TÜRK OLAMAZ!

GÖNLÜNDE TÜRKLÜĞE ZERRE SAYGIN, KALBİNDE ZERRE ALLAH KORKUSU VARSA, SON DEFA DÜŞÜN!

YARIN GELİNİN KIZIN VE HATTA CAN YOLDAŞIN ELİNDEN ÇEKİP ALINDIĞINDA HİÇ BİR ŞEY YAPAMAYACAKSIN!

* * * * * * * * *

BİR ETKİLİ VE YETKİLİ ARANIYOR!

Aşağıdaki satırlar bilinenlerin bir kısmını ve muhtemel ihanetleri yansıtması bakımından oldukça önemli. Çeşitli yazışma gruplarında dağıtılan bu mektubu bilgilerinize sunuyoruz. Satılmışlarımız hariç, kendisine güven duyabileceğimiz bir etkili ve yetkili çıkarak, bu yazılanların doğru olup olmadığını kamuoyuna açıklamalıdır.

Ötüken , 5 Eylül 2003

* * *
Değerli arkadaşlar,

Güvenilir kaynaklardan aldığım çok gizli bir belgenin içeriğini açıklıyorum.
Bu belgeyi içeren mesaj çesitli e-posta adreslerine dün gönderilmiş bulunuyor..
Sözkonusu belge (hizmete özel-kozmik gizli kaşeli) R-4590/6232N ve RL- 325657/898-09 no.lu iki adet ana dosyadan ibaret olup bu hafta gelecek olan Amerikalı general James Jones ve heyeti ile Türk askeri heyeti arasindaki görüşmeler sonucunda imzalanacak olan mutabakatın esasını oluşturmaktadır (sayet iddia edildigi gibi dogru ise)...

Buradaki çok önemli ve Türkiye'nin kaderini belirleyen ana maddeler özetle şöyledir:

1 - ABD ve Türk tarafı, en geç 3 ay içinde resmen ilan edilecek olan "Federe Güney Kürtdevleti" (yani Kuzey Irak Kürdistanı) konusunda ortak uzlaşmaya varmışlardır. Bu devletin başkanlığı dönüşümlü olarak M. Barzani ve C. Talabani tarafından icra edilecektir.

Söz konusu devletin şu an için "tam bağımsızlık" elde etmesi düşünülmemektedir. Ancak ileride söz konusu olduğu takdirde -Türkiye tarafından herhangi bir itirazın yapılmaması- konusunda ABD ve Türk heyetleri anlasmış bulunmaktadır.

2 - Türk askerinin Irak' ın L-432B ve HN-034V olarak adlandırılan (adlandırma ABD tarafından yapılmış olup neresi olduğu tam belli değil, fakat Kuzey Irak olmadığı kesin, çünkü aşağıdaki maddelerden bu anlaşılmaktadır) bölgeye gönderileceği kesinleşmiş bulunmaktadır. Asker gönderilmesine Ekim ayının ortalarında başlanacak ve sevkiyat 1 ay kadar sürecektir. İlk gönderilecek miktar 12.000 ila 16.000 asker olup, ABD ve Türkiye tarafından belirlenecektir. Gönderilecek birliklere ait tüm masraflar, mühimmat vb. Türkiye tarafından sağlanacaktır. ABD sadece gerekli hallerde uydudan gözetleme desteği taahhüt etmektedir.

Asker gönderilmesi yönünde hükümetçe hazırlanacak olan tezkerenin reddedilmemesi için bazı milletvekilleri "ikna" edilecekler ve tezkere garantiye alınacaktır. (Acaba ne tür ikna yöntemleri kullanılacak? O belli değil...) Irak' ın 3 federatif bölgeye ayrılması, gerek ABD gerekse Türk askeri heyetleri tarafından onanmıştır.

Buna göre Türk askerinin de ABD tarafından istenilen bölgede göreve başlamasıyla ve Kürdistanın güney kanadının güvenlik altına alınmasıyla kısa sürede dengelerin oluşacağı düşünülmektedir.

Kürdistan sınırları içinde kalacak olan Musul, Kerkük gibi noktalardaki Türkmenlere Kürt vatandaşlığını kabul etmeleri veya Bağdat (yada güneyinde kalan diğer bölgeler) gibi şehirlere göç etmeleri konusunda iki temel seçenek sunulacaktır. Göç etme kararı alan Türkmenlerin giderlerinin, Türk tarafının ısrarı sonucunda ABD tarafından karşılanmasına karar verilmiştir. Göç eden Türkmenlerin güvenliği de yine konvoylara eşlik edecek olan Türk askerlerince sağlanabilecek olup, önerilen süreç 2 yılı kapsamaktadır.

ABD ve Türk yetkilileri gerekli hallerde Türk askerinin (ve donanımlarının) arttırılması konusunda mutabıktırlar. Fakat görev bölgesi ABD' nin onayladığı yerlerin dışına hiçbir şekilde çıkmayacaktır.

3 - Gidecek olan Türk birliklerinin komutanı Türk olacak, fakat bu komutan da doğrudan "koalisyon güçleri ortak komuta karargahı" ndan (yani ABD-Ingiliz) emir alacaktır.


Görev sırasında yaralanarak uzun süreli tedaviye ihtiyaç duyacak olan veya sakatlanma sonucu protez, vb. gibi araç-gereçlere ihtiyaç duyacak olan Türk askerlerinin tedavileri ve protezleri ağırlık olarak ABD tarafından temin edilecektir. Diğer yaralanma ve ölüm vb. giderleri Türk tarafına ait olacaktır.

4 - ABD ve Türk tarafları, bundan böyle Kuzey Irak' taki Kürt devletinin her türlü güvenliğini sağlama konusunda mutabık kalmışlardır. Buna göre Türk askeri birliklerinin esas görevlerinden biri Kürdistanın güneyden güvenliğini sağlamak olacaktır.

ABD tarafı, bunların karşılığında Türkiye'ye PKK-KADEK' in etkisizleştirilmesi sözünü vermektedir, ancak yine ABD tarafından Türkiye' nin makul bir süreçte (muhtemel süre 3-5 yıl olarak telaffuz ediliyor) federasyona geçmesi konusundaki "hassasiyeti" hatırlatılmış ve bundan böyle Türkiye Kürtlerinin federatif yapıya giden yollarının tamamen açılması konusunda yeni bir uyarı yapılmıştır.

Bu konuda ABD ve Türk heyetleri arasında tam mutabakat sağlanmış olup, "yerel yönetimler yasası" nın bir an önce hazırlıklarının tamamlanması ve meclise sevk edilmesi kararlaştırılmıştır.

Ayrıca önümüzdeki yerel seçimlerde doğu ve güneydoğu il ve ilçelerinde gösterilecek olan adayların Kürt ve olabildiğince HADEP, DEHAP ve PKK-KADEK kökenli olmaları konusunda her türlü hassasiyet gösterilecektir.

Bu arada ABD, Türkiye' den MED-TV nin daha iyi izlenebilmesi için gereken özenin gösterilmesi talebinde bulunmuş ve bu talep kabul edilmistir.

Bunların dışında aralarında Leyla Zana, Vb. nin de bulunduğu eski HADEP milletvekilleri ile bazı PKK-KADEK yöneticileri için uygun bir zamanda af çıkartılacak, siyasete bıraktıkları yerden devam edebilmeleri için gereken şeyler yapılacaktır.

5 - ABD ve Türk tarafları, gerekli görüldüğü hallerde Barzani ve Talabani kuvvetleriyle işbirliği yapmayı, Irak direniş güçlerine karşı ortak askeri harekat düzenlemeyi ve hatta kurulmakta olan Kürdistan ordusunun belirli unsurlarını silahlandirmayı ve eğitmeyi taahhüt etmektedirler.

Şu anda ABD, "Kürt ordusu" nun özellikle ağır silahlar ve bu tür silahlarla ilgili eksikliklerini ve eğitim noksanlığını hızla telafi etmeye çalışmaktadır.

Bu amaçla T676-034 no. lu gizli raporda belirtildiği üzere Kürdistan ordusunda helikopter birlikleri (UH-1, puma, sikorsky ve puma' lardan oluşacaktır), topçu taburları ve en az iki tank tugayı planlanmıştır.

Yine ABD tarafından Kürt kuvvetlerine "MLRS, stinger ve ATACMS" roketleri ve lançerleri verilecektir. Kürt unsurlarının bu silahlara yönelik eğitimine halihazırda başlanmış olup, gerekli hallerde Türk askeri danışmanları da görev yapacaklardır.

Bu arada ileride gündeme getirilmesi planlanan iki veya üç yeni tezkere ile sayıları 10.000 civarında olacak olan ABD kara birliklerinin Türkiye' ye, özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerine konuşlandırılması konusunda ortak görüş belirlenmiştir.

Bu amaçla 2 yeni ABD üssü ve uydu istasyonları, yine ABD' nin uygun göreceği yerlerde açılacak ve hizmete girecektir (tahmini süreç 2 yıl olarak belirlenmiş bulunmaktadır).

Tüm bu noktalara gerek sivil gerek asker, hiçbir Türk vatandaşı girme hakkına sahip olmayacak, sadece ABD yetkililerinin izin vereceği Türk subayları, verilecek izin kapsamı içinde girme hakkı elde edecektir.

6 - ABD, Türkiye' nin gerek asker göndermeyi kabul etmesi, gerekse Kuzey Irak Kürdistanı' nın kurulmasındaki engelleyici tutumundan vazgeçmiş olması nedeniyle Türkiye' ye uzun vadeli krediler açmayı ve hibe/kredili satış yoluyla yeni silahlar vermeyi taahhüt etmektedir. Bu silahlar arasında kobra helikopterleri, güdümlü tanksavar füzeleri ve bir miktar M-1 "abrams" tankı mevcuttur. Söz konusu tanklar iki yil içinde (miktari 100 adet civarında telaffuz ediliyor) halen Irak' ta görev yapmakta olan "iron horse" (neyin nesi ise?) birliklerinden verilecektir.

Bununla birlikte, ABD verilecek olan silahların hiç bir şekilde Türkiye Kürtleri' ne karşı kullanılmayacağı konusunda teminat almıştır.

Öte yandan açılacak olan kredinin bir kısmının bir "jest" olarak IMF şartına bağlanmayacağı konusunda mutabakat söz konusudur. Ayrıca Türk stajyer subaylarının "ABD' deki eğitim ve staj" kontenjanlarının arttırılacağı konusunda ABD tarafı söz vermiş bulunmaktadır. Buna ilaveten genç Türk subaylarının ABD üs ve limanlarına yapacakları gezilerin arttırılması konusunda ABD yeni kolaylıklar sağlayacaktır.

7 - Türk tarafı, kurulmakta olan "Güney Kürdistan" ile bundan böyle her türlü iyi ilişkiler içinde olacağını, dostluk ve ticari ilişkiler geliştireceğini taahhüt etmektedir.

Güney Kürdistan ile Türkiye' nin doğu ve güneydoğusunu oluşturan geniş bir bölge içinde özellikleri ABD tarafından belirlenecek olan bir "ortak ticari bölge" ve "serbest ticari" bölge anlayışı hakim kılınacak, bu bölgeye makul bir süreç içinde Ermenistan' ın da dahil edilmesi sağlanacaktır.

4 veya 5 yıllık bir geçis dönemi içinde söz konusu bölge, Türkiye' nin federatif düzene geçmesinde baz oluşturacak ve bu sürecin sonunda bölgeye özerklik verilecektir.


Türk tarafı nüfusunun %28.54 ünün Kürtlerce oluşturulduğunu artık kabul etmekte ve üniter yapının bu gerçegin önünü kapatmaya yetmediğini, gerçekçi ve küresel bir çözümün artık sadece federatif yapıda yer almakta oldugunu kabul etmektedir.

ABD tarafı, Türk makamlarının bu görüşü paylaşmakta olmalarından dolayı duyduğu hoşnutluğu kabul etmektedir ve tüm bunların ABD-Türkiye dostluğunu pekiştirecek temel ögeler olarak gördüğünü belirtmektedir.

8 - ABD tarafı ayrıca, Kıbrıs' ta çözüm için yegane yolun "Annan planı" olduğunu Türk tarafına bir kez daha bildirmiş olup, kati tutumun gerçekçi olmadığı ve Denktaş' ın sert politikasının yumuşatılması gerektiği konusunda Türk tarafı ile uzlaşmaya varılmıştır. Konular Yunan makamları ile yapılacak görüşmelerde yine ele alınacaktır.


Ayrıca Türk ordusunda asker mevcudu olarak % 28' lik (yaklaşık) bir indirime gidilecek, ayrıca tank, top ve gemi sayısında indirime gidilecektir. Türk ordusu, gelecekteki misyonunu, ABD' nin uygun gördüğü şekilde "bölgesel güç" olmayı terkederek, lokal bir savunma gücü konseptine indirgemeyi makul bulmakta ve geleceğin federasyon ordusuna geçişindeki aşamaları ABD askeri yetkilileri ile görüşmeyi benimsemektedir.

Ayrıca Türk tarafı, ileride oluşabilecek bölgesel krizlerde, ABD ile ortak hareket etmeyi ve silah mevcudundaki eksiği, yine ABD' nin uygun göreceği "takviyelerle" kapatmayı kabul emektedir.

* * *
Başka maddeler de var, fakat en önemlileri özetle bunlardan oluşmaktadır. Bu son derece gizli dokümanlara ulaşan ve ilk elde açığa çıkaranlar kimdir bilmiyorum, fakat onlardan alıp bizlere aktaranların (şahsen tanımamakla beraber) gayet üst düzeyde olduklarını ve resmi gizli belgelere ulaşabilen kişiler olduklarını tahmin ediyorum..

Bu arada gelen bir diğer gizli istihbarat bilgisine göre, birkaç gün önce Necef' te düzenlenen bombalı saldırıda şii lider Al Hakeim' in öldürülmesinde kullanılan bomba, ABD tarafından sağlanmış olup (250 Kg. SEMTEX ve 320 kg. TNT) bomba Barzani' ye bağlı pesmergelerce konuldu.

* * *
NOT: ( 22.8.2008 )
Yukarda açıklananlara belge mahiyetinde olan resimler için TIKLAYINIZ.
Genel Kurmay Başkanlığı adresinden alınmıştır.

PDF Formatında

İNDİRİP YAZDIRARAK DAĞITINIZ


kaynak: http://www.doguturkistan.net/modules...ticle&sid=5452

__________________
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

FETHULLAH İLLÜMİNATİ BAĞLANTISI


FETHULLAH İLLÜMİNATİ BAĞLANTISI




Ve İkiyüzlülüğün Belgesi…



Sizlere yorumsuz iki belge sunacağız. Belgelerimiz Nurcu-fethullahçı Zaman gazetesinden… Bu iki belgeyi okuduktan sonra gerçeklerin zamanla anlaşıldığına siz de hak vereceksiniz!..

İlk olarak, 20 Kasım 1992 tarihli Zaman gazetesindeki “ABD’de Yahudi Mafyası: ADL” başlıklı araştırma yazısından bazı bölümleri aktaralım:

“İngiliz farmasonluğunun yahudi kolu olan B’nai Brith’in etkisi altındaki ADL(Anti-Defamation League) 1913 yılında kurulmuştur.

ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir. Kurdukları “Denizaşırı Yatırımcılar Servisi” adlı şirketle, milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir.

İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs’ün Hıristiyan ve Müslüman bölgesinde geniş arazilerin kanunsuz alım-satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını ortaya koyuyor.

ADL, Amerika içinde FBI kanallı muhtelif operasyonlarla ilişkisini sürdürdü… ADL’nin bilinen cinayetleri şunlardır: 15 Ağustos 1985’te Kafkasyalı Müslüman lider Tscherim Sobzocov, evinin önünde bombalı saldırı sonucu öldürüldü… Musevi iken Hakk din olan İslam’a dönüş yapan Prof. İsmail Raci Faruki ve eşi 1985’in Ramazanı’nda sabaha karşı evlerinde bıçaklanarak öldürüldüler… Gandhi ve Palme suikastlarının arkasında da ADL’yi görmekteyiz.


ADL, tam mesai ile çalışan gizli istihbarat memurlarının bir kısmını Amerikan

Hükümeti Adalet Bakanlığına bağlı Özel Soruşturmalar Ofisi’nde(OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle Tel Aviv’de çalıştırmaktadır.


İsrail devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail gizli servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini daima sürdürmüş, İsrail mafyasıyla da yakın bağlantılar kurmuştur… ADL-Sharon grubu, ihtilaflı bölgelerde satın aldıkları evlerde militan yahudileri yetiştirdiler…”

New Jersey’de ADL* Başkanı Abraham Foxman İle

09.10.1997


Bu resim küçültülmüştür. Büyük halini görmek için burayı tıklayınız.


DÖNEKLİK!

Ve “zaman” su gibi akıp gidiyor. Tarihler 10 Mart 1998’i gösteriyor… Şimdi de o günün Zaman gazetesine bir göz atalım isterseniz:


“Diyalog Çabaları Devam Ediyor

“3 gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM başkanı Çetin ve Dışişleri bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü… 55 yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de bulunan 59 kişilik Amerikan Yahudi örgütleri Başkanları Konferansı Heyeti(AYÖBK),

‘Fethullah Gülen’in Türkiye’deki ve yurtdışındaki çabalarını önümüzdeki yüzyılın barış asrı olması açısından önemsediklerini ve sözkonusu projeye büyük ilgi duyduklarını’ belirttiler…

Görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili yahudi lobisi olan ADL’nin teklifiyle hazırladığı hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap da gündeme geldi. Gülen, ‘ingilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, bittiğinde insanların hizmetine sunacağını’ söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak…”

İşte ADL, işte Fethullah, işte diyalog ve hoşgörü masalı ve işte “gerçekler”i yazan Zaman!..

Gerçekler nasıl da Zaman’la anlaşılırmış değil mi?!.


İSLAM DÜNYASI DİYE BİR ŞEY YOK!

Bu resim küçültülmüştür. Büyük halini görmek için burayı tıklayınız.


Bana göre İslam dünyası diye bir dünya yok. Müslümanların yaşadığı yerler var. Bazı yerlerde çok, bazı yerlerde az. O da kültür Müslümanlığı. İslam’ı kendi düşüncelerine göre yeniden inşa etmiş Müslümanlar var. Bununla radikalizmi, sert ifratkar Müslümanları kast etmiyorum. İnsanın, inandığı şeylere doğru inanması, doğru inandığı şeyleri de doğru uygulaması lazım. Müslümanlığa sahip çıkması lazım. İslam dünyası dediğimiz coğrafyada bu anlayışta, bu felsefede toplumların var olduğu söylenemez. Var olduğunu söylersek Müslümanlığa iftira etmiş oluruz. ‘Hiç Müslümanlık yok’ desek o zaman da insanlara iftira etmiş oluruz.

Müslümanların dünya muvazeesinde katkıda bulunacaklarına şu anda ihtimal vermiyorum. İslam dünyası, şimdilerde belli ölçüde bir aydınlanma olsa da çok cahil. Ferdi Müslümanlık var olduğu şahsen görmüyorum. Başkalarıyla münasebet içinde olabilecek ve aynı zamanda bir birlik teşkil edebilecek, müşterek problemlerini halledebilecek, kainatı yorumlayacak, kainatı çok iyi okuyacak, Kur’an’la kainatı mütalaa edebilecek, geleceği çok iyi okuyacak, gelecek adına projeler üretebilecek, istikbaldeki yerini belirleyebilecek Müslümanların adına kendi doğrularıyla Müslüman insanlar var. Kendileriyle mutabakata varılmış, icma ile test edilmiş, sağlam bir Kur’an telakkisine bağlanmış, defaatle test edilmiş bir İslami anlayışın var olduğu söylenemez.

--------------------

Fetullah Gülen-FBI görüşmesi


Fetullah Gülen’in Amerika’da görüştüğü kişiler arasında oldukça ilginç isimler var. Bunlar arasında FBI ve Dışişleri Bakanlığı’ndan görevliler de bulunuyor.

“FBI ve Dışişleri Bakanlığı görevlileri Fetullah Gülen’le ne görüşmüş olabilir” diye merak ediyorsunuzdur.


Merakınızı gidereyim.

Çünkü neler görüşüldüğünü Fetullah Bey’in açıkladığı bölüm kadar biliyoruz.


Nereden mi?

Nuriye Akman geçtiğimiz yılın Mart ayında ABD’de Fetullah Gülen’le bir görüşme yaptı. Zaman gazetesinde çıkan mülakatın konumuzla alakalı olan bölümünü aktarmak istiyorum sizlere.



Fetullah Gülen şöyle diyor:

“Tahkikat medeniyle biri FBI’dan, diğeri Dışişleri Bakanlığı’ndan iki genç insan geldi. Geldiklerinde ‘fikirlerinden de istifade edelim’ diye bir kaç soru sordular. Bana samimi olarak şunu sordular: ‘Siz Irak’ta Amerikalıların nasıl tasarrufta bulunmasını istersiniz? İşgalden sonra Irak’ta nasıl bir irade makul olur?’ Dedim ki: ‘İşgal olmuş, siz ne derseniz deyin, halk bu meseleye işgal diyor. Benim fikrimi soruyorsanız Irak’ta öyle bir demokrasi kurun ki, Türkiye’den ileri olsun. Türkiye’ye imrenmesinler, Müslümanlara öyle müsamahalı davranın ki Iran’a imrenmesinler” (Zaman, Nuriye Akman, 26.03.2004).




ABD’de yaşayan Fetullah Bey, FBI uzmanlarına ve Dışişleri’nde görevli diplomatlara işte böyle öğütler veriyor:

“Irak’a öyle bir demokrasi getirin ki…”


“Irak’ta Müslümanlara öyle müsamahalı davranın ki…”

Tabii bunlar kendi görüşleridir. Kendi dünyasına ait tavsiyeleridir. Destekleyeniniz olabilir, karşı çıkanınız olabilir.

Ama Irak’ta bir işgal var. Bir islam toprağı haçlı ordusu tarafından ele geçirilmiş. Yüzbinlerce masum sivil olmüş. Bebekler, kadınlar, yaşlılar, öldürülmüş. Camiler yıkılmış. Kutsal mekanlar tahrip edilmiş. Samarra’da genç kızların ırzına geçilmiş.




Bütün bunları meydana getiren bir ülkenin FBI uzmanları, Dışişleri görevlileri, Pentagon elemanları, şunlar bunlar, mesela sizin yanınıza gelip görüşünüzü sorsalar, siz ne söylerdiniz?

Mesela ben olsam şöyle söylerdim:

“ABD ordusu Irak’ta uluşlararası hukuka aykırı olarak insanlık dışı bir işgalde bulunmuştur. Yüzbinlerce masum insanı vahşice katletmiştir.

İşgalci güçlerin demokrasi anlayışı bana göre budur: Kan, gözyaşı, katliam.

Sizin Irak’a getireceğiniz en güzel gelişme Irak’ı terk etmektir.


Irak halkının sizin getireceğiniz demokrasiye ihtiyacı yoktur.

Irak halkının sizin vereceğiniz hoşgörüye de ihtiyacı da yoktur.

Bir müslümanın İslam’ı yaşamak için Hristiyanın ona tanıyacağı müsamahaya asla ihtiyacı olamaz.

Irak için yapabileceğiniz tek şey, bu ülkeden defolup gitmenizdir.”

Ben olsam böyle söylerdim. Kuşkusuz benim gibi düşünen milyonlarca insan var Türkiye’de.

Ama ne diyelim; Fetullah Gülen’e “Neden FBI uzmanlarına, Irak’tan defolun gidin” demedin, diye soracak durumumuz yok.

Aramızda dağlar var.


__________________




Zamanı Gelmişlerin Yası Tutulmaz...(Why So Serious ?)

kaynak: http://fetos.wordpress.com

---------------------------------------------



Şirk koşanlara iman edenler şu soruları iyi okuyun düşünün ve cevap verin.



-CIA ajanları niye fethullah a kefil oluyor? fethullah ı nerden tanıyorlar ve aralarında nasıl bir ilişki varki kefil oluyorlar.

-Dini,vatanı,namusu ve onuru için savaşan HAMAS'a, Lübnan HİZBULLAH'ına, IRAK'lı direnişçilere, AFGAN mücahitlere düşman olan onlara terörist diyen Haçlı Katil ABD niye fethullahı övüyor, ona destek oluyor, ekonomik yardım yapıyor?

-Haçlı savaşı diye Irak'a saldıran demokrasi diye esaret ve zulüm götüren milyonlarca müslümanı katleden, bacılarımıza tecavüz eden bu şeytan ABD'ye niye tepki vermiyor,neden susuyor ve onun bu katliamlarını onaylıyor.

__________________
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

Said-i Nursi''den Gülen''e; Diyaloğun sonu Hıristiyanlık!


Said-i Nursi''den Gülen''e; Diyaloğun sonu Hıristiyanlık!


Engin Ardıç, meseleyi "Meleklerin cinsiyetini tartışmak" zannetse de son zamanlarda Türkiye''de olup bitenler, sadece Türklerin değil, bütün insanlığın geleceği ile ilgilidir. Çünkü bu tartışmalar, bilimsel zihniyetin nasıl inşa edilebileceği ile ilgilidir.

Türkler gibi tarih yapan bir milletin dini anlayışında operasyon yapılıyor, hatta Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk''ün belirttiği gibi, "Anadolu topraklarında 1000 yıldan fazla yaşanan İslam, ''Ilımlı İslam'' haline getirilmek isteniyor, namaz Hıristiyanlaştırılıyor, cami kiliseleştiriliyor. Bunu, küresel güçlerle Hıristiyan güçler planlıyor."
Öztürk, 1500 yıldır ilk defa, karma namazın Türkiye''de görüldüğünü belirterek, ''''Bunun, dini öğeleri kullanarak iktidar olmuş bir parti döneminde yapılması ve parti danışmalarından birisinin eşinin de burada yer alması önemlidir'''' diyor.


***

Ertuğrul Özkök ise yazısında bu defa önemli bir tespit yapmış. Fakat bu tespiti olumlu bir gelişmeymiş gibi sunuyor.


"İslami Kalvinizmi, yani Protestanlarınkine benzer İslami zihniyet reformunu hazırlayan ana damarlar nedir?" diye sorduktan sonra Avrupa İstikrar Girişimi''nin raporunda yer verilen Hakan Yavuz''un görüşlerinden alıntı yapıyor.
Yavuz, ilk ana damarın, Anadolu''daki "Sufilik" akımı olduğunu belirtiyor. Yavuz, Türkiye''de yani cumhuriyet döneminde ise İslami reformu, Said-i Nursi''nin başlattığını belirtiyor.

Özkök, "Türkiye''deki ''İslami Kalvinistlerin'' sayısı kaçtır?" diye sorduktan sonra "Eğer bunu Türkiye''deki Nurcuların sayısıyla ölçeceksek, raporun verdiği rakam şu: Nur hareketinin Türkiye''de tahmin edilen taraftarının sayısı 5-6 milyon" cevabını veriyor.
Özkök, kendisi soruyor:
"Türk ekonomisinin yeni motor zihniyetini oluşturan bu ''Kalvinist Müslüman'' veya ''Protestan Müslüman'' hareketinin fikri lideri kimdir?"
Yine kendisi cevap veriyor:
"Bana göre ''Kalvinist Müslüman'' hareketin lideri Fethullah Gülen''dir."
Çok doğru! İşte biz de bunu diyorduk.
Hakan Yavuz''un sufilik ve Saidi Nursi ile ilgili tespitleri de doğrudur!


***

Özkök, "Rahmetli Prof. Sabri Ülgener''in kitaplarını yeniden ve daha dikkatle okuma zamanı geldi" diyor ya, Ülgener, "İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası kitabında, tasavvuf ve mistizmin Osmanlı''yı nasıl çökerttiğini ortaya koyuyor. Yani Fethullah Gülen düşüncesinin Türkiye''yi çökerteceğinin dayanaklarını Ülgener''de bulabilirsiniz.
"Türk Weberi" denilen Ülgener bir iktisat profesörüydü, babası ise bir tasavvufçuydu. Ancak ona göre, Türk kozmolojisinin ürünü olan "Alp" karakteri "eren"leşince, "İnsan-ı Kamil olmak" dünyadan el etek çekip Tanrılaşmak gibi uygulanınca Osmanlı orada çökmüştü.


***

Yümni Sezen''in "Dinlerarası Diyalog İhaneti" kitabında anlattığı gibi, Saidi Nursi,1950''de Roma''ya, Papa 12.Pius''a Risale-i Nur Külliyatı''nı gönderdi. Saidi Nursi, Nur talebelerinin askere katılmak yerine Kur''an çalışarak zamanlarını değerlendirmelerini istiyordu. (Yakında ''insani redçiyiz'' diye ortaya çıkarlarsa şaşırmayın) Ve Nursi''ye göre, çağın mütecaviz dinsizliğine karşı Hıristiyanlarla ittifak sağlanabilirdi! Şöyle diyordu: "İman ehli, değil Müslüman kardeşleriyle, Hıristiyanların dindar ruhanileriyle de ittifak etmek, ihtilafları nazara almamak, niza etmemek gerekir."
Tıpkı bugünkü gibi değil mi?
Ona göre, Müslümanlık-Hıristiyanlık ittifakını bozmaya çalışan komünistlere karşı üç zümre, Nurcular, Hıristiyan Ruhaniler ve Misyonerler uyanık olmalıdır. (Emirdağ Lahikası, 1, 1712)
OPUS DEI cemaatinin kullandığı "hoşgörü" ve "diyalog" sloganları ile ortaya çıkan Fethullah Gülen''in, üstadının izinden gittiği çok açıktır.
Thomas Michel diyor ki, "Papa John Paul ve S. Nursi''nin fikirlerini mukayese ettiğim zaman şok edici benzerlikler görüyorum."
Fethullah Gülen de biliyorsunuz Papa''ya "Dinlerarası diyalog misyonunun takipçisi olduğunu "Rabbin aciz kulu" imzalı bir mektubu Papa''ya bizzat vererek ilan etmiştir!


***

Ertuğrul Özkök, Sabri Ülgener''i okusun tabii ama, önce Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Doç. Dr. Sönmez Kutlu''nun "İmam Matüridi ve Maturidilik" kitabını okusun. Görecektir ki, Kayseri''de "İslami Protestanlık" gibi gösterilen iktisadi gelişmenin ana kaynağı, Türklerin genlerinde bulunan Maturidi felsefesedir.

Zaten, Protestanlık veya Kalvinizm, Maturidi''de billurlaşan, ama binyıllar öncesinden var olan Türk kozmolojisinin kötü bir taklididir.

Bizim yapacağımız iş, Maturidi''nin İslam anlayışını öğrenmek ve o kanaldan Türk kozmolojisini, yani kendimizi tanımaktır. Biz kendimizi tanımadığımız için, Türk kozmolojisinin taklidi olan ama esasen Zerdüşt ve Hermes''e dayanan ve ahlakı hiçe saydığı için emperyalistleşen Protestanlıktan, Kalvinistlikten medet umanlar, zavallı kitleleri peşinden sürükleyebiliyor!
Bizim aydınlarımız artık bu gerçeği görmek zorundadır.



yazar: Arslan Bulut

__________________
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

HAİNLİK ÖĞÜTLERİ-Risale-i Nur Denen Kepazelik! Kürt Sait'in gerçek yüzü(Hepsi kanıtıyla)

20 Ağustos 2008 Çarşamba

HAİNLİK ÖĞÜTLERİ-Risale-i Nur Denen Kepazelik! Kürt Sait'in gerçek yüzü(Hepsi kanıtıyla)

Ve işte Kürt Saidin GERÇEK YÜZÜ kendi sitelerinden kaynaklı olarak karşınızda!Bugüne kadar forumda bu adamı savunanlar bizlere'Hangi babayiğit kaynak gösterecek,risalelerden kanıt koyacak'diyordunuz işte MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİNDEN BİRİ çıktı ve beklenen gün geldi!Bu adamın ne mal olduğu kendi sitelerinden kanıtlarıyla birlikte bu konu başlığında!


Bu konuyu arşivleyin,yakınlarınıza,bu kepazeliği savunanlara kaynak olarak gösterin!Bir haftalık emeğin sonunda hazırlanan konuyu dikkatle okuyun!


BAŞLIYORUZ...


Zaman zaman hepimiz duymuşuzdur. Risale-i Nur denilen, safsata ve kepazeliğin dik alası kitapta;Ata' mıza hakaretler edilmekte,deccal denilmekte,kendini peygamber sanan bir deli, (Said-i Nursi!!!!) halkın beynini yıkamakta, o saçma kepazeligi Kur'an ile eş tutmakta, o saçmalıkların kendisine Allah tarafından geldigini söylemekte, pek çok keramet ve mucizeler oldugunu yazmaktadır.


Bunları çoğu kez duymuşuzdur ve bu safsata'nın tuzağına düşmüş, beyni yıkanmışlarla tartıştığımızda ise çoğu kez;

"Risale-i Nur'da öyle birşey yazmıyor, sen hiç 5000 sayfalık külliyatı okudun mu?" şeklinde cevaplarla karşılaşmışızdır.


Ee, doğal olarak o saçmalığı okumaya tenezzül etmediğimiz için ilgili sayfa ve maddeleri verememişizdir.

Sadece aydınlarımızdan okuduğumuz bilgilerle yetiniyor ve onlara güveniyorduk. Ancak sayfa ve madde no'su ile araştırmamıştık...

İşte, şimdi o an geldi... Bu beyni yıkanmışlara anında sayfa ve madde no'suna kadar herşeyin cevabını verebilecek çalışmayı sizler için bir kaç haftalık çalışmadan sonra hazırladık...


VE TEPKİMİZ BU NOKTADA BAŞLAYACAK!!!!

Sizlerle ortak bir plan, strateji belirleyip bu saçma Risale-i Nur denilen kitabın, Ata' mıza hakaret eden bu saçmalığın,insanların beynini yıkayıp kandıran, hatta Rusya'da bile faaliyetleri yasaklanan bu kepazeligin son bulması için gerekli yerlere tepki gösterecegiz...

Hedeflerimizi sizlerin de görüşleri doğrultusunda belirleyeceğiz.


Risale-i Nur saçmalıklarının belli başlı olanlarını sizlere sunuyoruz.

İlk önce o saçma kitaptaki ana temadan başlık attık.

Ardından ilgili kitabın sayfa ve madde no'sunu yazdık...


Ve daha sonra ilgili yazıdan bir paragrafı sunduktan sonra, paragrafın altında internetten de kolayca tastik edebilmeniz için ilgili sayfanın bağlantı yolunu (link) ekledik.


YAZILARI ARŞİVLEYİNİZ,ÇEVRENİZLE PAYLAŞINIZ,BÜTÜN BU KEPAZELİKLERİ ANLATINIZ..

(Hiç kimse,"bunlar yalan" diyemeyecek,çünkü hepsini kendi kitap ve sitelerinden belgeledik.)

************

İŞTE GERÇEKLER.

Mustafa Kemal'e deccal dedigi yer...

Şualar - Sayfa 361 -


http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=361


65: Süfyan ve bir İslâm deccalı, Mustafa Kemâl olduğu Beşinci Şuada anlaşılıyor.

66: Şapka fes gibidir. İman ile hiç alâkası yoktur

67-68: Şapkanın küfür alâmeti ve devam-ı ısrarı da dinsizlik olması üzerinde çok durmaktadır.

Şapkanın giyilmemesi için propagandaya ve kendi tabirlerince mücadele ve mücahedeye giriştikleri görülmektedir.

69: Nur talebelerinin şapka giymeyerek bere giydikleri müşahede edilmiştir.

70: Şapkanın küfür alâmeti olması ve sayılması bir iman haline geldiği gibi......

---------------------------------------------------------------

Mustafa Kemal'e katıksız kafir diyor!!!!!!!!!!!!!

Şualar, Sayfa 313


-Ezcümle, bir hadiste, "âhir zamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar,alnında 'Hâzâ kâfirün' (katıksız kafir) yazılmış bulunur" diye hadis var deyip benden sordular.

Dedim: "Bir acîp şahıs bu milletin başına geçer ve sabah kalkar,başına şapka giyer ve giydirir."

Bu cevaptan sonra bunu sordular: "Acaba o zaman onu giyen kâfir olmaz mı?"

Dedim: "Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat, baştaki iman o şapkayı da secdeye getirecek, inşaallah Müslüman edecek."

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=313


------------------------------------------------------------------------

Mustafa Kemal'e karşı Nurun tokadı ......dediği yer;

Şualar, Sayfa 334


İkinci esas: Neşriyatı gizlemesi - gizli düşmanlar yanlış mânâ verdirmesin.

Yoksa siyasete ve dünya âsâyişine temas cihetiyle değildir. Hem eski harfle teksir makinesini bir bahane bulmasınlar. Mustafa Kemal'e karşı Nurun tokadı ise HAŞİYE altı mahkeme ve Ankara makamatı bilmiş, ilişmemişler ve bize beraat verdiler ve Beşinci Şua ile beraber bütün kitaplarımızı iade ettiler. Hem onun

fenalığını göstermek, ordunun kıymetini muhafaza etmek içindir. Bir şahsı sevmemesi,orduyu muhabbetkârane senâ içindir.

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=334


---------------------------------------------

Şapkaya itiraz ediyor,sarhoş kıyafeti diyor!

Şualar, Sayfa 259


Sonra o zâlim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler:

"Sen, yirmi senedir bir tek defa takkemizi başına koymadın.

Eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetinle bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi."

Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupa-perest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye ve cebr-i kanunî cihetiyle girmektense, azîmet-i şer'iye ve takvâ cihetiyle, yedi milyar zatların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim. Benim gibi yirmi beş

seneden beri hayat-ı içtimaiyeyi terkeden adama "inat ediyor,bize muhaliftir" denilmez. Haydi, inat dahi olsa, madem Mustafa Kemal o inadı kıramadı ve iki mahkeme kırmadı ve üç vilâyetin hükûmetleri onu bozmadı; siz neci oluyorsunuz ki, beyhude hem milletin, hem hükümetin zararına, o inadın kırılmasına çabalıyorsunuz?


http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=259

-----------------------------------------------

Dehşetli adam rakı müptelası,başkalarını da alıştıracak diyor!!!!

Şualar, Sayfa 314


Sonra dediler:

"Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."


Ben de cevaben dedim: "Bir darb-ı mesel var. Çok israflı adama eli deliktir denilir. Yani elinde mal durmuyor,

akıyor, zâyi oluyor deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya müptelâ olup, onunla hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak."

Sonra birisi sordu ki: "O öldüğü zaman İstanbul'da dikili taşta şeytan dünyaya bağıracak ki, filân öldü."

O vakit ben dedim: "Telgrafla haber verilecek." Fakat bir zaman sonra,radyo çıkmış işittim. Eski cevabım

tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dârü'l-Hikmette iken dedim:

"Şeytan gibi radyoyla dünyaya işittirecek."

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=314

----------------------------------------------------------


Ve yine Mustafa Kemal'e söylüyor!!!!!



Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez, Çünkü bütün şerefi ve mânevî ganimeti o dostuna verip, orduyu şerefsiz bırakıyor.

Şualar sayfa 315

Beşinci Şuada sen hiç kalben nedamet etmedin mi ki, onu rakıdan ve şaraptan su tulumbası gibi tâbirlerle tezyif etmişsin?"

Ben onun bütün bütün mânâsız ve yanlış ve dostluk taassubuna mukabil derim: Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez,yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun ganimeti, malları,erzakları bir kumandana verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır.

Evet nasıl o insafsız, o çok kusurlu adamı sevmemekle beni itham etti,âdeta vatan hâini yaptı. Ben de onu, orduyu sevmemekle itham ediyorum. . Hakikat ise, müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate,orduya tevzi edilir ve menfîler ve tahribat ve kusurlar başa verilir.Eski Harb-i Umumîden biraz evvel, ben Van'da iken, bazı dindar ve müttakî zatlar yanıma geldiler.


Dediler ki: "Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor. Gel, bize iştirak et.Biz bu reislere isyan edeceğiz."

Ben de dedim: "O fenalıklar ve o dinsizlikler,o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mes'ul olmaz.

Bu Osmanlı ordusunda belki yüz bin evliya var. Ben bu orduya karşı kılıç çekmem ve size iştirak etmem."

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Sualar&Page=315

----------------------------------------------------------------------------------------

İngilizler, islamı kendi elinizle bitirin diyor..


Bugün kü F.G' de aynı yolda ilerliyor!!!!! Eski Amerikan Cia şefi, Ronald Kessler'in "Cia at War" kitabında da aynısı var!

Fetullah Gülen(ya da Fethullah), Dinlerarası diyalog ve ılımlı islama öncülük ediyor.

Yabancılar , aramızdaki dostluğun tek engeli islam diyorlar, yahudi ve hristiyanlar hakkındaki sert ayetler diyorlar.

İslam'ı kendi ellerinizle bitirin diyorlar.



İşte İngilizlere hizmet eden din simsarı said nursi, işte amerikanlara hizmet eden din simsarı fetto!!!! İkisi de aynı.... Aşağıdaki sözlerini okuyunuz...


Emirdağ Lahikası, Sayfa 277


Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; "Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden.

İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi.

Dedi ki:

"Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve

Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."

Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak

olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:


"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri-yâni İsmet'in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir."

Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "Din öldürülecektir."

Lozan Konferansının ikinci sayfası: "..... Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak.

Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette,İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte,hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de,hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir."

Nihaî Vesika Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında,"Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükselen itirazlara,Lord Gürzon'un verdiği cevap:

"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=277

------------------


Mustafa Kemal ve İsmet islamiyeti öldürüyor diyor!!!!

Emirdağ Lahikası, Sayfa 278



Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır."

Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?

Gizli anlaşmanın entrikası

Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile,Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu,tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

"Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."


Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş.

Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.

Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir.

Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur

tamamlanmıştır.

İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli

şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=278


---------------

Kur'an a zararlı, ölmüş gitmiş adam, Mustafa Kemal diyor!!!!!!!

Emirdağ Lahikası, Sayfa 247



Bana hücum eden garazkarların en esaslı sebebi, Mustafa Kemal in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar.

Ben de o garazkarlara derim ki:

Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükumetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla Kur'ân a zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi.

Ben de beş yüz seneden beri kahramanlığıyla ve hakperestliğiyle dünyaya meydan okuyan kahraman bir ordunun şerefini ve zaferini hilaf-ı hakikat olarak M. Kemal e vermediğim için,garazkar dostları, beni yirmi senedir bahanelerle tazip ediyorlar.


Evet, mahkemede ispat ettiğim gibi, "şerefler, müsbet hayırlar,maddi-manevi ganimetler orduya, cemaate verilir, tevzi edilir; kusurlar, menfi icraatlar başa, reise verilir" diye bir kaide-i hakikatle, "Kahraman ordunun ve bilfiil asker ve asker başında çalışan cesur zabitlerin zaferleri ve şerefleri Mustafa Kemal e verilmez;

belki kusurlar, hatalar yalnız ona verilir" diye, beni onu sevmemekle itham edenleri, kahraman orduyu sevmemekle ve şereflerini kırmakla itham edip, onlara hain-i millet nazarıyla bakıyorum.

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=247

------------

Sözde bir hadis-i şerif'te islamiyetin zararına çalışacak birinden bahsediliyormuş ve bu kişiyi Mustafa Kemal olarak kendine göre tefsir etmiş!!!!

Emirdağ Lahikası, Sayfa 248


O, beni taltif etmek ve bütün vilayat-ı şarkıyeye vaiz-i umumi yapmak için, Ankara ya istedi.

Ben oraya gittim. Bu gelen üç madde, beni, onun dostluğundan vazgeçirdi. Yirmi sene inzivada azap çektim, dünyalarına karışmadım.

Birinci madde : Bir hadis-i şerifin, ahir zamanda an anat-ı İslamiyenin zararına çalışacak diye haber verdiği adam bu olduğunu ef aliyle göstermesidir. Ben, otuz altı sene evvel o hadisi tefsir etmiştim.

Aynen bu adama manası çıkmış. Mahkemedeki müdafaatımın üçüncü esasında izahı var.

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=EmirdagLahikasi&Pa ge=248

--------

Reis-i Cumhura Gönderilen İstidanın Zeylidir Ki Mecbur Oldum .

"Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif'in ihbariyle Kur'an'a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal'in o adam olduğunu zaman gösterdi.


Emirdağ Lâhikası

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3669&a

-----------------

Risale-i nur'u herkes okuyabilir ve kimse itiraz etmez diyor!!!!

Haşiye O muhakkiklerden tek birisi Risale-i Nur'dur. Yirmi senedir en muannid filozofları ve mütemerrid

zındıkları susturan eczaları meydandadır. Herkes okuyabilir ve kimse itiraz etmez.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1817

(sayfanın en altında yazıyor.)


--------------------------

Bir kepazelik olan Risale'nin,askerlikten ve kutsal savaştan üstün olduğunu söylüyor!!!

Nur' cular askere gitmiyorlar,kaçıyorlar!Gidenler ise o gözbebeğimiz TSK'yı yıkmak için ellerinden geleni yapıyorlar!!!!!!

Bakın aynen şöyle diyor;



Risale-i nur öyle değerli bir kitaptır ki ,kuranın onda yansıyan nurlarına hizmet etmek ,askerlikten ve kutsal savaştan daha üstündür.benim elimde fırsat ve param olsa, Risale –i nur hizmetinde olan değerli kardeşlerimi askerlikten kurtarmak için; bin lira karşılığında bile olsa bedeli öder ve kurtarırım onları.

Lemalar | On Altıncı Lem´a | 156




Ve ayrıca yine Atatürk'e atıfta bulunarak "başların çoğu sarhoş,okumaz. Okusa da anlamaz" diyor!!!

Diyorlar ki:

"Madem sizin elinizdeki nurdur, topuz değildir. Nura karşı muaraza edilmez ve nurdan kaçılmaz ve

nurun izharından zarar gelmez. Neden arkadaşlarınıza ihtiyatı tavsiye ediyorsunuz, çok nurlu risaleleri halklara gösterilmesini men ediyorsunuz?"

Bu suale karşı cevabın muhtasar meâli şudur ki:

Baştaki başların çoğu sarhoş, okumaz. Okusa da anlamaz, yanlış mânâ verip ilişir. İlişmemesi için, aklı başına gelinceye kadar göstermemek lâzım geliyor. Hem çok vicdansız insanlar var ki,garaz veya tamah veyahut havf cihetiyle nuru inkâr eder veya gözünü kapar. Onun için, kardeşlerime de tavsiye ediyorum

ki, ihtiyat etsinler, nâehillerin eline hakikatleri vermesinler.

Hem ehl-i dünyanın evhâmını tahrik edecek işlerde bulunmasınlar. Haşiye http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1330&


--------------------------------------------------------------------

"Risale-i nur,kalbi,ruhu,duyguları aydınlatan ve insanların her derdine ilaç olan bir kitaptır. " !!!!!! diyor!!

Lemalar | Fihrist | 365

bütün musîbetzedelere mânevî bir tiryak ve gâyet nâfi bir ilâç hükmünde bir risâledir.

Bu risâle, maddî musîbetleri, ehl-i îman için musîbetlikten çıkarıyor.

Asıl ehemmiyetli musîbet, kalbe ve rûha gelen dalâlet musîbetleri olduğunu beyân ettiği gibi, musîbetzedelerin ömür dakikaları ehl-i sabır ve şükür hakkında ibâdet saatleri hükmüne geçip, şekvâ kapısını kapar, dâimâ şükür kapısını açar bir risâledir.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1586&a


-----------------------------------------------------

Kuranı kerimin ruhu risale-i nurun cesedine girmiştir.diyor!!!!

Emirdağ Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Lahikasının Zeyli | 74

O nurcunun sözünü aşırı bir şeymişl gibi düşündüğüm zaman , kuranın hakikatı bana bana manen şöyle seslendi:

cesede elbiseye bakma ; bana bak.O , benim hakkımda konuşturuyor.Doğru söylemiş! Kuran böyle söyleyince bende artık itiraz etmedim.

Bu zat, doğrudan doğruya hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeyi bir şahs-ı manevi mahiyetinde, Risale-i Nur şahs-ı manevisinin cesedine girmiş ve eczalarının libasını giymiş bir tarzda, fevkalade bir sena ile ona hitap ediyor. Ben, baktıkça, birden itirazkarane hüsn-ü zannı pek ziyadedir tahattur ettiğim dakikada, hakikat-ı Kur'âniye manen dedi: "Cesede, libasa bakma; bana bak: O, benim hakkımda konuşuyor.

Doğru söylemiş." Ben daha ilişmedim.


http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3515&a

---------------------------------------------------

Risale-i nur, Kuran'ın bir mucizesi imiş... miş... miş!!!

Mesnevi-i Nuriye | Katre | 71

Risale-i nur kuranın bir mucizesi olduğu için , her şeyde bir marifet penceresi açmıştır.Bu kitap kurana mahsus bir sırrı çözerek,bir yıllık işi bir saatte görecek duruma ulaşmıştır.. Risale-i nur,peygamberin asası gibi , nereye vurmuşsa su çıkarmıştır.

Kur'ân ise, bize asâ-yı Mûsâ gibi bir hakikat vermiştir ki, nerede olsam, hattâ taş üzerinde de bulunsam, asâyı vuruyorum, mâ-i hayat fışkırıyor.

Âlemin haricine giderek uzun seferlere ve su borularının kırılmaması ve parçalanmaması için muhafazaya muhtaç olmuyorum


http://www.risaleara.com/oku.asp?id=2355

------------

Kur'ân ise, bize asâ-yı Mûsâ gibi bir hakikat vermiştir ki, nerede olsam, hattâ taş üzerinde de bulunsam, asâyı vuruyorum, mâ-i hayat fışkırıyor.

Âlemin haricine giderek uzun seferlere ve su borularının kırılmaması ve parçalanmaması için muhafazaya muhtaç olmuyorum

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=2356

----------

Çekirgeler, kuşlar bile Risale ile ilgileniyorlarmış!!!

Emirdağ Lâhikası | İkramı İzhar Mektubunun Tetimmesi | 61


Diğer yaratıklar nasıl risale-i nurla ilgileniyorlarsa,kuşlarda ,ilgilenirler elbette onunla … kuşlar risale-i nuru , başarılarından dolayı tebrik edip alkışlarlar.

risale-i nura çekirgeler , kuşlar bile ihtiyaç duyarlar .onun için risale-i nur okunurken gelir;onu dinlerler.hatta yalnızca risale-i nuru değil ;nur şakirtlerinin gelen mektupları bile dinledikleri olur bunların.

Marangoz Ahmed in gönderdiğimiz mektupları arkadaşlara gecede okumak zamanında, iki çekirge mektubun başına gelip ta bitinceye kadar dinlemelerini gördüm. Birkaç gün evvel biz mektubu yazarken,iki güvercin, mektubun makbuliyetini ve müjdeci serçe ve kuddüs kuşlarının müjdelerini tasdik ettikleri gibi, marangozun iki çekirgeleri de güvercinleri ve müjdeci kuşları tasdik ederek, "Biz dahi Risale-i Nur u tanıyoruz diye" lisan-ı halleri ifade ediyor diye latif ve manidar tevafuk olmuş.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3483&a

----------------------------------------------------

Yağmur ve şimşek meleği,risale-i nuru alkışlıyor.

Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Risale-i Nurdan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım


Güzel Mektuplar | 183



Risale-i nuru sadece kuşlar değil,gökte ve kuşlar bulunan her şey de alkışlıyor.Bu kitabın kerameti,yalnızca insanlar da,hayvanlarda,uçan kuşlarda değil,cansız cisimlerde bile kendini gösteriyor.Bu keramet karşı koyuyorsa yağmur yağmıyor.Ayrıca kuraklık oluyor.Gerekli kılıyorsa yağmur yağıyor.Yağmur ve şimşek

meleği,risale-i nuru alkışlıyor.Ona saygısızlık gösterildiği,aleyhine bir iş yapıldığı zaman yeryüzü itiraz ediyor.Bu yüzden deprem oluyor.Kainat,risale-i nurun serbest bırakılmasına sevinirken onun mahkum edilmesi toplattırılması karşısında hiddetle şidetini gösteriyor öfkeleniyor.(sikke-i tasdiki gaybi)

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3941&a


----------------------------------------------------------

2.Dünya savaşına katılmamızı Risalei nur engellemiş!!!!

Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Risale-i Nurdan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar | 180



"dünya savaşına katılmamızı önleyende risale-i nur olmuştur.

Risale-i nur kerametiyle bela ve felaketleri önlüyor.böylece risale-i nurun kerameti sadece yaratıklarda değil olaylarda da etkisini gösteriyor.anadoluya gelecek bela ve felaketlerin önüne geçmekte risale-i nuır en önemli bir rol oynuyor.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3938&a

------------------------------------------------------


Buradan sonra şimdi de risale-i nur denen kepazeliği kendi aklınca göklere çıkaran kürt saidi görüyoruz!Yazdıklarına iyi dikkat edin hepsi saçmalığın daniskası,deli saçması şeyler!Öve öve bitiremiyor garibim bu kepazeliği Kuran'da bile bu kadar mucize yok.Risale-i Nur'a laf edenlerin elleri ayakları kırılmış,hayatları ellerinden gitmiş,işleri bozulmuş bak bak sen okuyun aşşağıdakileri okuyun ne zartlamalar var...

Risale-i nur düşmanları teslim almak zorunda bırakan elmas bir kılıçtır.(sikke-i tasdiki gaybi Ölüm hakikatının muammasını yalnızca Risale-i nur çözmüştür.(meyve risalesi) Risale-i nur said nursiye Allah tarafından verilmiş.( bediüzzaman 1960 cevap veriyor)

risale-i nurun kerameti öldürücü zehirlerin 9 kat daha tesirlisini yutan adamı bile ölümden kurtarıyor.risale-i nurun kerametiyle bu kadar tesirli ve öldürücü zehir üstada yutturulmuş ama ona tesir etmemiş.( (sikke-i tasdiki gaybi) risale-i nurun kerameti kendisine önem vermekte kusur edenlere tokat vurmak biçimindede kendini gösterir.bu tokatlardan kimileri zecr ve ceza tokatıdırlar.kimileride şefkat tokatıdırlar.Risale-i nur tarafından vurulan tokat olaylarının sayısı 100 den fazladır.Vurulan tokatlarla bazı kimselerin işleri bozulmuş durumları sarsılmıştır.Bazı kimselerin sağlıkları bozulmuş hatta kalem tutan elinin parmakları kırılmıştır.Bazı kimselerin malları hatta hayatları ellerinden gitmiştir(Bu kadarda zartlama be).(lemalar risalesi)

Ekmek ve suya ne kadar ihtiyaç varsa,risale-i nura da o kadar ihtiyaç vardır. .(Emirdağ lahikası)

Peygamberimiz nasıl sadece kuran kerimin tercumanı idiyse üstatda risale-i nurun bir tercumanı durumundadır.(Oha artık bee adam kendini Hz.Muhammed'in yerin koyuyor yuhhhh) (hizmet risalesi)

Risale-i nur peygamberimizin risaletinin bir mirasını verir üstada.(iman hakikatlaeri)

Risale-i ur bu çağda , bu tarihte bir urvetil vuska kopmayan kulptur.Kopmaz bir zincirdir.Bir Allah ipidir.Bu Allahın ipinei elinei alıp tutunan kurtulur.(meyve risalesi)

şeraite nüfuz etmenin en kısa , en hatasız en zevkli yolu ; risale-i nura bağlanmaktır.( meyve risalesi)

risale-i nur kendisine hizmet edenleri , başta talebelerini mutlaka cennete götürecek.(sikke-i tastiki gaybi)

risale-i nur , herkese ,abı hayat=hayat suyunu , yani ölmezlik suyunu içiriyor.Musa peygamberin asası,nasıl bir taştan 12 çeşme akıttıysa ve gerek musayı , gerek beraberindekileri nasıl susuzluktan kurtardıysa,risale-i nurda öyledir.bir kuran asasıdır.(miftahül imam)


Risale-i nur ve talebelerinin uğraştıkları,yeryüzündeki bütün önemli görevlerden daha önemlidir.(hizmet rehberi) Risale-i nuru okumak , ona hizmet etmek bir ibadettir.Ona hizmet üç aylarda yapılan zikirlere bile tercih edilir(Risale-i nura hizmet oruç tutmaktan,üç aylardan daha da haırlıymış çüşşşşşş).( meyve risalesi) Risale-i nur u okumak ve yazmak , alim olmak için yeterlidir.Başka bir şey istemez. meyve risalesi) fazla değil yalnızca 1 yıl bu risaleleri ve onun verdiği dersleri okuyan kimse,bu zamanın en önemli en gerçek alimi olur.

Hatta hiç anlamasa bile,değil miki,risale-i nur talebelerinin manevi bir kişilikleri vardır.Öyleyse bu zamanın alimidir.Sizin kalemlerinizde,o manevi kişinin parmaklarıdır.Öyleyse hadiste gösterilen sevabı alırsınız.(nur meyveleri)


Risale-i nur bir elektiriğe benzer .Son derece yüksek ve derin bir ilimdir o.Öyleyken,ne tahsile,ne ders çalışmağa,hacet kalmadan,zahmet bile çekmeden herkes onu anlayabilir.(sikkeyi tasdiki gaybi)

Nur medreseleri eski medreselerden farklıdır.Eski medreselerde 5-10 yıl okumaya karşılık,risale-i nur okutulan yerlerde 5-10 hafta okumak yeter.Çünkü risale-i nur , 5-10 haftada 5-10 yıllık sonucu

verebiir. (sikkeyi tasdiki gaybi)


Risale-i nura itiraz edilemez.yapılacak bir itiraz,en ulu kişilerden kutubu azamdan da gelse aldırış edilmemelidir.(hizmet rehberi)

Risale-i nur günahlara kefarettir. (sikkeyi tasdiki gaybi)

Risale-i nur,herhangi bir günahın terk edilmesinden doğacak günahı bağışlattırır.(taryak)

Risale-i nur tek başına bir ordu kadar güçlüdür.( sikkeyi tasdiki gaybi)


Risale-i nurdaki güç hiçbir cemiyette , hiçbir komitede yoktur.(sözler risalesi)

Fethullah Gülen ve PKaKa işbirliği.


ABANT TOPLANTISI
ve KUSTULAR..!




[img=http://img147.imagevenue.com/loc1002/th_81339_fethullah-pkk-abd-ab_122_1002lo.JPG]


İŞTE 17. ABANT TOPLANTISI

Abant’ta, yeni anayasa önerisi adı altında, Kürt sorunu:Geleceği ve Barışı Birlikte Aramak safsatasıyla, görevi kimden almışlarsa APOYA AF İSTEME CÜRETİ dahil KUSTUKÇA, KUSTULAR...!


Abant Platformu’nun "Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" konulu 17. toplantısına konuşmacı olarak katılanlar İSLAMCI BASINDAN bildiğimiz isimlerdi. Sorozun kanallarında ve basınında arzı endam eden bu maaşlı fakat bilinçli toplum mühendisleri, ülkedeki son gelişmelerden cesaret almış olmalılar ki, adeta kustular ve kamuoyunun kafasını karıştırarak, ortalığı kirlettiler.


Amiyane tabirle “ Kustular ! ” diyorum çünkü; “ ağızlarındaki baklayı çıkardılar ” - “ maskeleri düştü ” falan desem, çok hafif kalacak. ABANT TOPLANTISININ sonuç bildirgesi ve oturumlarında yapılan konuşma metinlerini sizde okusanız, midelerindekini hatta kalın bağırsaklarındakini çıkardılarını sizde görür, ve KUSMUK'u az bile bulabilirsiniz veya bana hak verirsiniz. 4-5-6 Temmuz-2008. Mehtap TV ve Kanal 21 canlı canlı verdi.

Abant Platformu'nda 'kapsamlı' af çağrısı..!


Neyin ve kimin affı ? PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN AFFI !, BÖLÜCÜBAŞI APONUN AFFI !



Daha evvel 27-28 Mart 2008’de Diyarbakır’da yapılmak üzere kararlaştırılan, Abant Toplantısı veyaonların deyimiyle, Platformu'nda düzenlenen Kürt sorununa çözüm Toplantısının düzenleme kurulunda gazeteci yazar Ali Bulaç, Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, Dr. Ümit Kardaş, Altan Tan ve Abant Platformu Genel Sekreteri Salih Yaylacı gibi isimler vardı ve Toplantı Türkiye gündeminin müsait olmaması nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmişti. Ergenekon operasyonundan sonra tarih müsait olmuş demek ki, bu ihanet toplantısını gerçekleştirdiler. Toplantının içeriğine bakınca, insan böyle düşünmeden yapamıyor doğrusu.


Toplantının sonuç bildirgesinde ; Kürtler için anadilde eğitim, bir arada yaşamanın gerekliliği, demokratikleşme sürecinin devamı ve AF istendi. Kapsamlı bir af zemininin oluşturulması, bu defa yüksek sesle dile getirildi. Üç gün süren sempozyum, dün sona erdi. İsimlerinin başında PROF gibi titirler bulunan Prof. Dr. Mete Tuncay (Başkan), Altan Tan ve Prof. Dr. Mümtazer Türköne tarafından sesli ve yazılı açıklanan sonuç değerlendirme metninde ; "Her türlü şiddet ve şiddet içeren yöntem reddedilmeli " denilerek, ordumuzun PKK’ya dönük operasyonlardan vazgeçmesi dolaylı olarak istenildi, "Yeni acıların yaşanmaması için bir tecrübe olarak hatırlanması gerekir" ifadesi ile de, bana göre aba altından sopa gösterildi.



ABANT TOPLANTISI, diye adlandırılan bu toplantıların mimarı, Amerika’da yaşayan Said-i Nursi yani Said-i Kürd-i’nin varisi Fetullah GÜLEN’dir. Dünya ülkelerinde 11 yıldır yapılagelinirken AKP’nin iktidarından sonra ABANT’ta 6.sı yapıldı bu sene. ABANT Ruhunu yansıtmışmış! Ben, hatırlayamadım ABANT RUHU ne demek ? Göl kenarında, yüzme havuzlarında, 5 yıldızlı otellerde keyf sürmek mi acaba? Yoksa Cumhuriyete atılan dinamitin fitilini ateşlemek mi ? 2. Cumhuriyetçilik mi ?


KÜRT SORUNU, kürt sorunu derlerdi de, bir türlü açınımını yapamazlardı. Çünkü o zamanlar sıkmıyordu ! Şimdi ERGENEKON, ANAYASA MAHKEMESİ falan, ortalık toz duman yaaa. Onların aradığı bulanık su ortamı var ve puslu havayı gördüler ve ortaya çıktılar ve kustular bence…!



AKP’nin kuruluş temelinin, 16-19 Temmuz 1998 tarihinde Abant’ta yapılan bir toplantıda atıldığı da ayrı bir gerçekmiş. Bu tarihli toplantıda alınan kararlar gereği AKP SİYASİ HAREKETİNE ivme kazandırılmış. Garip değil mi ? ABANT RUHU, bu mu yoksa ? Tesadüf mü bilemem, AKP'nin eski kurucusu Abdüllatif ŞENER bile, 17. ABANT Toplantısının sonuna denk gelen bir günde, PARTİ KURACAĞINI açıklayıverdi. Yeni ivme..!



1998 yılı Toplantısını, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı düzenlemişti. Bu vakfın Onursal Başkanı, Fethullah Gülen’di. 1. Abant Toplantısı olarak adlandırılan o toplantının bilimsel başkanlığını ise, Prof. Dr. Mehmet Aydın yürütüyordu. Daha sonraki toplantıların da düzenleyicisi olan Sayın Aydın, 2002 Kasım ayında yapılan seçimlerle, AKP’den TBMM’ye girmiş ve Devlet Bakanı da olmuştur. O ilk toplantıda yer alan bazı isimler şunlardı hatırlayalım :


Prof. Dr. Ahmet Arslan, Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu, Yard. Doç. Dr. Durmuş Hocaoğlu, Prof. Dr. E. Nazif Gürdoğan, Fehmi Koru, Halit Refiğ, Hüseyin Gülerce, Ali Bulaç, Prof. Dr. Bekir Karlığa, Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu, Prof. Dr. Mehmet S. Aydın, Prof. Dr. Salih Akdemir, Prof. Dr. Süleyman Ateş, Prof. Dr. Yaşar N. Öztürk, Prof. Dr. Ahmet Y. Özemre, Prof. Dr. Burhan Kuzu, Dr. Cüneyt Ülsever, Doç. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Av. Kezban Hatemi, Dr. Mehmet Ali Kılıçbay, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, Namık Kemal Zeybek, Nevval Sevindi, Prof. Dr. Niyazi Öktem, Doç. Dr. Sami Selçuk.


2008 toplantısında ise; kimler yok ki ? - Platform Başkanı olarak Mete Tuncay, - Bolu Valisi Halil ibrahim Akpınar, – Prof. Dr. Mehmet ALTAN, - AKP Diyarbakır milletvekili Abdurrahman Kurt, - AKP Ankara Milletvekili Zeynep DAĞI ve İhsan DAĞI, -MİT eski müsteşarı Cevat ÖNEŞ, - Doç. Dr. Kemal SAYAR, -Gazeteci Yazar Ümit FIRAT,- Gazeteci Cengiz ÇANDAR, Gazeteci Ali BULAÇ, - HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu, - Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet KAYA, - Araştırmacı yazar Mustafa AKYOL, -Prof. Dr. Mümtazer TÜRKÖNE, - Hakkari’den gelen Av. Rojbin Tuğan KALKAN v.d.



KUSMUKLARDAN BİR DEMET SUNAYIM ; " Her türlü şiddetin ve şiddet içeren yöntemlerin mutlak olarak reddedilmesini, Kürt Sorunu’nun çözümü için vazgeçilmez bir ön şart addediyoruz. Kürtlere ve diğer unsurlara yönelik asimilasyon politikalarını reddediyoruz. Türk ve Kürt ayrımının karşılıklı olarak homojenleştirmek, ötekileştirmek ve yabancılaştırmak amacıyla kullanılmasına karşı çıkıyoruz.

Kürtlerin yoğun oldukları doğu ve güneydoğu bölgelerimizde ekonomik kalkınma büyük önem taşımakla birlikte, yöre insanlarının şeref ve haysiyetlerinin hak ettikleri gibi yüceltilmesi de zorunludur." (şeref ve haysiyet istiyorlar? Kim yok ettiyse?)


" Kürt sorunu etrafında hukuk devleti sınırları dışına çıkan bütün uygulamaları reddediyoruz. Irak’ta yaşayan tüm halklarla birlikte Kürtler de bizim kardeşimizdir. Kürt Federe yönetimi ile her türlü dostane ilişkinin geliştirilmesini elzem görüyoruz." (BARZANİYİ tanıyın ve muhatap alın ! diyorlar.)


“ Kürtlere dönük asimilasyon” ifadesinin diğer Türkiye vatandaşlarını da ilgilendirmesi gerektiği konusunda istek yapıldı. Katılımcıların da onayıyla bu kısma <diğer unsurların da> ibaresi eklendi." (Diğer unsurlar kim mi? Lazlar, Çerkezler, Gürcüler v.s) Asimile ediliyormuş Türkiye halkı da haberimiz yokmuş ! JENOSİT demediklerine dua edelim.



Katılımcıların İNCİLERİ ?

- Araştırmacı Yazar Mustafa AKYOL ; “ Bütün Türkiye Kürdistan’dır, İstanbul başkenttir. Çünkü en büyük Kürt kenti İstanbul'dur. Bütün Türkiye aynı zamanda Türkistan’dır.” (Ölmüşüz de…, Eyvah ki eyvah!)




- Prof. Mümtazer TÜRKÖNE ; “ Ben asker çocuğuyum. Asker ölüsünde yaşananları hissedebiliyorum ama dağda öldürülenlerin acısını da anlıyorum. “ (Yazıklar olsun sana ! asker babandan yediğin ekmeğe rağmen, benim şehidime ASKER ÖLÜSÜ ! diyorsun, )



- İhsan DAĞI ; “ Türkiye Cumhuriyeti kendini kuran milli kültürlerin üzerinden bir silindir gibi geçti. Fakat geçemediği ortaya çıktı ve bugün şimdi işte o kurucu kültür tekrar ortaya çıkmaya başlıyor.” (Türkiye Cumhuriyetini kurduklarını iddia ettiler ya ; bize yol görünüyor dostlar, yol…Adını becerememişler, şimdi düzeltip KÜRDİSTAN yapacaklar herhalde !)

- MİT’çi Cevat ÖNEŞ:“Aydınlığın yolunu, gerçek anlamda demokratlar açacaktır.” ( Aydınlıktan ve demokratlardan kastedilen neyse? )




- Gazeteci Yazar Ümit Fırat :“ Tek parti döneminde Kürtlere baskı yapıldı ve Çıkarılan Takrir-i Sükun kanunuyla başlatılan diktatörlük döneminde, idam edilen onca insanın cesetlerini bile vermediler.” (CHP-İNÖNÜ dönemine atfetmiş)



- Doç. Dr. Kemal SAYAR :“ Biz ve Onlar : Kürt Sorununda Psikolojik Dinamikler’di.”



- Cengiz ÇANDAR ; “ Kürt yoğun bölgelerde Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi ve hatta trafik levhalarındaki uyarıların, Kürtçe ve Türkçe olarak birlikte yazılması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürtlerle Türkler'in ortak devleti haline gelecek bir dönüşüm geçirmesi lazımdır. “ (Kürdistan-Türkistan ortak devleti yani ! ) Ey ÇANDAR, SENİNLE ORTAK OLAMAM kusuruma bakma !





Bir tespitimdir, belki katılırsınız belki katılmazsınız. Dağdaki ve ovadaki BÖLÜCÜ kürtlerimiz Amerikalılara bayağı benziyorlar. Onlarda uzak plan yapmışlar. Önce solcularla, komünist ve marksistlerle devlete karşı, vatanseverlere-ülkücülere karşı savaşmışlar, sonra alevileri yanlarına çekmeye çalışmışlar, en sonunda da damarı bulup DİNDAR olmuşlar. Şimdi de; din-tarikat kisvesiyle, KÜRDİSTAN kurmaya kalkışıyorlar. ILIMLI İSLAM bayağı işlerine yaramış ! BOP Projesinin parçası olmalarından belli değil mi ?


Yukarıda sunduklarıma göre ; ABANT OPERASYONU gerekmiyor mu acaba ? 17 ABANT Toplantısına katılanları alsak mesela, konuştuklarını ve imzaladıklarını önlerine koysak neler olurdu acaba ?

Sizden ricam ; lütfen bir daha, bir daha okuyun ve okutun ve anladıklarınızı tartışın. Ben dehşet içerisindeyim. Bu yazımı kaleme alırken mübarek sabah ezanı okundu. KUSULANLARI temizlemem lazım ! ABANT ile ilgili yorumlarımı yarın sunacağım.
__________________

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

Taraf'ın finansörü Fethullah!


DÜĞMEYE BASILDI, DÖRT KOLDAN PARA AKIYOR

Taraf'ın finansörü Fethullah!

Taraf'ı çıkaran Alkım Gazetecilik, 1992'ye kadar küçük bir yayıneviyken ve batma noktasındayken birdenbire durumu düzeltti. Alkım Yayınevi'nin borçlarını Fethullah bağlantılı Albaraka Türk çekleriyle ödemesi yayıncıların dikkatini çekmişti. O tarihten sonra, birileri, Savaş ve Başar Arslan kardeşlere "yürü…" dedi. AKP iktidarıyla birlikte ise "kanatlandılar" ! Arslan kardeşler, Brüksel'de büro açıp AB'yle de ilişkiye geçtiler…


Fethullahçı gladyo TSK'ya karşı Ergenekon operasyonunu başlatırken, Pentagon, Taraf için de düğmeye bastı.Yasemin Çongar, Amerika'dan görevli olarak gönderildi. Burada, ABD İstanbul Başkonsolosluğ u kolları sıvadı. "Vatanı bir kadın memesine satarım" sözüyle meşhur Ahmet Altan, 30 bin YTL maaşla gazetenin kuruluş görevini üstlenmesi için ikna edildi. Taraf yayına başladıktan sonra ayrılacağını söylemişti, ayrılmadı, genel yayın yönetmeni oldu.

Gazetenin sahibi, Alkım Gazetecilik adına Başar Arslan oldu. Ahmet Altan'ın belirttiğine göre Başar Arslan yayın çizginse hiç karışmadı, odasını bile Altan'a bırakıp gitti.



İLK DESTEK FETHULLAH CEMAATİNDEN


Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajda, Taraf gazetesinin ilan gelirlerine dayanacağını söylemişti.

15 Kasım 2007 tarihinde yayına başlayan Taraf'taki ilanlara bakıyoruz, "Alkım Yayınları" dışında, 2008'e kadar ilk bir ayda "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği" ağırlıkta.


Kimse Yok mu Derneği 2002 yılında Fethullah'ın Samanyolu Televizyonu bünyesinde "Kimse Yok mu?" programı ile başladı. AKP iktidarı Kimse Yok mu Derneği benzeri vakıf ve dernekler için gelir vergisi kanununu değiştirdi, bu derneklere yapılan bağışlar vergiden muaf tutuldu… "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği", şimdi 5 kıtada faaliyet yürütüyor, katrilyonlara hükmediyor.

Uzmanlar, Fethullah cemaati üzerinden aktarılan paraların asıl kaynağının Amerika olduğunu, Soros'un açık toplum enstitüsünden geldiğini belirtiyorlar.

Devletin Halkbank ve Vakıfbank'ı ile Fethullah Gülen, daha ilk aydan Taraf'a ilan verenler arasındaydı!



DEVLETİN TMSF'Sİ BASTI, DAĞITTI

Taraf'ın tanıtım ilanları da Fethullahçı Zaman gazetesi tarafından yayımlandı. Hem Zaman, hem Fethullah'ın diğer yayın organı Aksiyon, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar röportajlarıyla gazetenin tanıtımını yaptı. Taraf'ın iki de transferi var Zaman'dan. Biri, bildiğiniz Etyen Mahçupyan, öbürü Gülen bursuyla Amerika'da eğitim gören Leyla İpekçi.

Taraf, bir devlet kuruluşunun, TMSF'nin elindeki Sabah'ın baskı tesislerinde (Princity) basıldı, dağıtımını da TMSF'ye teslim edilen Merkez Dağıtım yaptı. Alkım'ların TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'le yakın ilişkisi olduğu belirtiliyor.

Sabah gazetesi tüm tesisleriyle birlikte Damat Bey'in Çalık Holdingine devredildikten sonra ise Taraf, yine aynı tesislerde basılıyor, yine Çalık Holding'in elindeki Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtımı yapılıyor.

Çalık dışındaki taliplilerin Sabah ihalesinden en ufak bir ses çıkarmadan çekilmesinde de Amerikan-İsrail diplomatlarını n ya da istihbarat kuruluşlarının etkisi var mıdır, ne dersiniz?




ALTAN, "EGEMEN GÜÇ"TEN DAHA FAZLA DESTEK TALEP EDİYOR


"Eğer sizin sattığınız mal zararla satılıyorsa, bu zararı başka yerden karşılamak zorundasınız" demişti Ahmet Altan, Taraf gazetesi çıkmadan 5 gün önce. 10 Kasım 2007 tarihli Zaman'da yayımlanan röportajda Altan, sözlerini şöyle sürdürüyordu: "Bu da sizi bir yere karşı boynu eğik hale getirir. O yerin neresi olacağına siz kendiniz karar verirsiniz. Ya bir iktidardır, ya bir hükümettir, ya egemen bir güçtür, ya size ilan verecek olandır. Biz hiç kimseye karşı boynumuz eğik olsun istemiyoruz. 1 YTL'den satmamızın nedeni bu."

Ahmet Altan'ın anlattığına göre Fethullah cemaatinden gelen ilan paraları ile iktidarın baskı-dağıtım desteği, gazetenin 1 milyon liradan daha ucuza satılmasına olanak vermiyordu. Daha büyük paralar gerekiyordu.

Kendi deyimiyle "Vatan satıcısı" Altan, bağlı olduğu "egemen güç"ten daha fazla destek talep ediyordu.

O destek 4 ay içinde geldi. Taraf, 8 Mart 2008 tarihinden itibaren 40 kuruşa düşürüldü.



AYDA EN AZ 500 BİN DOLAR!

40 kuruşa gazete çıkarmak, ayda en az 500 bin dolar zarar demek. Yayın sektöründen işadamları, "Matbaanız ve dağıtım şirketiniz yoksa, zarar 1 milyar dolara yaklaşır" diyor.

Taraf, ilk 4 aylık yayın çizgisiyle bu parayı "hak etmişti"! Pentagon güdümlü Fethullahçı gladyo da daha çok satan bir "tetikçi gazete"ye ihtiyaç duyuyordu. Değişik gazetelerdeki bağlantı mekanizmaları artık temel operasyonlar için yeterli sonuç vermiyordu. ABD-İsrail bağlantılı Fethullah sermayesi daha aktif bir biçimde Taraf'a para akıtmalıydı.


4. ayında, Taraf gazetesine ve Alkım Yayınevi'ne "çok büyük para akışının başladığı" belirtiliyor.

Taraf odaklı para akışı ve karmaşık ilişkiler öyle boyutlara geldi ki, Aydınlık'ın edindiği bilgilere göre, 40 yaşında medya patronu olan Başar Arslan şu sıralar paniğe kapılmaya başladı.



İLK BÜYÜK ERGENEKON BASKININDAN 13 GÜN ÖNCE


Taraf gazetesinin 40 kuruşa düşürüldüğü tarih 8 Mart.

Fethullahçı gladyonun üçüncü ve ilk geniş kapsamlı Ergenekon operasyonunun tarihi 21 Mart.

21 Mart'ta Türkiye, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'ten, Cumhuriyet, Aydınlık ve Ulusal Kanal Genel Yayın yönetmenlerine, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'na varan geniş çaplı bir operasyonla sarsıldı.

İşte, Taraf o günler için çıkarılmıştı.



FETHULLAHÇI İSTİHBARATIN PSİKOLOJİK SAVAŞ BÜLTENİ


Taraf işin öylesine göbeğindeydi ki, sanık avukatlarına gösterilmeyen "belgeler" Fethullahçı gladyo tarafından Taraf'a servis ediliyordu. Bunların en çarpıcısı, baskından önce Alkım Yayınları'nın Ankara'daki bürosundan Taraf'a fakslandığı anlaşılan "Yargıtay Krokisi" belgesiydi…

Fethullah, Taraf'ı yalnız parayla değil, kirli haberlerle de besliyor.

Taraf, Fethullahçı istihbaratçıları n servis ettiği haberlerle çıkıyor. Emniyet'te yuvalanmış F tipi istihbararatçı ların basın bülteni gibi.

Ahmet Altan'ın medyayı peşlerinden sürükleme iddiasıyla, "Babıâli'nin kimyasını değiştireceğiz! " sözleri böylece anlam kazanıyordu.

Gazete hem F tipi istihbaratçıları n yürüttüğü psikolojik savaşın aracı misyonunu yürütüyor, hem de haber kaynaklarının Genelkurmay' dan olduğu yalanını ortaya atıyor. Bu da tipik bir istihbaratçı numarası. Fethullahçı Gladyo'nun çok sık başvurduğu bir tertip.



HER GÜN SATIR SATIR ÇEVİRİSİ YAPILIP, AB'YE SUNULUYOR


Gazeteyi çıkaran Alkım Yayınevi'nin sahibi Savaş-Başer Arslan kardeşler, Brüksel'deki büroları kanalıyla Avrupa Birliği'yle de ilişkiye geçtiler.

Taraf gazetesi'nin satır satır çevirisi yapılıp her gün Avrupa Birliği'nin önüne konuluyor!


AB, gazetelere doğrudan hibe yapamıyor ama yayınevlerine yapabiliyor. Alkım Yayınevi'nin, Ahmet Altan'ın "İçimizdeki Bir Yer" adlı romanının, 2004'te AB parasıyla basıldığı belirtiliyor. 1 milyon adet basılıp maliyetinin 4'te biri fiyatına satılan Altan projesi, AB fonlarınca desteklendi. Gazete bayilerine kadar ulaştırılan kitap için bakkallara bile standlar yerleştirmişti. Ardından, Alkım yayınları Sabah Gazetesi'yle işbirliği yaparak Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yüz Temel Eser'i basmıştı.

AB ile kurulan bu köklü ilişkilerin, bugün para kanallarının çeşitlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor.



HARİRİ'DEN ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ'NE…

Haziran alından itibaren Taraf'ta yayımlanan ilanlar çoğaldı ve çeşitlendi: Uluslararası Af Örgütü, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Asya Finas… İsrail-MI6 bağlantılı Hariri'ye satılan Türk Telekom'un tam sayfa ilanları Taraf'ta dikkat çekici sıklıkta yayımlanıyor.

İlan, bir gazeteye para aktarmanın yasal ve gözle görülür yöntemi. Ama tek yöntem değil.

Bir bankacı, "Unutmayın Türkiye'de para giriş çıkışı çok kolaydır. Hiç bir denetim yok" diyor.



TARAF AKP'Yİ HİZAYA SOKUYOR

Taraf, Nisan-Mayıs aylarında yaptığı yayınlarda "Ergenekon Ordu'ya uzanmalı" kampanyası yürüttü. Bu yayınlar sırasında Taraf, Tayyip-Gül bölünmesinde açıkça Abdullah Gül yanlısı yayın yaptı. Zamanında Taraf'a destek veren Tayyip Erdoğan, bu kez Taraf gazetesinde "korkaklıkla" suçlandı…


Yasemin Çongar, 2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da yayımlanan röportajında şöyle diyordu:

"Diyelim ki AK parti büyük bir pazarlık yaptı, Ergenekon'u güdük bıraktı, AB konusunda zaten durgun olan politikasını sürdürme sözü verdi, diyelim ki devletin antidemokratik alışkanlıklarını ve uygulamalarını sorgulamayacak noktaya geldi, o zaman kapatılmaz belki; ama AK Parti, AK Parti olmaktan çıkar. Bu toplum da önümüzdeki seçimde başka bir parti bulur kendine."



PSİKOLOJİK SAVAŞIN KARARGÂHI


Haziran'dan itibaren Taraf gazetesi, hemen her gün TSK'ya karşı bir yalan uydurup manşetine taşıdı. İşte birkaç manşet "haber":

- Genelkurmay'ı n yeni kontrgerilla planı (2 Haziran).

- Asker- Rektör kumpası (8 Haziran).

- Yakında darbe olacak (10 Haziran).

- Genelkurmay'ı n Türkiye'yi biçimlendirme planı (20 Haziran).


- Dağlıca baskını biliniyordu (25 Haziran).



ORG. BÜYÜKANIT: O GAZETEYİ FİNANSE EDEN KİM ONA BAKIN!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 20 Haziranda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı duvarına asılan Atatürk Rölyefi'nin açılış töreni sonrasında verilen resepsiyonda şunları söyledi; " O gazeteyi finanse eden kim, siz ona bakın; bakın sadece o gazetenin finansörü diyorum." Orgeneral Büyükanıt'ın "O gazete" dediği Taraf. Genelkurmay Başkanı, aynı resepsiyonda şunları da söyledi; "Dünyada bu kadar saldırıya uğrayan başka bir silahlı kuvvvetler var mı? Hele ki bu dönemde. Terörle mücadelede en başarılı olduğu bir sırada."

Gazete, 20 Haziran 2008 tarihli sayısında, Genelkurmay Karargahı'nda hazırlandığını iddia ettiği bir dökümanı manşet yapmıştı. İşte Org. Büyükanıt da "o gazetenin finansörü" nü bu son saldırıdan sonra gündeme getirdi. Aydınlık'a ulaşan bilgiye göre Genelkurmay Başkanı, bunları söylerken "finansörün" kim olduğunu da bilerek söylüyordu. Ama Taraf'ın Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, Fethullahçı para kaynakları apaçık olduğu halde, bu sefer de Genelkurmay Başkanı'nı "bildiği para kaynağını açıklamaya" çağırdı. Gazetenin 22 Haziran 2008 tarihli manşeti de bu yöndeydi.



… VE 1 TEMMUZ

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli iki subayın, Org. Hurşit Tolon ve Org. Şener Eruygur'un tutuklanmasıyla sonuçlanan son operasyonla birlikte Taraf, adeta bayram ilan etti. 2 Temmuz günkü manşet şöyleydi: Cumhuriyet tarihide ilk defa/ Darbeci paşalar göz altında.

6 Temuz 2008 tarihli Taraf'ın manşeti şöyleydi: Yargılanacaklar! Aynı gün, Emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen "Darbe günlükleri" Taraf gazetesince yeniden piyasaya sürüldü. Taraf bununla da kalmadı, bir darbe planı daha piyasaya sürdü.

Operasyon günü Taraf yine TSK'ya saldırı halindeydi. 1 Temmuz günü Taraf gazetesi, CİA'nın kontrolundaki Tuncay Güney'in ifadelerine dayanarak, Ordu'nun bölündüğünü öne süren bir manşetle çıkmıştı…




NEDEN TSK HEDEF?

Yasemin Çongar, Aksiyon'daki röportajında TSK'yı neden hedef aldıklarını anlattı. 1 Mart Tezkeresinin reddedilmesi Çongar'da, onların jargonuyla travma yaratmış anlaşılan. "Amerikan Merkezî Kuvvetler Komutanlığı askerleri gemide bekliyordu Türkiye üzerinden Irak'a geçmek için. Son anda savaş planları bozuldu" diyor Çongar, "Amerika'nın çıkarları Irak'ın bölünmemesinden yana. Yine o çıkarlar, Irak'ın bugünkü federal yapısını koruyarak Türkiye ile sağlam ilişkiler kurmasını gerektiriyor. "

Ahmet Altan da Zaman'a konuşurken TSK'nın Kuzey Irak operasyonuna şiddetle karşı çıkıyor ve şöyle diyor:

"Bunun bedelini kim ödeyecek? Onlar mı, çocuklar mı?"

Yine Yasemin Çongar, "Genç Siviller"in düzenlediği bir panelde "Ergenekon sadece toplum düşmanı değil, dünya düşmanı bir örgüt" diyordu, "Türkiye'yi dünyadan koparmaya çalışıyor." Kimden? Çongar'ın yanıtı şöyle: "Başta Avrupa Birliği'nden, ABD'den ve diğer ülkelerden de."



TSK DÜŞMANLIĞI, TARAF İÇİNDE DE TARTIŞMA YARATTI

Taraf'ın yayınları gazetenin kadrosu içinde de tartışma yarattı. Mayıs ayı içinde bazı muhabirler gazeteden istifa etti. 27 Mayıs 2008 tarihli Gerçek Gündem internet sitesinde "Ahmet Altan'a istifa şoku" başlığıyla yer alan habere göre istifacılar arasında Alev Er de vardı:

"Taraf Gazetesi'nin yayın politikasına dayanamayan yedi kişi ilişiğini kesti. Taraf Gazetesi'nin Fethullah Gülen-Abdullah Gül hayranlığı çalışanlarını da bıktırdı. Gazetenin yedi çalışanı yönetime istifasını sundu. Gazetecilerin ayrılma gerekçesinin 'yayın politikası' olduğu öğrenildi…"


"Bize böyle bir gazete yapılacağı söylenmemişti" diyordu ayrılanlar. "Demokrat, sivil, özgürlükçü bir gazete yapılacaktı. Ancak 17 Mayıs günü Deniz Gezmiş hakkında (ırkçı-yabancı düşmanı) diye bir yazı basıldı. Herkesin kafası karıştı. Biz de bu tablo içinde görünmek istemedik." Bir başkası şöyle konuşuyordu: "Fethullah Gülen ve Abdullah Gül yanlısı gazete yapılıyor. Belgesiz bilgisiz bir şekilde TSK karşıtı haberler yer alıyor. Bunu anlatmaya çalıştık. Ama kimse dinlemedi."

Haziran başında ise bir kısım Alkım Kitabevi üyeleri "sola ve devrimci değerlere karşı kampanya başlattığı için" üyeliklerinden istifa ettiler. "Biz artık niyetin ne olduğunu anlamış bulunuyoruz" diyordu istifacılar, "Vakit, Yeni Şafak, Zaman gibi bir yayın olacaksa Taraf gazetesi, kimsenin tuttuğu yok. Ancak net olarak açıklasın, Truva atını kimse oynamasın!"



İSRAİL KONSOLOSLUĞU' NDAN TARAF'A ZİYARET

Yalnızca Amerikan Konsolosluğu değil Taraf için kollarını sıvayan.

Gerçek Gündem adlı internet gazetesi, 8 Temmuz günü Taraf Gazetesi'ni İsrail Konsolosluğu' nda görevli bir kadın ile bir erkeğin ziyaret ettiğini yazdı. Ziyaretçilere üç de koruma eşlik etmişti. Haberde şu satırlara yer verildi:

Taraf'ın İstanbul Kadıköy'deki bürosunu ziyaret eden İsrail konsolosluğu yetkilileri, binaya zırhlı bir araçla geldi. Taraf'taki gazetecilerin Gerçek Gündem'e verdiği bilgiye göre, İsrail yetkilileri önce Yasemin Çongar'la ardından ise Ahmet Altan'la görüştü. Ziyaretçiler, Altan ve Çongar, daha sonra hep birlikte yemeğe çıktılar.



Yasemin Çongar'ın başka görevleri de var




Taraf için ta Amerika'dan getirilen Yasemin Çongar, "Milliyet'in önerdiği tepe yöneticilik teklifini de bağımsız gazetecilik yapabilmek adına reddettiğini" anlattı orda burda. Ayrıca onun görevi gazetecilikle, hatta Taraf'la sınırlı değildi.

2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da şöyle diyordu Çongar: "Batı artık Türkiye ile ilişkilerini tamamen devlet üzerinden değil, iş dünyası ve sivil toplum üzerinden de kurmaya başladı. Sadece İstanbul ve Ankara'yla değil, Anadolu ile de temas ediyorlar artık. Taraf için döndüğümden beri 7 ay içinde birkaç kez Güneydoğu'ya gittim, Orta Anadolu'yu 10 yıl aradan sonra gördüm…"

Çongar'la kol kola gördüğümüz isimlerin başında Yıldıray Oğur geliyor. Oğur, "Genç Siviller" adlı örgütün başkanı. Soros'tan besleniyor, Türkiye'de de "turuncu devrim" denemesine hazırlanıyorlar.

Adları daha yeni duyulmuştu ki, Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına getirilir getirilmez Yıldıray Oğur'u köşkte konuk etti. Oğur, Genç Siviller'in simgesi olan kırmızı Convers marka ayakkabı hediye etti Cumhurbaşkanı' na; "asker postalını protesto" anlamı taşıyordu Gül'e verilen hediye.



kaynak: http://www.gercekgundem.com


Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Powered By Blogger

    Videolar

    Tayyip Erdoğan: BOP Eşbaşkanıyım

    Link: sevenload.com

    Tayyip Erdoğan: Diyarbakır'ı BOP'un Merkezi Yapacağım

    Link: sevenload.com

    NİHAT GENÇ TÜRK GENÇLİGİNE SESLENİYOR​ - ARTIK UYUNMA ZAMANI

    Link: sevenload.com

    Abdullah Gül'ün Colin Powell ile Gizli İHANET Anlaşması

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen Hz. Muhammed'e gerek yok diyor

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen Müslümanların düşamanı Hristiyanlarla ittifak yapalım diyor.

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen Papaz okulu açılsın diyor

    Link: sevenload.com

    Fethullah Gülen ve Haçlı Komutanı Papa'nın elinin öpülmesi

    Link: sevenload.com

    CIA Ajanı Fethullah Gülen Gerçeği - 1

    Link: sevenload.com

    CIA Ajanı Fethullah Gülen Gerçeği - 2

    Link: sevenload.com

    CIA Ajanı Fethullah Gülen Gerçeği - 3

    Link: sevenload.com